Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '10

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
847
 

Benim ağabeyim ve dünya işleri! - 4

Benim ağabeyim ve dünya işleri! - 4
 

REZVE DERESİ BULGARİSTAN SINIRI


Önümüzde, Karadeniz’in örnek sayılabilecek en temiz sahilleri duruyor. İçinde çeşit, çeşit balıkları… Üzerinde birbirinden narin deniz kuşları… Arkamızda ise uçsuz bucaksız görünen ıstranca ormanlarının Bulgar sınırına kadar olan uzantısı. İçinde çeşit çeşit ağaçları, meyveleri, bitkileri ve çiçekleri ile birlikte, buraları kendine doğal olarak barınak seçmiş, yabani hayvanlar çeşitliliği, kolonileri oluşturmakta.

Ressamların tuvaline malzeme olan her şeyi görmek, yaşamak mümkündür bu coğrafya da.

Burada doğmuş ve yaşamış biri olarak Karadeniz’e baktığımda… otuz yıl önce ufukta, kancabaş motoru ile morina balığını çeken Arap Hamdi’yi görebiliyorum! Liman taşında, hemen her sene periyodik olarak aynı bölgede tuttuğu morina balığı ile nasıl haklı olarak böbürlendiğini ve olayı hızlı konuşma özelliğinin yanında, vücut dili ile süsleyerek büyük bir ustalıkla anlattığını görebiliyorum.

İnanmayacaksınız belki ama, dinleyiciler arasında berber Hüseyin’in Arap Hamdi’nin anlattığı hikâyeleri diğer dinleyiciler ile birlikte ağzı açık dinlediğini bile görebiliyorum. :) Bekir dayıyı elinde çaput ile teknesini silerken, Şezai’yi arıza yapmış motoruna söverken, İsmet hocayı elinde sazı türkü söylerken;

“Çıktım Belen Kahvesi'ne baktım ovaya, baktım ovaya,
Bay Mustafa çağırdı, dama oynamaya,
Ormancı da gelir gelmez, yıkar masayı, yıkar masayı,
Söz dinlemez ormancı, çekmiş kafayı.

Aman ormancı, canım ormancı
Köyümüze bıraktın yoktan bir acı.”

(Yaşa be İsmet hocam!!!)

Kabzımal Cevdet’i çiftetelli oynarken, gariban zabitleri kedi gibi palamut isterken görebiliyorum.

Rumeli Feneri’nden Refik ağabeyin tayfalarını, Hayrullah hocanın ağlarını, Sedat reisin bir eli ağzındayken diğer eli ile ızgaranın üzerinden çekiştirdiği lüfer balığını görebiliyorum.

Liman burnundan kerteriz alıp, motor gücü ile orantılı olarak üç beş saat dikine açılıp yer altı adalarını bulup ağ attığımızı, bu sırada bizimle ölesiye yarış eden yunusları görebiliyorum.

Cana’cı Şeref’i Cango Muharrem’in darbukası ile konser verirken, reisin Şeref’e sesini duyurabilmek için “Molaaa” Molaaa” diye bağırdığını duyabiliyorum!

Yakamozları, kuyruk atmaları, balık suyunu, kefallerin engel atlama oyununu görebiliyorum… Kalkanların aptala yattığını, vatozların bizi kandırdığını, ay ışığında akyaların dansını görebiliyorum!

Başımı geriye çevirdiğimde arkamdaki ormanda, Kasapçayırı’nda tıraşlama kesenleri, Macara’dan tomruk çekenleri görebiliyorum. Kör sineklerle veya sivrisineklerle boğuşan hayvanları… Tarlalarda, bahçelerde çalışan insanları görebiliyorum.

Gerek teknede olsun, gerek ormanda yatıda; sırtımı yaslayabileceğim bir yer bulduğumda, gökyüzünde asılı duran cezveyi ve fincanı alıp, odun ateşindeki korlar üzerinde bol köpüklü bir kahve yaptığımı ve hiçbir zaman gerçekleşmeyen fallar baktığımı görebiliyorum!

&&&

-Sabahın ilk ışıklarında at-çek usulü levrek denemelerim oldu olmasına ama denizden mi benden mi bilinmez ne gelen vardı ne giden. Ateşin son anlarıydı ağabeyim ve ben etrafta geniş çaplı bir mıntıka temizliği yaptık. Rüzgârın ve dalgaların getirdiği bu doğaya ait olmayan nesneleri ateşin üzerine yığarak yaktık.

Eşyalarımızı arabaya yükleyerek etrafı keşfe çıktık. Arabamız dört çeker olduğu için rahatlıkla engelleri aşıyorduk. Bir ara öyle bir yere geldik ki arabaya kanat takmayı unutmuşlar dedik:) Bir daha ki gelişimiz için daha güzel ve korunaklı yerler tespit ettik. Yakacağı bol ve rüzgârdan korunaklı, kim bilir buradan baktığımda, neleri görebileceğim!

Köy kahvesine gittiğimizde gâvur Ali bizi bekliyordu. Karşılıklı “Günaydın” dedik. Oturmamızla birlikte gelen tavşankanı çaylarla muhabbete başladık. Gâvur Ali, gâvurluğunu baştan yaptı.

-“Yahu siz şimdi namazında niyazında insanlarsınız içki de içmezsiniz benim sizinle işim olmaz ki arkadaş” dedi.

Başladık gülmeye. Adam doğru söylüyor… ama olsun hem akrabayız hem arkadaş! Kendisiyle sabah ısınma sporu yaptım. Biraz burup buruşturdum sevdim yani anlayacağınız. “Tamam” dedi, pes etti gâvur Ali. Hacı ağabeyim Ali arkadaşımın muhabbetine bayıldı! Ali “anlatayım yani” dedikçe biz anlat anlat diyorduk.

Sonra atladık arabaya doğrudan sınır karakoluna.

Bizim gâvur Ali “siz oturun” dedi ve arabadan inip komutandan izin almak için askeriye ye girdi. İlk defa sınıra bu kadar yaklaşıyordum. Rezevo Bulgar köyünün dibindeyiz. Arabamızla en uç noktaya yakın bir yere kadar gittik. Rezve deresinin üzerinde, elli altmış santimlik kefalleri sürü halinde güneşlenirken görüyorduk. Ne kadar da rahat ve güven içindeler!

Yaya olarak karadan topraklarımızın bittiği yerdeyiz. Karşıda bir Bulgar bayan bayram çocukları gibi heyecanlı, heyecanlı bağırıyor “merhaba komşi, merhaba komşi” diye. Gâvur Ali de aynı şekilde karşılık veriyordu” merhaba komşi”

Birkaç Bulgar genci iskelede oturmuş balık tutuyor. Bende balık tutmak için can atıyorum ama bunun için izin almadık! Resimleri bile çekerken çekindim! Rezve deresinin muhteşem görüntüsünü seyrettik. Birkaç sene önce gelen sel baskını yüzünden, koca koca beton blokların denize doğru nasıl sürüklenmiş olduğunu gördüğümüzde, hayretler içinde kaldık.

Fazla söze gerek kalmadan, Rezve deresinin güzelliğini resimlerden de görebilirsiniz! Dere ve deniz ağzındaki güzellikleri içimize depolayıp, komşinin meraklı gözlerini geride bırakarak…

Cabbar Beyin çiftliğine gitmek için arabamıza yöneldik.

Devam edecek…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sapaca'da İst Ün Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü havuzlarında . Fotoğraf çektim ancak kamera da götürmüştüm ve ne fotolar fotoya benzedi ne de istediğim filmi çektim. Özel bir çalışma yaptığım için öğrenmeye gittim. Aslında Sakarya' da ve Yeşilırmak'ta balıkların üreyebişeceği ve tek tük ürediği kumlu uygun yataklar da varmış ama üzücü olan yoğun inşaat sırasında bilirsiniz derelerin de altı üstüne gelmiş. Ekonomimize değer katmak ve bizde de doğal olarak yetişiyor diyebilmek için bütün uğraş. (Aslında tutulması da yasak. hatta denizde veya derede rastlarsanız enstitüye bildiriseniz ilgilenirler. Çünkü balıkları izlemeye çalışıyorlar. Doğaya saldıkları Mersin balıklarını numaralamışlar. Plaket takmışlar. )Çünkü ancak ondan sonra yani kendi memleketinde doğal olarak yetişen balığı suni havuzlarda çoğaltıp havyarını satabilirlermiş. U. Arası ticari kural böyleymiş. mail adresinizi bilsem bir kaç fotoğraf gönderebilirim. Bu arada bir de havuzlardaki alabalıkları çektim . Belki facebook

Ezgi Umut 
 24.06.2010 21:04
 

Çok güzel doğa yazıları olarak keyifle okudum. Sağolun önerdiğiniz için. Aslında Mersin balıklarıyla için evelki gün Sapanca'ya gittim. 10 yaşında balıkları gördüm. Yaklaşık 1 metre boyunda kömür karasında duman rengine değişen ve müthiş güzel balıklar. gerçi sazanlardaki osevimli tombullukları yok, ince uzun karın kısmı daha açık renkte ve üzerlerimndeki kıkırdaklar bir su taşı gibi motif oluşturuyor. Dipleri seviyorlar. İlginç olan bir şey de eğik olan havuz duvarlarında yüzerken yerçekimini hiçe sayıp bedenlerini duvar yüzeyine paralel tutmalarıydı. Uzun süre oksijensiz de durabiliyorlar. yani alabalıklar gibi değiller. 100 yaşıona kadar yaşama şansları varmış. Söylediğiniz gibi öncelikle hazar denizi kıyılarında ama Tuna da da varmış. 1800lerde 2 tonluk bir Huso yakalanmış tuna'da sanırım.Dün de gidecektim ama bu denli yağışta şimşekler yıldırımlar ürkütücü oluyor. Devamını da okuyacağım. sağolun.

Ezgi Umut 
 24.06.2010 13:33
Cevap :
Keşke resimleseydiniz Ezgi hanım. Adresime mail edebilirsiniz çok sevinirim:)) Mersin balıkları benim Karadeniz'de hepsinden fazla saygı duyduğum hayalet balıktır. Ekonomik değeri yüksek ve çok lezzetli bir balıktır. İlk yediğim zaman çok hoşuma gitmişti ancak çok az bulunan bir tür olduğu için sonra üzülmüştüm. Sapanca'da yetiştirildiğini bilmiyordum:( Selam ve saygılar...  24.06.2010 18:49
 

Hem de imrendirerek. Bütün bölümler güzeldi. Ama bana soracak olursan Talip Usta... En güzeli 4. bölümdü. 4. bölümdeki "ritmi" herkes tutturamaz. Roman tadında satırlardı onlar. Selamlar, saygılar.

Ümit Culduz  
 05.02.2010 0:04
Cevap :
Bu serüvende satırlara dökemediğim birçok güzelliklerin olduğunu biliyorum. Bu bölümde ise (4.) çok özel günlerden alıntılar var! İnanın her bir satırdan bir bölümlük hikâye çıkar. Tabi ki bunları anlatabileceğim zaman daha geniş bir yere ihtiyaç duyacağım. Anılardan çok, orman ve deniz yaşamı hakkında köylülerin sıkıntılarından bahsetmek geçti aklımdan. Final bölümündeki dörtlük içinde; tarih, aşk ve cinayet vardı. En önemlisi yaşamın içinden bir mizah var ki. Bunu, bana anlatıldığı gibi yazılara dökememekten korkuyorum. Öyle bir şaka ki, üç tane sınır karakolu askerleri, köyün en ileri gelenleri, silahlar, bağırış çağırış, dayak ve itiraflar, hepsi şaka! Film gibi. Beyaz domuz hikâyesi, atıcılık yarışmaları, defineciler vs. Bunlardan bahsetmedim Ümit Bey, belki kıskandım, belkide bir kitap için sakladım:) selam ve saygılar üstadım…  05.02.2010 2:33
 

Öncelikle; bilen var bilmeyen var “ kerteriz almak” ne demek? Sonra Gavur Ali, adaşım güzel söylemiş ne işi olacak sizinle! Son olarak sen beni bu Rezve Deresine götürme... : ))

Ali Gülcü 
 31.01.2010 1:05
Cevap :
Kanatlı jip alırsan o geçemediğimiz yere geçeriz Ali kardeşim:) "kerteriz" denize çizgi çizmek demek kaybolmamak için beyaz tebeşirle:) :) Gavur Ali önce arabanın içine baktı kokladı birşey bulamayınca (içecek) suratını buruşturdu:( Sonra sizinle işim olmaz dedi:) :) Rezve'ye bundan böyle ben de gitmem... çok tehlikeli:)) İnsan yiyen balıklar varmış!...  31.01.2010 2:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 439
Toplam yorum
: 1049
Toplam mesaj
: 121
Ort. okunma sayısı
: 798
Kayıt tarihi
: 07.01.07
 
 

Milliyet Blog’a hangi vesile ile kayıt olduğumu doğrusu hatırlamıyorum!  Bende birçoğunuz gibi ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster