Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Haziran '20

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
54
 

Benim hayatım - (3)

Benim Hayatım, adlı yazı serisinin üçüncüsü ile devam etmek istiyorum!


Evet, ev Mehmet efendinin üzerinde, oğulları babaanneme gelip, konuşuyorlar. Şu anda siz ortaya çıkmayın, veraset işleri düzelsin, biliyoruz ki bu ev sizin veraset işleri bittikten sonra bu evi size devrederiz diyorlar. Aradan ne kadar zaman geçiyor bilmiyorum, işlerini hallediyorlar ve Mehmet efendinin oğulları sözlerinde duruyorlar ve evi babamın üzerine, tapuyu geçiriyorlar.

İlk okula devam etmem ve dördüncü, beşinci sınıflarda öğretmenimin "din" derslerinde yalnız beni eve göndermesine hiç mana verememiştim. Ama kendime bu soruyuda çok sormuşumdur, herhalde Ermeni olduğum için "din" derslerine katılmamı istemiyor. Ve büyüklerime sorduğumda ise hiç seslerini çıkartmazlardı. Niçin?

Bizler çocukluğumuzdan itibaren, büyüklerimizin gerçekleri saklaması, hiçbir şey anlatmaması, "din" ve "1915" olayları gibi konulardan veya daha önceki olan olaylardan 1850'den beri süre gelen olaylardan behsetmemesi, zannedersem erkek olduğumuzdan başımıza herhangi bir kötü şeyin gelmesini istemediklerinden olsa gerek. Ve bu gibi konuları da seneler sonra İstanbul'da, gazetelerden, kitaplardan okuyacaktım. Bilhassa 24 Nisan günü'nü gazetelerin yazması sonrasında öğrenecektim... "Sözde 24 Nisan Soykırım" günü olduğunu yazdıklarında! Ama ne manaya geldiğini de bilmiyordum! O zamanlar!

Herkesin ilk okuldan başlayarak, her dönemde çocukluk aşkları vardı galiba, benimde bir çocukluk aşkım vardı ama o kadar utangaç ve içine kapalı bir kişiliğim vardı. Şimdi de öyle. Bir türlü söyleyemezdim sevdiğimi, aynı sınıfta olmamıza rağmen adı Flor'du, evet ilk çocukluk aşkım. Kendisi bile bilmezdi ki. Kendisini sevdiğimi. (Babasının adını ve mesleğini yazmak istemiyorum. Bakarsın Kayserili olupta tanıyan biri çıkar ve istenmeyen problemlere yol açarım. Aslında derler ya ortada fol yok, yumurta yok diye).

Kayseri'de o küçük yaşımıza rağmen her zaman dışarıda, arkadaşlarla oynar ve civarları gezerdik. Korku nedir bilmezdik veya o devirde daha kötü insanlar yoktu kimbilir. Dışarda tüm çocuklar kâğıt ve odun veya ağaç kırıklarını toplar eve götürürdük. Babaannem tandırı yakar ve bazlama yapardı, ne güzel olurdu, tadı damağımda kalırdı. O kâğıt toplama sırasında kâğıt diye, 5 lira kâğıt para da bulmuştum, ne kadar çok sevinmiştim 5 lira buldum diye... Anne'me verdim, o da o zaman ev için bir şeyler aldırmıştı!

Gerek okulda ve gerekse mahallede sevilen bir çocuktum, hiç kimseyle hır gür yapmaz, her kafaya uyardım. Kavgacı kişiliğim yoktu. Şimdide öyle. Aslında yanlışmış yaptığım. Bu dünyada yaşamak için, kavgacı, vurdum duymaz olacakmışsın, hiçbir şeyi dert etmeyecekmişsin. Bu yaşta öğrendim, ama o kara tren kaçtı artık. Hümanist olmayacaksın!

Pazar günleri benden küçükleri toplar kiliseye giderdik. Yolda kiliseye gittiğimizi anlardı çocuklar, bizlere takılırlardı. Kiliseye gittiğimizi bilirlerdi o günü, ama hiç kavga yapmazdık...

Bayramlar bir başka güzel geçerdi. Baklavalar, keteler, çörekler, kırmızı yumurtalar, halkalar. Kiliseden sonra, tüm tanıdıklara giderdik, hatırladığım kadarı ile para veren çok az olurdu, o zaman kimde para vardı ki verecek, oda ayrı konu ya. Bir kese kâğıdımız olurdu, yumurta ve şekerle dolardı. Hele bir iki gün öncesinden, ailemizin bütcesine göre, ayakkabı, çizme, giyecek alırlardı. Alınan ayakkabıyı yastığımın kenarına koyup uyuduğum çok olmuştur. [Her çocuk gibi]. Diyebilirim ki her bayramda yeni alınan ayakkabılarla uyumuşumdur. O zamanlar bir başka güzeldi bayramlar.

[O zamanlar bayramdan bayrama görürdük ayakkabıyı, şimdi ise yılbaşından yılbaşına görüyorum].

Elmas teyzemin evine giderdik. Osman eniştem işten gelip yemek yer giderdi. Sonrada biz yemek yerdik. Agop, kardeşi Artin, ben, kardeşim Levon, yemeğimizi bir zevkle yerdik, o günlerin verdiği sevinçle, yemeklerde ne güzel olurdu, tadı damağımızda kalırdı!

Seneler sonra Osman eniştem İstanbul'a gelecek, daha doğrusu zorla getittireceklerdi. Kaderin cilvesi ise onu Samatya'da karşı sahile geçmek isterken, bir trafik kazasına kurban verecektik. [Karı-kocayı kader birini İstanbul'da alacaktı, trafik kazasından, birini ise, seneler sonra İsviçre'de bulacaktı bir bakım evinde, ölüm.] İkisine de Allah'tan rahmet diliyorum. Nur içinde yatsınlar. Yazdıklarımın içinde şimdi ise çoğu kimse artık yok. Yıldızlara karıştı, günahı ve sevabıyla. Elmas teyzem'i çok severdim. Hayat bu. Yarının ne getireceği hiç belli olmuyor. Belirsizlikle dolu gelecek. Kime ne hazırlıyor. Bir yüce yaratan biliyor...

Naratun ablamın düğününü de unutamam. Herkes eğlenir, dans ederdi, ben ve Agop tahtadan yapılan yüklüğün, [Gardirop'un] üzerine çıkar düğünü seyrederdik. Bilmem Agop o günleri hatırlar mı? Oradada uyuya kalmıştık.

Pazar sabahları bir gürültüyle uyanırdım. Hemen anlardım bağa gidileceğini, elbisemi giyer. Hemen hayat'a çıkar, bağa gideceklerin yanında yerimi alırdım. Evden çıkmadan önce Araksi halam bağa gidecek olan çocukları sayardı. 8-9-10, kaç çocuk varsa, genelde Erkilet'e otobüsler kalkardı. Hatırladığım kadarı ile her saat başı vardı otobüs. Otobüse bindiğimizde ve indiğimizde mutlaka çocukları sayardı. Birimiz yoksak mutlaka bulunur, çocuk sayısı tamamlanırdı.

Otobüsün içinde o da her pazar Erkilet'e giden, hem bağ komşumuz, hemde ev komşumuz biri vardı. Adına deli Ali derlerdi. Biraz kafasında noksanlık vardı galiba. Otobüste bir türkü tuttururdu ve halka bıkkınlık verince, biri gidip kulağını bükerdi o saniye susardı, radyonun sesini kapatırdı. Biri de söylerdi açın şu radyoyu bir türkü dinleyelim derdi. Komşumuz deli Ali'nin yine kulağı bükülür, bu sefer başlardı yanık yanık türkü söylemeye, söylerdi ama ne söylerdi.

(Ali, komşumuz ve sınıf arkadaşım Hatice'nin de amcası olurdu.) İşte bir türkü... Dinleyelim...


Erkilet Güzeli Bağlar Bozuyor

Erkilet güzeli bağlar bozuyor
Kirpikleri kalem olmuş yazıyor.

Tek tek basaraktan
Bade süzerekten
İnci dizerekten
Gel canım, gel aman.

Cevizin yaprağı dal arasında
Severler güzeli bağ arasında.

Tek tek basaraktan
Bade süzerekten
İnci dizerekten
Gel canım, gel aman.

Erkilet günaydın gölge basmamı
Benim sevdiceğim senden yosma mı.

Tek tek basaraktan
Bade süzerekten
İnci dizerekten
Gel canım, gel aman.

(Sabiha Kubilay - Kayseri türküsü)

Devam edecek...

Açıklama ; Horakur, Hala \ Murakur, Teyze \ Mama, Anne \ Hayrig, Baba \ Ginkahayr, Sardic \ Yaya, Babaanne veya Anneanne \ Dayday, Dayı / Hopar, Amca \ Kerayr, Enişte \ Kuyrik, Abla \ Ahparik, ağabey \


Paris, 19 Nisan 2008 - 12.49

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazmaya devam kardeşim:) Ben de yaşıyorum seninle birlikte o günleri:)

Halil Güven (Sökeli) 
 18.06.2020 11:05
Cevap :
Değerli yazarım Halil Güven (Sökeli) katkınız için, çok teşekkür ederim. Yazmaya devam ediyorum, bazı yazılarım çok uzun olduğu için ilgi çekmiyor. Yazılanları okumuyorlar, yazılarını yazıp gidiyorlar. Milliyet blog'da bizler 1500 kişi olduğumuz zamanlar, her yazılanları okumaya çalışırdım. Çok değerli arkadaşlarım oldu, kimi artık yazmayı bıraktı, bazıları tekrar yazmaya başlayacak öyle bir duyum aldım... Kardeşlik, sevgi, hoşgörü, vicdanları, kalbi sizin gibi olanlar çoğaldıkça bu dünya hepimize yeter. Sağlık, sıhhat ve mutluluk diliyorum, değerli ağabeyim. Sevgilerimle.  18.06.2020 20:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 94
Toplam yorum
: 1378
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 477
Kayıt tarihi
: 06.02.07
 
 

Matbaacıyım, şu anda malülen emekliyim. Askerden önce şiir denemelerim oldu. Bazı dergi ve gençli..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster