Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '09

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
3113
 

Benim adım yok, ama söylenecek sözlerim var bu kez dinleyin!

Benim adım yok, ama söylenecek sözlerim var bu kez dinleyin!
 

Beni de duyun


Bir kadının sessizlikte kalmış sözleri;

Ben bir kadınım, buradaki yazılarınızı sessizce takip eden bir kadın. Ben de yazmak isterdim, yazdıklarımı sizlerle paylaşmak isterdim. Benim de söyleyecek sözlerim, şiir gibi hayallerim, paylaşacak dostluklarım olabilirdi. Ama benim buna imkanım yok. Çünkü benim burada yayınlanacak bir adım yok. Benim bu kadar bile, bir özgürlüğüm yok.

Ben, kadınım. İçinizden herhangi bir kadın. Yıllardır şiddetle mücadele etmiş bir kadın. Büyük bir kentte, kadınlığın zorluklarını bilmeden mutlu bir kız çocuğu olarak büyüdüm. Çalıştım ekmeğimi kazandım, hayatın renklerini tanımaya başladım. Her insanın ve her sözün göründüğü gibi olmadığını fark ettim. Bir çok kez yanıldığım da oldu.

Yalnız değilim biliyorum, benden daha kötü şartları olanları da biliyorum. Ben hiç değilse duyuruyorum sesimi kimliksiz de olsam.

Sözlerim erkeklere ya da kadınlara değil, tüm insanlara. Her tür şiddet, baskınlık, ne erkeğin ne de kadının hakkıdır. Çünkü kadın da, erkek de önce insandır. Hataları insanlar yapar, genelleyemem. Ne tüm erkekler aynıdır, ne de kadınlar.

Ailemde babamdan hiç şiddet görmedim. Bu yüzden yabancıydı bana bu tür şiddet. Bana öyle gelirdi ki, o şiddet uygulayan adamlar, başka dünyanın insanları. Hani sanki fark edebiliriz her haliyle onları. Ne kadar da çocukmuşum meğer?

İlk şiddeti evliliğimde gördüm. İlk gecem tecavüzdü, sonrası bana işkence. İçime kapanmıştım, kimseye bir şeyden bahsetmiyor mutlu görünmeye çalışıyordum. O evlilik öncesinde bana bu yüzünü hiç göstermemişti. Görünüşte ne kadar da masum, hatta acınacak haldeydi. Hiç sevmemiştim onu aslında. Yine de öyle inançlıydım ki kurulan yuvaya, aile birlikteliğine, hep mücadele ettim. Mücadele etmeyi ne kadar severmişim meğer?

Çalışmama izin verilmedi, ekmeğimi kendim kazanmaya alışkın bir insan olarak, nasıl da ağır gelmişti bana. Ama inancım vardı hala kendime, bilek gücünle başa çıkamazdım. Evdeydim ama sürekli okuyor, yazıyor yaşadığım keşmekeşin içinde zihnimi boş tutmuyordum. Keşmekeş diyorum, düşünce yapımla öylesine ters bir hayat felsefesiyle karşı karşıyaydım ki. Benim o tarz bir diyolağa girmeye, o yoldan savaş vermeye niyetim yoktu. Sustum çok kez, bu susuş en büyük isyandı aslında, anlayan olmadı.

Bir anı bir anını da tutmuyordu çok zaman, hatta karşımda bir melek mi, bir şeytan mı var diye sorduğum oluyordu kendi kendime. Bu konuda ne zaman konuşsak kaçak cevaplar veriyordu. Bir gün, tek bir yumruğuyla hastanelik oldum. Burnum kırılmıştı, hastanede durumumdan şüphelenmiş olacaklar, polisler ifademi almaya geldiler, yine onu ele vermedim. Düştüğümü söyleyip, yalan ifadeyle geçiştirdim. Üzülmüştü. Ama bu üzüntüsü, bir süre sonra yine saldırganlığa dönmesine engel olmayacaktı.

Küçük şirin bir evimiz vardı. Beni çok sevdiğini söylerdi her zaman. Güzel sözler söyler, sarılır sarılır öperdi. Kırmazdım onu, tüm kötü anları geçmişe gömmeye hazırdım, huzurlu bir yuvaydı ondan tek istediğim. Bir gün anlayacak, o da pişman diye düşünürdüm. Hafta sonları, gezmeğe giderdik. Yollarda bana sarılıp yürür, görenler sanırım bizi flört ediyor zannederlerdi. Oysa o iyi görünüşlerimizin, arkasında neler gizliydi?

Onun hatalarını olgunlukla karşılamaya çalışıyordum. En ufak bir hatamda, cezam ağır kesiliyordu. Yuvayı dişi kuş yapar derlerdi, canla başla düzeltmeye evimde hem maddi, hem de manevi düzen sağlamaya çalışırken kendimi unutmuştum. Kendime bakıyordum, yuvam için. Göz yaşlarımı silip, gülümsüyordum yuvam için. Kendim için, sevgiden, mutluluktan olmalıydı tüm bunlar. Demek yuvayı sadece dişi kuş yapmıyordu.

Düzelecek derken, birkaç zamanlık sessizliğin ardı yeni bir fırtınaya neden oluyordu. Yine böyle büyük bir fırtına ardından, intihar etmeye kalkıştım bir kutu hapla, yakalandım. Midem yıkandı, kurtarıldım. Artık ben de şuurumu kaybetmeye başlamıştım. O an hiçbir şey düşünememiştim, ben neyin mücadelesini veriyordum?

Beni deliler gibi sevdiğini söyleyen bir adam vardı karşımda. İnsan sevdiğine zarar verir mi? Benim sevgisizliğim, onun sevgisinden daha merhametliydi aslında. Bir yastığa baş koyduğun insanın seni, tekme tokat dövmesi ne demektir bilirim. Aynı kuvvet bende olsa, ben bunu yapmazdım. İnsan birlikte yaşadığı insana güvenmek ister, el ele yürüyebilmek ister. Şiddet gördüğü insanla, aynı yastığa baş koymak ister mi?

Bakınız etrafınıza, gazetelere, haberlere her yere… Kadını bile, kadın aşağılar çok zaman. Kendi evde bırakılmıştır. Eşinin baskılarına maruz kalmıştır, belki de buna mecbur kalmıştır. Ama acısını diğer kadınlardan çıkarmak istercesine, kocamdır döver de, der. Diyemez ki gerçekleri, gidecek yerim yok mecburum diyemez. Bir diğeri ise aldatılan kadınlara akıl verir. Kocanıza söylenmeyin, evde şöyle yapın, böyle yapın...

Akıllara Nasrettin Hoca fıkrasını getiriverir hırsızın hiç mi suçu yok?

Kadını dövmek, ona hakaret etmek gibi deyimlerin tartışması bile olmaması gerekir. Önce insan diye ne zaman bakmayı öğreneceğiz?

Sokaklar bile bizim için, erkeklere oranla daha fazla tehlike içeriyor. Erkek taciz eder, kadın suçludur, giyiminden ötürü hak eder. Hep kendine çeki düzen vermesi gereken kadındır. Ben mini etek de, dekolte de giymiyorum, kaşım gözüm mü oynuyor benim suçum ne tacize uğruyorum? Kadının giyimi değil, tacizcinin niyeti diye bakmazsak olaya. Kadını çarşafa da sokar, sokağa da salmazsınız. Ama bu zihniyete ödün verdikçe, çarşaflı kadınlarınızı da tacizden kurtaramazsınız.

Kadınlar acizdir ya, giyimiyle kuşamıyla korursunuz. Her şeyini kontrol altında tutarsınız. Hayatını kısıtlarsınız.Denetiminizdedirler. Kadınlar sizin nadide çiçeklerinizdir, zarar görsünler istemezsiniz.

Ben çiçek değil, bir insanım. Sokağa çıktığımda, otobüse bindiğimde her insan gibi ben de rahatsız edilmek istemem. Yolda yürürken karşıdan gelene çarpmamak için nasıl toparlanıp geçiyorsam, karşımdakinin de toparlanmasını beklerim. Bazı erkekler kendi yanlışlarının bedelini bizi kısıtlayarak ödetmesinler.

Çevrelerinde sergiledikleri hareketlerle, sözleriyle bizim haklarımızı çiğnemesinler de. Kadın hakları yerine önce insanlık hakları olarak bakılsın. Bize her alanda öncelikle bir insan gözüyle bakıp, insanlığın dışına çıkmasınlar.

Nefisten bahsedenler, kadının da nefsi vardır. Kadının da duyguları, arzuları vardır. Kadınlardan nasıl bunlara hakim olunması bekleniyorsa, erkekler de hakim olmasını bilmelidir. Herhangi bir tecavüz olayında, cezası kesilecek erkeğin ne gibi bir savunması olabilir? Cinayetin bile savunması vardır, nefsi müdafaa gibi. Ama tecavüz de, nasıl bir nefis müdafaası olabilir?

Çocuk yaşta tacize uğrayan bir kızın, karşısında o malum adamın nasıl aklandığını gözlerimizle görmedik mi haberlerde?

Erkeğin nefsi vardır, genelevler açılmıştır. Bedenler parayla satılmıştır. Yetmemiştir, yolda yürüyene, iş yerinde çalışana potansiyel mal gözüyle bakılmıştır bazı erkekler tarafından. Hiçbir insan mal değildir. Hiçbir insan bedeni de, parayla satılacak kadar değersiz değildir. O…u dedikleriniz de, bir aileden yetişti, o da birilerinin kızı, ya da kardeşiydi.

Sistem, sürekli oynadı kadının üzerinde. Şimdi iki tür kadın yaratıldı. Bedenini tamamen örten pardösülerle, başına türban takan, kimisi ipekler içinde, makyajlı Arabistan benzeri, kimisi çarşaflı İran modeli. Sistemin diğer türü ise, üretimi, aklı, ilmi, sanatı yerine görselliğiyle dikkat toplamaya çalışan, kadın modeli.

İki türlü de kadın bedeniyle çarpışıyor.İçinizden bir olarak size sesleniyorum:

Hemcinslerim artık bırakın bedeniniz üzerinden alet olmayı. Bilinçlenin, dininizi şeyhden, bilmem nerelerden değil kitabından öğrenin. Kafanıza taktığınızla, üstünüzle başınızla siyasete de alet olmayın. Sizi başörtünüz değil, aklınız korur. Başörtüsü, saçınızı gizleyip dikkat çekmemek içinse, imanıma engel olamazsınız söylemlerinde bulunup, benden daha dikkat çekici giysiler içinde ve makyajlarla sadece başındakinin propagandasını yapanlar, neyin savunuculuğunu yapıyorlar bir düşün. İmanlıysan namazını kıl, orucunu tut kimse engel değil. İmanını siyasette kirletme, siyaseti imana getirmeye de kalkma. İkisi ayrı şeyler karıştırma.

Sizin inançlarınız üzerinden, iktidara sahip olup. İmansızlıklarını yolsuzluklarıyla fazlasıyla gösterdiler. Kanmayın alet olmayın. Atatürk’ün getirdiği en önemli yeniliktir laiklik. Ona dil uzattırmayın. Tıpkı bizim seçme ve seçilme hakkımız gibi önemli. Sanıyor musun ki Laiklik kalkınca, bize verilen haklar yerinde kalacak. Hepsi zamanla yavaş yavaş alınacak elimizden. Her şeyi okuyorsan, tarihini de kaleminden oku. Öyle medyada gördüğün görselliklere bakıp da korkuya kapılma, başımıza taşlar yağmaz. O gördüklerin de maalesef, sana seçtirilen bu sistemin bir parçası.

Sistem toplumu, toplum biz bireyleri etkiliyor. Sistemin değişmesi, yine bizlerin elinde. Ben bir kadın olarak, düşüncelerim, duygularımla varlığımı sürdürmeye çalışıyorum. Toplum aileden başlar, çarpık aile ilişkileri toplumun geneline başka başka sıkıntılarla dönüyor.

Şiddet, en kötülerinden. Sessiz kalmayın deniyor. Kadın ayrılmaya kalkıyor, yolda eşinin saldırısına uğruyor, ya can veriyor, ya ailesinden birilerini kaybediyor. Olmuyor mu bu örnekler? Ya da karakola bildiriyor, çare bulunur diye, ne oluyor? Adam ikaz ediliyor eve gelince daha ağarını uyguluyor. Can güvenliği ne kadar sağlanabilir?

Veya eşinden ayrılan kadına, toplum ne kadar destek verebiliyor? Destek mi veriyor, köstek mi oluyor? Daha önce sözünü etmiştik, ” Yuvayı dişi kuş yapar” diyenler bu toplumdan değil mi? “Kol kırılır, yen içinde kalır”, “Kan kusup, kızılcık şerbeti içtim diyeceksin”….Hiç yabancı gelmiyor değil mi bu sözler? Bugün sen, ben, yarın başkaları içerler o şerbetten.

Ve ben duyuramam sesimi, sözlerim varsa da yutarım. Ben bir internet sitesinde doğru düzgün yazılara bile imza atamam. Sırf kadın olduğum için sataşanlar olabilir diye. Koruma amaçlı bir kısıtlamadır bu da diğerleri gibi. Kadınlar günü geliyormuş, söyleşilere devam edelim, kadınlar çiçektir diyelim, ama söz hakkı olmayanları hiç unutmadan.

Kadınlar sizce nasıl bir çiçektir, kendi göz yaşlarıyla sulanan bir çiçek olmasın.

"Yukarıda Sessiz haykırışlarıyla, sesini duyurmaya çalışan içimizden bir kadının, sözlerine yer vermek istedim. Bir isim veremeyeceğim, çünkü kendisinin de belirttiği gibi adı yok yayınlayabileceğim. İsterseniz Lale deyin, ister Manolya, ister Hülya hayatınızda varolan kadınlardan birini koyabilirsiniz yerine. Kimbilir belki de kendinizi... Yollarda karşılaştığınız, aynı havayı teneffüs ettiiğiniz, yaşamı hakkında en ufak bir fikriniz olmayan binlerce kadından biri."

dilerseniz dinleyin: http://tr.truveo.com/%C5%9Eebnem-Ferah%C3%9Cnzile/id/3550897681

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 257
Toplam mesaj
: 51
Ort. okunma sayısı
: 729
Kayıt tarihi
: 30.04.07
 
 

1973 İstanbul doğumluyum. Lise mezunuyum. Evliyim. Bir reklam ajansında çalışmaktayım. Laf o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster