Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
955
 

Benim Babam, Benim Annemi Döver!

Benim Babam, Benim Annemi Döver!
 

Saçlarının arasından ince bir kan sızıntısı şakağına doğru akmış ve koyu kırmızı bir leke gibi donup kalmıştı. Kaç yaşında olduğunu kestiremediğim kadın, başını önüne eğmiş, titredikleri fark edilmesin diye ellerini kucağında birleştirmiş , öylece oturuyordu pansuman odasında. Benimle göz teması kurmamaya özen gösteriyordu.

- Nasıl yaralandınız?

- ………….

- Başınızı bir yere mi çarptınız?

- ………….

Sorularıma bir karşılık alamadığım için huzursuz olmuştum. Yarasını kontrol etmek için saçlarını araladığımda yaklaşık 1 cm uzunluğunda bir kesi ile karşılaştım. Yarasına pansuman yaparken hala sessizliğini koruyordu. Bir tuhaflık olduğu kesindi. Koridorda bekleyen hastaların bizi duymalarını engellemek için kapıyı kapatıp, köşede duran sandalyeye oturdum. Bir kere daha nasıl yaralandığını sordum. Birden bire sarsıla sarsıla ağlamaya başladı. Az önceki sessizlik yerini kuvvetli bir fırtınaya bırakmıştı adeta. Gözyaşları yağmur gibi yanaklarından aşağı süzülürken, sessinde sezilmesi çok kolay bir nefretle ağzından şu cümleler döküldü:

- O yaptı! Kocam yani!

- Kocanız dövdü mü sizi?

- Evet! Kafama merdane ile vurdu! Üstelik de oğlumun gözünün önünde! Küçücük oğlumun gözünün önünde!

- İlk defa mı böyle bir şey yaşadınız?

- Ne ilki, bu kaçıncı! Komşular yetişmese belki de şimdi yaşamıyor olacaktım…

Ayağa kalktı ve üzerindeki kazağı yukarıya doğru sıyırdı. İki göğsünün üzerinde de çok sayıda çizik görülüyordu. Dehşet içinde kalmıştım. Hala ağlıyordu.

- Bunları da o yaptı! Bıçak salladı bana! Bakın! Bunlar da geçen bayramda demirle vurmuştu kollarıma; onların izleri…

- Neden polise gitmediniz?

- Gitmez olur muyum? Kaç kere gittim. “Aile kavgasına karışamayız” dediler…

- Böyle aile kavgası mı olur? Bu düpedüz adli bir olay!

- Valla gittim karakola doktor hanım. Beni gerisin geri eve yolladılar…

- Peki…Ailenizin haberi var mı bu olan bitenden?

- Var! Ama “Kızım düzenini bozma; bak çocuğun var” diyorlar. Ben sandım ki bana kola kanat gererler. Olmadı!

- Tamam tamam sakin olun… Alın şu mendili gözlerinizi kurulayın.

Her ne kadar ona sakin olmasını salık veriyorsam da, asıl sakin olmayan bendim. Bir insanın periyodik olarak bunları yaşıyor olmasının ne denli ağır olduğunu düşündüm. Kendisini ne kadar yalnız ve çaresiz hissettiğini…

- Geçen bayramda, beni demirle dövdükten sonra , oğlumu da alıp annemlere gittim. “Karı- koca arasında olur bazen böyle şeyler” diyerek beni evlerine kabul etmediler. Ailem sırt çevirmişti. Evime de gidemezdim. Bir işim yok; param pulum yok. Oğlumu aldığım gibi deniz kenarına gittim. “Bu işkence bitsin artık” diye düşünüyordum. Geride gözü yaşlı bir evlat da bırakmak istemiyordum. Hem onu da döverdi gün gelir. Tam oğlumu da kucağıma alıp denize girerken , birileri polise haber vermiş. Engel oldular bana… Sonra tekrar eve döndüm işte…

- Şimdi beni dikkatle dinlemenizi istiyorum. Daha önce dayak yediniz. Bundan sonra da çok büyük bir olasılıkla şiddet görmeye devam edeceksiniz. Bu adamla yaşamayı sürdürmeyi düşünüyor musunuz?

- Hayır! Oğlumu da alıp gitmek istiyorum.

- Ama maddi bir geliriniz yok. Nereye gideceksiniz?

- Gerekirse cehennemin dibine bile giderim. Yeter ki ondan uzak olayım!

- Bakın. Ben bu durumu adli bir olay olduğu için karakola bildirmek zorundayım. Onlar, size bir tutanak tutup sonra da sizi Adli Tıp’a sevk edecekler. Darp gördüğünüz resmi bir şekilde belgelenmiş olacak. Bu belgelendiğinde, kocanızın evden uzaklaştırılması ve çok çabuk boşanabilmeniz mümkün.

- Ben de istiyorum karakola başvurmayı ama dedim ya ilgilenmediler.

- Peki…Siz biraz burada dinlenin. Ben az sonra geliyorum.

Odadan çıktığımda yanaklarım alev alev yanıyordu öfkeden. Karakoldaki görevli polis memuruyla konuştum. Kadının kimliğini bildirdim ve az sonra yanlarına geleceğini söyledim. Durumu kısaca anlattım. Tekrar odaya dönmek için koridora çıktığımda , bir hemşiremizin, annesi odadan çıkana kadar oyalamaya çalıştığı küçük oğlanla karşılaştım. Bir an için göz göze geldik. O küçücük yüzünde derin bir hüzün, iri kahverengi gözlerinde az önce yaşadığı olayın yarattığı dehşetin izleri o kadar belliydi ki… İçim sızladı o anda. Bu küçücük yaşında, kendisi için son derece travmatik olan olaylar yaşamak zorunda kalmıştı ne yazık ki… Sadece saçını okşayıp, annesinin biraz sonra yanına geleceğini, merak etmemesini söyleyerek tekrar kadının yanına döndüm.

- Karakolla görüştüm. Polis memuru Mehmet Bey sizi bekliyor. Oradan da Adli Tıp’ sevk edileceksiniz.

- Çok sağolun. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Daha 23 yaşındayım, ama en az 40 gösteriyorum. Saçlarıma baksanıza bembeyaz oldular…

- Bundan sonra umarım her şey yolunda gider ve çektiğiniz bu son acı olur. Bakın … Bu kağıda Sağlık Ocağı’nın telefonunu yazıyorum. Lütfen muayeneniz de olup bittikten sonra beni arayıp, gelişmelerle ilgili bana bilgi verin. Beni merakta bırakmayın.

- Peki… Her şey için teşekkür ederim.

Ellerini, sımsıkı iki elimle kavrayıp sıktım. Yüzümde zoraki bir gülümsemeyle, güçlü olmasını istediğimi söyledim. Başıyla onaylar gibi bir hareket yaptı. Gözyaşlarını kuruladı. Koridora çıktığımızda, oğlu koşarak kadının bacaklarına yapıştı. Ona doğru eğilip gülümseyerek iyi olduğunu söyledi ve el ele uzaklaştılar.

Güçlünün güçsüzü ezdiği bu düzenin ne kadar korkunç boyutlarda olduğuna, bir kere daha somut bir olayla tanık olmuştum. Erkek, bundan sonra da güçsüzlüğünü bastırmak için, fiziki gücünü kullanıp dövmeye devam edecekti. Kadın, belki de karakola gitmekten vazgeçip, varolan kaderine boyun eğecekti sessizce. Belki, başka bir dayak sırasında komşular geç kalacaklardı bu sefer. Belki de “Artık yeter!” diye haykırarak yasal yollardan hakkını arayacaktı. İş bulmaya çalışacak, kim bilir belki de bir batağın içine sürüklenecekti oğluyla birlikte. Belki de şansı yaver gidip kendini çekip çevirecek bir iş bulacaktı. Kim bilir? Oğlu, bu yaşadığı ağır travmayı atlatamayıp, içinde büyüttüğü nefret ve öfke ile serseri olacaktı ya da isyankar. Belki bu, sadece bir hikaye olsun isteyecektik bizler. Kadın ve oğlu için mutlu sonla biten…

Not 1: Aile içi şiddet, cinsel istismar, taciz, tecavüz kelimelerini ne kadar fazla duyar olduk, farkında mısınız? Ülkemde gün geçtikçe artan bu suçlardan , bir insan olarak utanç duyuyorum.…

Not 2: Bu yazıyı olaydan hemen sonra yazmış, ancak kadından bir haber aldıktan sonra yayına vermeyi uygun bulmuştum. Beni o gün aramadı. Kaç gündür de kendisine ulaşamıyorduk. Nihayet bugün öğrendim ki karakola gitmemiş. Dediğine göre kocasını eve almıyormuş. Kocasını ihbar etmemizden korktuğu için yalan söylediği çok belli tabii. Yani bu demek oluyor ki, şiddet sürecek…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Görüştüğümüz günden bu yana, ilk okuyuşum seni. Ve ben mizahi yazılarından önce bu yazınla tanıştım. Üzgünüm, yazdırıldığı için. Ülkemizin kadınları, çocukları ve hatta erkekleri olarak umarım daha sağlıklı, kendini daha kolay ifade edebilen ve kendine güvenen insanlar yaratabiliriz neslimizden.. herkes bir gün gerçekten insan olana kadar yaraları sarmaya ve bu konuları gündemde tutmaya devam.. eline sağlık..

Semra Beyazıt 
 10.01.2008 15:48
Cevap :
Semracığım keşke hep hayatın eğlenceli yanlarını yaşasak ve onları paylaşabilsek... Ne yazık ki ülkemizde bir çok kadın ve çocuk , aile içi şiddet kurbanı. Yasalarla belli noktalara kadar korunuyor olsalar da gerek ekonomik gerekse toplumsal anlamdaki baskılar yüzünden çok da fazla hareket kabiliyetleri kalmıyor. Yaşadığım ve çok üzüldüğüm bir olay aracılığıyla bu konuyu bir kez daha gündeme getirmek istedim kendimce... Desteğin için çok sağol ! Şiddetten bahsetmeyeceğimiz günlere erişmek dileğimle...Sevgiler...  11.01.2008 9:43
 

İlk yorumdan sonra önemli bir konuyu hatırlatmamış olduğumu farkettim. böylesi durumlarda, Emniyete, karakola değil de doğrudan doğruya C. SAVCILĞINA İHBAR ETSEN, diyorum. Zira emniyet ne yazık ki, kadına karşı uygulanan şiddet olaylarında görevini gereği gibi yerine getirmiyor. Hatta " kocandır, döver de severde deyip, evine göndererek ,görevini suistimal ediyor. Oysa ki Aile içi şiddet, kamu davası. Yani şikayete bağlı bir suç değil. Şikayetkten vazgeçsen dahi düşmüyor. Bu durumda olayı ihbarla haber alan savcının, soruşturmasını yaparak, dava açması ve igili tedbirleri Aile Mahkemesinden talep etmesi zorunlu. hatta mahkemenin kocayı evden uzaklaştırma kararını dahi takip etmesi gerekiyor.Yani koca , uzaklaştırma kararına uymazsa, tutuklama kararı çıkarması gerekiyor. Sevgilerimle yeniden...

Neşe İleri 
 10.01.2008 11:44
Cevap :
Bu olayda kadının aktardığına göre karakol başlarda çok ilgisiz davranıp kadını evine yollamış. Ama son seferde bizzat ben arayıp konuşmuştum. Ama kadın bir şekilde gitmekten ve şikayet etmekten vazgeçmiş. Şimdi de o nefret ettiği kocasını korumaya çalışıyor. Hani ben gidip adamı şikayet etsem sanki kadın bana bile düşman olur gibi geldi bir an için... Neşe Can! Her iki yorumunla da olayın hukuki boyutunu tamamladın. Mutlaka okuyanlar da bir çok şey öğrenmiştir aktardıklarından. Sayende yazım zenginleşmiş oldu. Katkın ve desteğin için çok çok sağol. Seni sevgiyle kucaklıyorum...  10.01.2008 14:03
 

Doktor, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, pedagog adaletin/hukuğun yardımcı olmazsa olmaz ögeleridir. Aancak tam bu noktada 100 bin nüfuslu belediyele, kadın sığınma evleri açma görevinin belediye Yasası ile verilmiş olduğu halde, bilerek açmadıkları yasa maddesini işletmedikleri gerçeği de ortaya çıkıyor. Oysa ki rehabilite eden, meslek edindiren kadın sığınma evleri olsa...Küçük bir ekleme ve bilgilendirme yapmak istiyorum izninle : ŞİDDETE UĞRAYAN KADINLAR BULUNDUKLARI YERİN (İL/İLÇE BARO/BARO TEMSİLCİLİKLERİNE BAŞVURARAK KENDİLERİNE ÜCRETSİZ AVUKAT TAYİNİ TALEBİNDE BULUNABİLİRLER.Bir avukatın varlığı haklarının takibi açısından çok daha güvende ve güçlü olmalarını sağlayacaktır. Ailenin Korunmasına ilişkin Yasa , şiddete başvuran erkeği altı ay süre ile evden uzaklaştırabiliyor ve nafakaya da hükmediyor.Ve bütün bunlar hiç bir ücret ve harca tabi değil. Teşekkür ve sevgilerimle...

Neşe İleri 
 10.01.2008 11:34
Cevap :
Bu, tam anlamıyla ekip olarak çözümlenmesi ve kotarılması gereken bir durum Neşeciğim çok haklısın. Hani demişsin ya rehabilite eden ve meslek edindiren sığınma evleri olsa bir süre sonra bu kadınlar artık kendi kanatlarıyla uçabilir duruma gelirler dye düşünüyorum tıpkı senin gibi... Ücretsiz avukat tayini talebini bilmiyordum. Çok güzel bir uygulama... Bu çok öenmli bilgiler için sana çok çok teşekkür ederim. Sevgiler benden sana...  10.01.2008 13:54
 

Sevgili Özdemir; Ellerinize saglik ama bu satirlari yazacak seyleri yasamamis olmanizi dilerdim. Acikcasi "Ne diyeyim?" diye dusunuyorum ama soyleyecek, yazacak bir sey bulamiyorum. Sadece "yazdiklarinizi anliyorum" diye dusunuyorum ama onu da pek anladigimi sanmiyorum. Daha ne diyeyim, bilmiyorum ki?

Sinan Berkdemir 
 10.01.2008 0:26
Cevap :
Keşke böyle olaylar olmasa da bizler de bunlardan bahsetmek zorunda kalmasak. Söylenecek sözden ziyade artık çok ciddi çözümler üretmek gerekiyor. Katkınız için teşekkür ederim. Sevgilerimle....  10.01.2008 13:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 1402
Toplam mesaj
: 249
Ort. okunma sayısı
: 1631
Kayıt tarihi
: 04.10.06
 
 

30 yıldır Antalya'da yaşıyorum. Akdeniz Üniv. Tıp Fakültesi mezunuyum. "Tıbbiyeden her şey çıkar, ar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster