Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '20

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
38
 

Benim hayatım - (5)

Benim hayatım isimli seri yazımın beşincisi ile devam etmek istiyorum.

Tuvalet hayat'ın sonunda, yani eve girişin hemen sağındaydı. Akşamları tuvalete gitmek için korkardık ve mutlaka bir kaç çocukla birlikte giderdik, bir mum yakarak, elektrik yoktu ki! Ne tuvalette ne de hayat'ta.

Yine bir akşam Kayseri'nin "HAS NAZARI" cüce Nazar'ı kerayrım olduğunu yazmıştım. Yayam Nevrik'in kız kardeşi ile evliydi. Onunda boyu kısaydı.

Nazar kerayrım, 7 yaşında bir hastalığa yakalanıyor ve yaşaması için, Talas'ta Amerikan Hastanesi ve Amerikalıların yaptığı okul vardı. Amerikalı doktorlar babasına, ya çocuğun ölecek, ya da büyüme organını kesip almamız gerekiyor diyorlar. Babası da çocuğum yaşasında ziyanı yok, büyümesin diyor. Yani 7 yaşında ki boyuyla kalıyor. Ama eli, kolu, kafası, vucudu gayet normaldı. Dış görünümünde bir gariplik yoktu. Ve de çok akıllıydı. Anlatılanlara göre ata bindiğinde uzaktan zannederlermiş ki, atın üstünde kimse yok, at kendiliğinden gidiyor. O ufak boyuna rağmen çok güzel ata binermiş. Ameliyat'ını yapan Amerikalı doktorlar, babasına çocuğu bize ver, Amerika'ya götürelim demişler, o da çocuğunu nasıl versin, yok demiş, ben çocuğumu vermem. Sonraları da "Jokey" olması için çok yalvarmışlar babasına ona da razı olmamış. Seneler sonra, "Ayşecik ve 7 cüceler" filmi çekildiğinde de çok istemişler, bu filmde oynaması için. Bunuda kendisi istememiş. O zamanlar İstanbul'a göç etmişlerdi.

O zamanlar Kayseri'de Fuarlara katılırdı. "HAS NAZAR" olarak basılmış, fuar kartlarını hatırlarım!

Ama seneler sonra. İstanbul'da bir gün bana Ohannes ben ölürsem, mezarımı yaptırırmısın demişti, bende yaptırırım kerayr dedim. Ne yazik ki sözümde duramadım. Aradan kaç sene geçti hatırlamıyorum, rahmetli olduğuna. Aradan fazla geçmeden yayam Nevrik rahmetli oldu. "Terzi Nevrik-Nevrik hala" derlerdi. Hayganuş halam, kendi kuyriği rahmetli oluyor. Ve hem kuyriğine hem de kocasına üzüleceğine, varsa yoksa kocası rahmetli oldu. Benim kocam ölmüş o mu ölmesin dedi. Ve aradan fazla bir zaman geçmeden, bir akşam üstü işten eve geliyorum, uzaktan bir tabutun çıktığını gördüm evimizden o anda anladım ki halam rahmetli oldu!

Evet içimde bir uhde kaldı, ne yazik ki. Mezarını yaptıramadım. "Kayseri Fuarlarının" aranan ismi... Sireli kerayrim, "HAS NAZAR”. Hayat her zaman, hayal ettiğimiz gibi gelişmiyor. Geçinmek ve hayatta kalabilmek için mücadele etmemiz gerekiyor. O günlerde hayat bizlere toz pembe geliyor. Her şeyi yapacağını veya yapabileceğini sanıyor. Ama büyüdükce hayatın ne kadar zor olduğunu, insan yaşadığı tecrübelerle öğreniyor. Derler ya, ekmek aslanın ağzında diye. İşte o kadar zormuş, yaşadığımız hayat. Gerçi şimdi daha da zorlaştı, ekmek aslanın ağzındaydı o zamanlar, şimdi ise mideye inmiş ekmeği almaya çalışıyoruz. O zamanlar 40 lira haftalık alırdım. Düşünmüyorum ki nasıl yaptıracağım. Yaptıramadım mezarını beni affet, benim cüce "HAS NAZAR" kerayrım.. ALLAH toprağını bol etsin ve halamında, beraber yatıyorsunuz aynı yerde..." Yanına geldiğimde benden hesap sorma ne olur "...

Cüce Nazar kerayrım, tuvalete gidiyor, o sırada da Civan kerayrım bakıyor ki o, zerzem'in kapısının iç tarafına saklanıyor. Ve tam yanından geçerken, havlamaya başlıyor, o da bre hoşt, bre hoşt diyor. Adamcağızı epeyi bir korkutuyor, o gece yarısı. Sonradan bunu anlatır, anlatır gülerdik. O anda düşünmüyor ki evde zaten köpek yok. Bak onlarda yıldızlara karıştı!

Kayseri'de bir tanıdık vardı, ilk defa o bizleri tüm çocukları topladı ve oynanan bir Kayseri maçına götürmüştü, hatırlamıyorum! Kayseri kiminle maç yapmıştı ve yendi mi? Yenildi mi? 6 veya 7 yaşlarında olmamız gerekir!

Daha bizler İstanbul'a taşınmadan, rahmetli babam Bedros, Civan ve Hacı keraylarım, Gedikpaşa'dan ev aldılar.

Ve Civan kerayım ile, bakkal dükkanı açtılar, Tarlabaşında. Bir de yazları İstanbul'a gitmek başlamıştı. Hayriğim Bedros, ve Hacı kerayrım, Kayseri'de sucuk-pastırma yaparlardı ve İstanbul'a götürüp satarlardı. Gerek bakkal dükkanında ve gerekse, Gedikpaşa'daki evimizde mahallede herkese söylenirdi, almak isteyenlere evde de Nevrik yayam satardı!

Kayseri'de bir de geceleri karartma yaparlardı. Pencerelere siyah örtüler konurdu, dışarıdan görünmesin diye, eğer ışık görünürse "Bekci amcalarımız" gelir, söylerdi, dışarıdan ışık görünüyor diye. Onu tam hatırlamıyorum. "1960 İhtilalinde mi?" Yoksa "Kıbrıs"la ilgili bir konu muydu? Meydanda "Makarios"un kuklasını yapıp yaktıklarını hatırlıyorum. Demek ki Kıbrıs ile ilgili bir konu olsa gerek. Kalabalıklar, tüm ahali toplanmış. "Kıbrıs Türklerindir" ve "Türk Kalacaktır" ve Makarios'a ölüm diye bağırırlardı! Ve Makarios'un kamışlardan yapılan insan şeklinde ki resmini de yakmışlardı.

Bir de rahmetli mamam Gülümya, bir olaydan bahsederdi, o zamanlar, Gayrimüslimlerin, evlerini talan etmeye çapulcu yığınları toplanmış ve bizim mahallenin bekcisi, sandalyesini atıp, sokağın ortasına oturmuş ve elinde silahı ile. O çapulcu yığınları, mahalleye girmek istiyor, o da silahını doğrultup, bu mahallede gayrimüslimler yoktur diyor, eğer bu mahalleye girmek isterseniz, tabancamdaki kurşunlar bitene kadar, içinizden bir çok kişi ölür, ondan sonra beni öldürürsünüz ve ölümüm üzerine basarak, ancak bu mahalleye ondan sonra girersiniz diyor. O çapulcu yığınlar bir an duruyorlar, ellerinde kazma, kürek, satır ne varsa. Bir an şaşkınlık geçirip birbirlerine bakıyorlar. Sonra o çapulcu yığını bağırıp, çağırarak başka tarafa gidiyor. ALLAH rahmet eylesin o bekci sayesinde, bizim mahalleye kimse giremiyor. Kimbilir belki de mahallenin yarısından fazlası, belki de tamamı gayrimüslimdi! [Bu hangi tarihlerde oldu, bilmiyorum?] 6-7 Eylül olayları olabilir mi?

Oturduğumuz evin yanında ki, komşumuzun torunu Hatice benim sınıf arkadaşımdı, hemde komşumuz. Doğal olarak hep beraberdik, oyun oynardık, ders çalışırdık birlikte. Bir gün evlerindeyim ve dış kapının yanında oynuyoruz, benmi kapıyı hızlı çarptım, yoksa kapıyla mı oynadım, menteşesi mi yerinden oynadı, hatırlamıyorum, o ağır demir kapı üstüme devrildi, kapıyı üstümden kim aldı, Hatice kimleri çağırdı, kendime geldiğimde horakurumun kızı İnci beni sırtlamış, her tarafım kan revan içinde, iğneci Kâzım efendiye götürdü.

Bir gün yine başka komşumuzun damına çıktık, damın kenarlarına konan taşlar var. Taş diyorum ama ince uzun bir kaya parçası, o taşın üstünde, damda ağaçtan dut topluyoruz. O kaya parçası oynasın o ayağımın altında, ben üstünde, kendimi yerde buldum, beraberce düştük, ALLAH'tan düşerken o boşlukta kaya parçası ters dönmedi, yine her tarafım kan revan, kafam kan içinde, Annik horakurumun oğlu [Sarkis C.] beni sırtlayıp eve götürüyor, ağlamalara evden çıkan, mamam Gülümya ile Annik horakurum beni görür görmez bir bakıyor ki çenem bir tarafta, kafam bir tarafta, nasıl yapıyorsa çenemi tuttuğu gibi çevirip yerine getiriyor. Ve Sarkis ahpariğim beni sırtlayıp aldığı gibi yine, iğneci Kâzım efendiye götürüyor! Çenemde de, kafamda da izleri hâlâ duruyor!

Zaten o civarda, doktor yok, bir iğneci Kâzım efendi var. Neremiz ağrırsa ağrısın bizler ve o civarda ki herkes ona giderdik. Doktor kadar olmasa da, doktor kadar bilgiliydi ki! ben yaşıyorum. Başka kimse de yoktu. Ya Hastaneye gideceksin ya da iğneci Kâzım efendiye. [ALLAH rahmet eylesin o da yıldızlara karıştı]Benden çok çekmiştir, her gittiğimde yine mi sen derdi. Evet uslu olmasına usluydum ama sanki tüm kaza belalar da beni bulurdu!

Bir gün yine, "Eski Un Pazarı"nda arkadaşlarla oynuyoruz. Un Pazarının içinde de bir berber dükkanı var. Herhalde çok şamata gürültü yaptık ki, adamcağız bize artık yeter susun dedi, ama dinleyen kim, biz yine oyuna devam ediyoruz. Bize taş atmaya başladı, taşları aslında arkadaşımız Uğur'a atmıştı ama bizde kaçıyoruz. Dedim ya hep belalar beni bulur diye, ona attığı taş, benim ayağıma topuğuma geliyor ve topuğum yarılıyor. Haydi yine iğneci Kâzım efendiye. Adamcağız çok pişman olmuştu, ben taşı sana atmadım, sen niye kaçtın ki dedi. Eve gelip özür de dilemişti.

Aynı berbere askerlik yoklaması için gittigim, 1973 senesinde gittim. Beni yabancı görünce, kimsin, kimlerdensin, nerelisin diye soru yağmuruna tuttu. Bende ona karşıda oturduğumuzu söyledim. Ve bana bu hikayeyi anlattı hemen. Taş atmıştım sizlerden birine gelmişti dedi. Bende işte o benim dedim. Aradan o kadar zaman geçmesine rağmen berber unutmamıştı olayı. Ve bana, ben sana değil o taşı Uğur'a atmıştım dedi. Gerçekten o taşı Uğur'a atmıştı ama o taş gelip beni bulmuştu! Traş oldum, parasını verdim. Bir an durdu sanki istemeyecek gibi, ama aldı. Teşekkür ettim ve gittim... Uğur’un evlerine gittim. Annesi çıktı, Uğur evde yok dedi, ben de kim olduğumu söylemedim. Ama seneler sonra İstanbul’a bize geldi. Yemek yemiştik sonra da gitti. Bir daha haber alamadık.

Bir gün de eve gelen odunları kesiyoruz, kardeşim Levon'da balta var. Ufak saplı "Nacar"mı derdik acaba? Bende de etleri kesen demirden "Satır" var. Kendimizi öylesine kaptırmıştık ki, hiç farkında değilim. Kardeşim ağabey elin kanıyor dedi. Bir baktım ki, sol baş parmağımın etleri gözüküyor. Tırnak uçmuş. Yine ağlayıp, zırlamalar, evden ağlamayı duyan, mamam Gülümya ile Annik horakurum ve kızlar geliyor. Horakurum beni aldığı gibi hastanenin yolunu tutuyor. Elime pansuman yapılıyor ve karnımdan da iğne yapıyorlar, sıkı sıkı tembih yapmayı unutmuyorlar. 10 sene içinde bir daha sakın tatanos iğnesi olmayacaksın diyorlar! Al bir tane daha bela, bende anlamadım bu ne kadar uslu olmak? Yoksa uslu biri değilmiydim, ne dersiniz? Sol başparmağımda ki tırnağın izi hâlâ belli!.

Büyüdükce görecektim ki bu belalar aslında hiç bir şey değilmiş. Bu belalar tatlı belalarmış. Daha bekleyen ne acı belalar varmış, yaşadıkca görecektim, bela nasıl olurmuş!

Devam edecek...

Açıklama ; Horakur, Hala \ Murakur, Teyze \ Mama, Anne \ Hayrig, Baba \ Gınkahayr, Sardıc \ Yaya, Babaanne veya Anneanne \ Dayday, Dayı / Hopar, Amca \ Kerayr, Enişte \ Kuyrik, Abla \ Ahparik, ağabey \ Zerzem, Bodrum /

Not; Niçin Ermenice deyimleri kullandığımı merak edenler için. Çocuklarımın anlaması için!


M İ S A K

Masallar anlatılırdı doğduğun -hayata- başladığın için,
İstanbul'da açtın gözlerini, bu yaşlı dünyaya, merhaba demek için.
Sevgiyle birleşti kalpler, sevenler için,
Aşk'tı, yaşamaktı, sevgiydi verdiğin,
Kalplerde yaşanan sevgiydi bitmeyen. / Yiğenimin oğlu, için yazılmıştır.

Paris, 23 Nisan 2008  03:16

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Anılar anılar anılar/ beni hep ağlattılar" diyor ya Coşkun Sabah işte öyle bir işte sizin kisi de sevgili kardeşim:)Sağlık dileklerimi sunuyorum:)

Halil Güven (Sökeli) 
 20.06.2020 13:03
Cevap :
Değerli ağabeyim Halil Güven (Sökeli). Evet anılar, anılar hepimizi ağlatırlar. Anılarımı yazarken aramızdan ayrılanları düşündükce hep ağlarım, hani derler ya erkekler ağlamaz diye yalan, ben hep ağlarım yani gözü yaşlı biriyim. Bir acıklı film seyrettiğimde onun bir film olduğunu bildiğim halde dayanamaz yüreğim. Sağlık, sıhhat ve mutluluk dileklerimle. Saygılar...  21.06.2020 14:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 99
Toplam yorum
: 1385
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 460
Kayıt tarihi
: 06.02.07
 
 

Matbaacıyım, şu anda malülen emekliyim. Askerden önce şiir denemelerim oldu. Bazı dergi ve gençli..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster