Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ekim '11

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
271
 

Benim olan her şey al senin olsun, masalım da!

Bir varmış bir yokmuş...

Eski bir zamanda kendi halinde yaşayıp giden bir kız varmış. sıradan geçen bir gününde yolunu şaşırmış bu kız, ahududu toplamak için girdiği ormanın karanlığında kaybolmuş. Kız karanlığın soğuğundan ve ormandan korktuğundan ağlamaya başlamış. O sırada bir genç geçiyormuş civarlardan. Atını dört nala sesin geldiği yöne doğru sürmeye başlamış.

Kız, atın ayak seslerini duyduğunda ağlamayı kesmiş ve "Yardım edin. Kayboldum." diye avazı çıktığı kadar bağırmaya başlamış.

Koca bir ağacın kovuğuna saklanan kız, kendisine doğru gelmekte olan bembeyaz bir at görmüş önce, bir süre sonra da üzerindeki genci seçebilmiş gözleri.

Genç elini uzatmış kıza. kız, evinin yolunu tarif edip bu lütfa bir çay içmeyi teklif etmiş. Genç de bu teklifi geri çevirmemiş.

***

bilmeden asırlar boyu dilden dile dolanacak hikayeyi böylece başlatmışlar; o beyaz atlı prensin ve kendi halinde yaşayan genç kızın hikayesini...

Genç, kızın yaşadığı ülkenin yakışıklı prensiymiş. Prens, kıza hangi yoldan gitmesi gerektiğini öğretmiş, yolda ne gibi zorluklarla karşılaşabileceğine dair uyarılarda bulunmuş, kızın eskiyen evini değiştirip her tuğlasını beraber ördükleri bir ev yapmışlar. Her şey güzelmiş, her şey mutluymuş... Kuşlar, çiçekler, havadaki bulutlar bile... Büyük bir imrenle izlermiş doğa bu aşkı.

***

Genç adam, kıza her şeyi öğretmiş, aşkı bile... Ama bir gün gelip de prensi ortadan kaybolursa kızın ne yapacağını söylememiş. Kız da böyle olunca sanmış ki sonsuza dek mutlu yaşayacaklar... Yıllarca sürmüş gitmiş bu mutlulukları...

***

Her masal mutlu bitmezmiş. Öyle bir kural yokmuş ve o gün gelmiş çatmış. Prens bir gün kızı ziyarete gelmemiş. Kız ağlamaya başlamış. Ama bakmış ne gelen var ne giden. Evindeki tüm mumları söndürmüş. Karanlıkta kalırsam prensim gelir beni yine kurtarır diye düşünmüş. Saatler geçmiş ama prensi gelmemiş.

Kız günlerce hasta yatmış yatağında. Aşkından bitap düşmüş.

***

Meğer kızın sırtını dayadığı o pembeye boyalı taş duvarlar aşkın değil, yalanın pembesiymiş. Meğer huzurlarında saygıyla eğilen doğa tozpembe bir hayalmiş. Meğer aşk denen şey, bir gün gelip bitermiş...

***

Prensi o günden sonra hiç gelmemiş, sırra kadem basmış, başka bir ülkenin prensesiyle evlenip çekip gitmiş o diyardan. Kızsa o hasta yatağından hiç çıkamamış. Prensi gittiği gün aldığı yara onun ölümüne sebep olmuş. Gün gelmiş ve o yataktan kalkan artık o küçük kız değilmiş. Bir daha o ormana hiç gitmemiş, öğrendiklerini unutmak, prensiyle geçirdiği mutlu yılları silip atmak istemiş. Bambaşka bir kız olmuş, ne bir daha aynı gözle bakabilmiş dünyaya, ne aynı mutlulukla gülümsemiş bulutlara... Boncuk boncuk gözlerindeki pırıltının sebebi yaşama sevinci değil, hatıraların neden olduğu gözyaşlarıymış...

***

Asırlar boyu uğruna yazılan, çizilen, uğruna savaşlar verilen, kanlar dökülen, türküler, şarkılar söylenen "kara sevda" işte o küçük kız ve prensle girmiş insanların hayatına...

***

Gökten üç elma düşmüş. Biri anlatanın başına, biri okuyanın başına, biriyse o küçük kızın büyük aşkına...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 439
Kayıt tarihi
: 04.04.11
 
 

*** ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster