Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Carolina Isolabella Özgün

http://blog.milliyet.com.tr/carolinaozgun

08 Aralık '06

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
755
 

Benim pencerelerim

Benim pencerelerim
 

Hepimizin bir evi var, belki bazılarımızın hariç.

Dört duvarla kapalı o evlerde pencerelerimiz var, onlar ki bize dışarıyı gösteren ve arada bulunduğumuz o kapalı kutuya yeni taze hava girmesini sağlayan pencereler.

Bazen şu toprağı örten ama ondan kopmamızı sağlayamayan beton blokların içinde ne yaptığımızı düşünür gülerim. Ezelden beri bir sığınak aramışız, dışardan ayrı, içerde kendine ait bir kapalı kutu. Bu kutuları türlü oyuncaklarla süsleyip, o mağaza senin bu mobilya benimle dekore edip bir de dışarıya hava atmayı sevmişiz.

Benim evim var, içinde sevdiğim renklerden oluşan duvarlarım, onları biraz güneşle temas ettiren de pencerelerim var. Bu kapalı bana ait evde, eşyalarım, koltuklarım, tencerelerim ve türlü sevdiğim eşyalarım var. Onları da kendim gibi bu ev dediğim şeyin içine tıkmışım. İçinde dolanıp duruyorum. Her eve geldiğimde kurulu düzenimle karşılaşıyorum. Kendime yarattığım mahrem duvarlar arasında hayatımı yaşıyorum.

Bu duvarlar, bu pencereler benim her düşüncemde, her kararımda içinde bulunduğum huzur duyduğum bir sığınağım. Koskoca dünyada, sınırları çizilmiş bir dünyada, şehirlerle ayrılmış bir harita içinde, dar bir sokakta, bir apartman içinde bir evim var. Tepeden bakınca komik geliyor, güya kendimi bir sığınağa kapamışım. Her sabah oradan çıkıp, oraya döndüğüm bir yer. Defalarca üstüne bastığım ve her bastığımda biraz daha eskiyen merdiven basamakları.

Düşünüyorum acaba korunmada mıyım, neden bunca zahmet, bunca eziyet. Kim nasıl sınırlar çizmiş, orası benim burası senin demiş. Bu dünya yaratıldığında insanlar nerede uyuyorlardı mağaralardan önce. Neden hep sığınmışız, kaçmışız kendimize ait bir düzen istemişiz.

Şöyle tasam olmadan toprakta yıldızlarla uyumayı, biri gelir beni öldürür ya da bir hayvan beni yer diye korkmadan, çıplak ve sahip olduklarımdan münezzeh sadece ihtiyaçlar karşılanacak şekilde yaşabilmek isterdim. Sade, yalın ve sadece yaşamam için gerekli olan doğal bir yerde insanlığımı ve doğallığı yaşamayı isterdim.

Hapishanelerimiz var bizim, kendimizi kilitli tuttuğumuz yaşamlarımız var, dilediğimizce yaşayamayacak kadar önyargılarımız, şartlandırılmışlıklarımız , rutin bir hayatımız var.

Sorumluluk ve zorunluluklardan oluşturulmuş, arada birkaç gün bir yere kaçıp denizin ve doğanın tadını bile izinlerle yapabileceğimiz çalınmış saatlerimiz var bu rutinden. Sahiplerimiz, patronlarımız, işçilerimiz, ailelerimiz devamlı onay almak zorunda olduğumuz yaşam dostlarımız. Yaptığımız her davranışı yargılama sorumluluğunu üstlenmiş kendini düşman adlandıran dostlarımız var.

Bir de elimizde üstünde rakamlar yazan ve suyu dahi onla almak zorunda olduğumuz müsvette kâğıtlarımız var, cebimizde ne kadar çok olursa o kadar borumuzu öttürdüğümüzü sandığımız paçavralarımız var. Etiket yapıştırılmış pahalı ve aaa dedirten kıyafetlerimiz, aman arabasına bak dedirtecek marka otomobillerimiz ve daha nice hapishane oyuncaklarımız var.

Hepsi ne için, giderken bile sahip olduğumuzu düşündüğümüz kaşımız, gözümüz bile bedenimizle toprağa dönüşürken, bizden geriye tozdan başka bir şey kalmayacakken nedir bu saçmalık. Neden bunca lakırdı, tartışma var olduğunun ispat savaşı.

Pencerelerim var benim, yaşam pencerelerim. Farklı günlerde aynı yerden açtığım dünyayı seyir eylediğim pencerelerim var. Açınca alıştığım görüntüleri gösteren ama bazen bir başka boyuta açılan zihinsel pencerelerim. Bir öncekinin yerinden açsam da farklı gördüğüm pencerelerim. Bakıyorum o kadarcık yerden yaşama, hayata, dünyaya, gülüyorum. Kısır bir yerde, hapishanemin avlusu olan pencerelerim, az biraz güneş gördüğüm, umut ettiğim ve zamanımın dolmasını beklediğim yerdeyim.

Koltuğumda uzanıp aptal kutusuna bakıp, bunlar ne diyor ya dediğim yerdeyim, sonra kutuyu kapatıp müzik çalan teknik aletin karşısındayım, arada müzikle dans ettiğim yerde, ondan da sıkılıp bilgisayarımın başındayım, dön dolaş bir evin içinde zaman yemekteyim, ne için mi ; Bilmem!!!

Ben nerdeyim, ev nerde, nerde olduğum yer nerde, ne işim var bu yerde.???

Ben iyisi mi açayım pencerelerimi, bir vizyon yaratayım önümde , gireyim ondan içeri, bir hayal perdesi olsun yaşam, havayla dolsun ortam, o ortam ki pencerelere açılan.

Var edilen, hep var olmuş olan ve belki de aslında hiç olmayan.

19 Ağustos 2006

Carolina Isolabella Özgün

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Benim de artık bir pencerem var ve içinde sizin duygularınız, paylaşımlarınız ve yaptığımız yorumlar. Hayatı çok güzel değerlendiriyorsunuz. Teşekkürler. Sevgi ve saygıyla.

drgayemm 
 13.12.2006 14:16
Cevap :
Ne mutluluk verici bir yorum bu, insanı motive edici. Teşekkürler, sevgimle  13.12.2006 14:20
 

Bir şeye sahibim demek için yalnızlaştırıp kendimizi daha sonra hayatımıza girenlere de aynı mülkiyet altına alma uygulamasını yapacak kadar kopmuşuz sanki kendi doğamızdan... Kim bilir?

Barış 
 08.12.2006 19:08
Cevap :
Kim bilir? Sahiplenmek ne demektir, bedenimizi bile bırakıp gidecekken. Ne bizim, ne bizim kalacak? Kedimiz sadece kendimiziz o da elle tutulamayan, sadece an'lanan bir şey... İronik ve bilmece gibi, görünenin hatta gösterilenin içini düşünmekle ilgili, önce girdaba çekilirsin sonra girdap olursun gibi... Sevgimle:))  08.12.2006 19:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 375
Toplam mesaj
: 51
Ort. okunma sayısı
: 665
Kayıt tarihi
: 21.09.06
 
 

İstanbul'da yaşayan bir levantenim, yeni özler, sözler, gözler tanımayı, farklı bakış açılarını p..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster