Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
129
 

Benim sınırım Fazıl Say'dır

Benim sınırım Fazıl Say'dır
 

Hangi sınırım mı?

Düşünce özgürlüğü sınırım.

Bundan önceki yazımda “Aşağıladıklarına değdi mi?” diye sormuş ve neden Charlie Hebdo olmadığımı anlatmaya çalışmıştım.

Doğal olarak siyah beyaz yorumlar aldım, bir taraf aynen duygularına tercüman olduğumu belirtirken diğer taraf da beni karikatüristlerin katillerini savunmak ya da hoş görmekle suçladı. Oysa benim anlatmak istediğim, ortadaki kanlı sonuçta her tarafın suçlu olduğudur. Gergin ortamlardaki provokasyonların çok daha ağır sonuçlar doğurabileceğidir. Bunun sonucuna değmeyeceğidir. Hiç kimse açısından.

Aslında bu konuda daha fazla yazmak da niyetinde değildim, çünkü tartışma hararetinin biraz soğuması gerektiğini düşünüyordum. Halen de öyle düşünüyorum, ancak İhsan Eliaçık’ın “Bu İslam kültürüyle yetişen 3 gömlek sonra İŞİD’cidir” adlı yazısını okumamı öneren, katillerin her zaman katil olduğunu ve “ıbıdık gıbıdık” yapmaya gerek olmadığını belirten okur yorumundan sonra, kendimi tekrar anlatma ihtiyacı hissettim.

Birincisi, İhsan Eliaçık’la birbirimizi yazılarımız üzerinden gayet de iyi tanırız, twitter’de takipleşiriz de. Kendisi “tanınmamış” bir yazarı/blogcuyu takip etme nezaketi gösteren az sayıdaki “ünlülerdendir”. Yazılarımı henüz sadece yakın çevrem ve birkaç köşe yazarıyla paylaştığım dönemde, kendisi ayrıca sitesinden siteme link vermiş ve böylece birkaç yeni okur daha kazanmama yardımcı olmuştu. Bu açıdan kendisine her zaman müteşekkirim. Her konuda aynı düşünmesem bile, dindar camiaya yönelik özeleştirilerini de her zaman çok önemserim.

İkincisi, ben kendim de zaten bu konuda özeleştirini sakınmayan bir dindarım. Bunun en iyi kanıtı defalarca farklı şekillerde kaleme aldığım şu satırlardır:

“Cihat derseniz eğer, günümüzdeki en büyük cihat daha önce de yazdığım gibi, sıkıcı ve tekrarlanan rutinler içersinde ürettiklerimizdir. Toplum bazında da, sıkıcı ve tekdüze gibi gözüken toplumlar heyecan verici gelişmelere imza atarken, gündemlerinden heyecan ve gerilim eksik olmayanlar ise en temel sorunlarını çözmekte aciz kalırlar. Bizde ve coğrafyamızda olduğu gibi.” 

“Dindarlarımızın ilke ve gerçekçilik konusunda herkesten daha çok klasik anlamda Batı eğitimine ihtiyaç duyduklarına ve ancak böyle olunca İslam'ın ve dindarlığın gerçek hakkını verebileceklerine inanıyorum. Böyle olmadıkça gâvur olarak görülen laik kesimler, azınlıkta dahi olsalar, ülkemiz ve coğrafyamız açısından çok daha ilkesel ve güvenilir bir toplumsal odak oluşturacaklardır.”

Zaten bu yüzden de “Nietzsche, Kant ve Kuran” gibi gençlerin nasıl “cihatçı” yapıldığını anlatan makalelerin çevirilerini paylaşıyorum.

Katilleri “ıbıdık gıbıdık” yaparak koruma konusuna gelince:

Doğrudur, sonuçta söz konusu olan sadece 75 bin civarında olan bir karikatür dergisidir.

Doğrudur, o kıytırık karikatürler yüzünden inananların gözünde İslam Peygamberi en ufak bir değer kaybına uğrayacak değildir.

Doğrudur, kaleme silahla değil kalemle cevap verilir.

Bunların hiçbirine bir itirazım yok.

Neyi itirazımın olduğunu anlatmak için, farklı bir örnek vermek istiyorum: Dini ve peygamberi bir kenara bırakalım. Çok gergin ve fanatik olan futbol dünyasına bakalım. Diyelim ki, dünyanın herhangi bir yerinde çok önemli bir derbi öncesi, kulüplerden birinin çok sevilen teknik direktörü üzerinde herhangi bir elbise olmadan ve anatomik özellikleri fazlasıyla belirgin şekilde yere kapaklanmış ve poposunda da ezeli rakibin amblemi yapıştırılmış şekilde karikatürize ediliyor. O karikatürün sonuçları nasıl olurdu dersiniz? Söz konusu maçta kan akar mıydı akmaz mıydı? O karikatürist sizin yakınınız olsa, “sen canına mı susadın” diye uyarmaz mıydınız? Eğer bir de resmedilen kulüp zaten küme düşmeme çabası içersindeyse ve mali sıkıntılarla boğuşurken, kendileri için kahramanca savaşan teknik direktörünü her şeyden çok seviyorsa, o zaman bu karikatürü çizen yakınınızın insanı değerlerini de sorgulamaz mıydınız? Hele ki milli maçlar öncesi bu gibi karikatürleri “düşünce özgürlüğü” altında savunur muydunuz? Velev ki söz konusu sadece 75 bin satan bir dergi de olsa, bunun böyle olduğunu fanatik taraftarlara anlatabilir miydiniz?

Evet, İslam veya diğer dinlerin peygamberleri ve kutsal değerleri bu karikatürler yüzünden onlara inananların gözünde değer yitirmemektedir. Ancak diğer tarafta ısrarla keçi sakallı, karga burunlu, pörtlek gözlü çizilen o karikatürlerle hem Araplara karşı ırkçılık suçu işlenmiş olunuyor hem de o dini ve peygamberi tanımayanlar açısından bilinçaltında son derece çirkin ve itici bir imaj oluşturuluyor. Ya da mevcut olan olumsuz imaj iyicene pekiştiriliyor. Derginin az satması da bir şey değiştirmiyor, çünkü günümüz global iletişim dünyasında internete düşen her “ilgi çekici” bilgi anında dünyayı dolaşıyor.

Bu yüzden de François Hollande’ın İslamafobiyi körükleyecek eylemlere karşı, aynen Antisemitizm de olduğu gibi, yasaklama getirilmesi konusundaki girişimlerini destekliyorum. Bu son olayların da, gösterdiği serinkanlı ve duyarlı duruş sayesinde, siyaseten en çok ona yaradığını düşünüyorum. Fransız yönetmen Luc Besson’a da “aşağılanmış dinimiz” için gösterdiği empatiye çok teşekkür ediyorum. Doğrudur, mektubunda yazdığı gibi Fransız karikatüristlerin terörizme kurban gitmesi onlar gibi binlerce yenisinin doğmasına neden olacaktır. Nasıl ki Orta Doğu’da batılı askerlerin her terörist eylemi, binlerce yeni cihatçının doğmasına neden oluyorsa.

Doğrudur, canlı yayında o silahların sesini duymak ve savunmasız insanların bedenlerini delik deşik ettiğini bilmek, kan dondurucuydu. Peki, bu sahneyi bir yerden daha hatırlıyor musunuz? Hani Julian Assange’ın ortaya çıkardığı gizli bir çekimde, Irak’ta helikopterin içinden arabadan çıkıp ellerini havaya kaldırarak vurmayın diye yalvaran babanın ve çocuklarının canlı yayında aynı soğuk mermi sesleriyle vurulmasını? Askerin her otomatik tarama öncesi haykırışını?

Antisemitizm demişken: Charlie Hebdo’daki bir karikatüristin, zamanında oğul Sarkozy’nin Yahudi bir kadınla maddi servete götüren evliliği ile dalga geçtiği ve bu yüzden özür dilemediği için kovulduğunu biliyor muydunuz?

Demek ki özgürlük sınırları bazen çok daha “hafif” nedenlerle de sınırlanabiliniyormuş.

Benim özgürlük sınırım ise aşağılama ve ırkçılığın başladığı yerde bitiyor. Bunu belirtmek de en doğal hakkım. Bu beni ne katil sempatizanı yapar ne de özgür düşünce düşmanı. Bu konuda Batı veya genelde özgür olarak adlandırılan dünya ile de aynı yerde durmak zorunda değilim.

Buna karşın Fazıl Say’ın twitter’de başkasının yazdığı twitter mesajını paylaştığı ve ezanla kendince dalga geçtiği için 10 ay hapis cezasına çarptırılmış olmasını ise kabul – hala – edemiyorum. Nedenlerini neredeyse iki sene önce kaleme aldığım ve blog olarak paylaşma fırsatı bulamadığım aşağıdaki yazımda tekrar okuyabilirsiniz. Halen aynı düşünüyorum. Böylesine cadı avı mantığı ve sığ öfkelerle de değil dinimizi herhangi bir değerimizi korumak mümkün değildir. Tam aksine, böylesine sığ atışlara harcadığımız enerjimiz yüzünden, gerektiği zaman gerektiği yerde gerektiği şekilde karşı düşünce hamlesinde bulunamıyoruz.

Durduğum yer işte tam olarak burasıdır.

Bana gelen eleştiriler üzerine bunu tekrar belirtme gereği duydum.

Fazıl Say’ın aldığı ceza ile ilgili düşüncelerim ise aşağıdaki yazımda yer almaktadır.

Zuhal Nakay

Neyi hapsetmek istiyoruz? / 17.04.2013

Günümüzde değerler fikre karşı fikir üreterek savunulur...

Bilindiği üzere dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say'a “dini değerlere hakaret etmek ve aşağılamak” suçundan 10 ay hapis cezası verildi. Suçun işleniş şekli, sanığın kastı, suç işlemedeki ısrarı, suçun işlendiği zaman ve yeri, sanığın güttüğü amacı dikkate alan mahkeme, 8 ay cezaya hükmetmiş. Suçun yayın yoluyla işlenmesi nedeniyle cezayı yarı oranında artırarak bir yıla çıkaran mahkeme, sanığın duruşmadaki davranışları nedeniyle ise 10 aya indirmiş. Say'ın sabıkasız olmasını göz önünde bulundurularak, hükmün açıklanmasını geri bırakılmış.

Peki, bu işlenen suçun içeriğini tam olarak bilen kaç kişi var dersiniz?

Ben çok fazla olduklarını zannetmiyorum, çoğunlukla dinimize küfredildiği bahsi geçiyor.

Bu durumda olanları tekrar hatırlamakta yarar var:

"Şükür Fazıl Say'ı da Süründürdük" adlı yazımda konuyla ilgili şu satırlara yer vermiştim: "?...Fazıl Say'ın “günahına” geri dönecek olursak, akşam ezanını oldukça kısa okuyan müezzinle "sevgiline mi yoksa rakı sofrasına kavuşmak için mi bu acele" diyerek twitter'de dalga geçmişti. Bunu kiminle paylaşmıştı? Kendisiyle aynı görüşleri taşıyan takipçileriyle. Ama bu sözleri kendine dert edinenler, dindar ya da muhafazakârlar oldu. Sonrasında da karşılıklı yükselen tansiyonla iş çığırından çıktı.

Birincisi, Fazıl Say'ın bu sözleriyle bir din zarar görecekse, vay o dinin ve o dindarların haline derim!

İkincisi, Fazıl Say'a esprili bir cevap da verilebilinirdi, örneğin akşam ezanının özellikle kısa tutulduğu belirtilip, kendisine bazı parçalarda neden hızlandığı sorulabilirdi - yoksa namaz vaktini kaçırmamak için mi?

Kürşat Bumin ise "Vedalaşma hakkı ve Fazıl Say'ı rahat bırakalım" başlığı altında konuyu çok güzel toparlamıştı: "Say'ın twitter'da neler karaladıklarına gelince: Kendisinin de belirttiği gibi bu yazıdaki sözlerin bir kısmı Hayyam'dan alıntı. Diğerleri ise ateizm, ezanın kısa sürede okunmasından çıkarılan manasız bir yorum ve “Allahçı” olarak adlandırılan kesime ilişkin yakışıksız sözlerden ibaret.?Bu twitin zeki bir şey olmadığı ortada; piyanosunun başına geçtiğinde dinleyenleri alıp götüren bir müzisyenin bu gelişmişlikle yakından uzaktan ilgisi olmayan ve “militan ateizm” olarak nitelenebilecek türden bir tarzın basit dışavurumlarından ibaret şeyler bunlar. Ama unutmayalım ki bu sözler hiç mi hiç “suç” teşkil eden şeyler değil. O halde rahat bırakalım Fazıl Say'ı. O piyanosunun başına geçsin, bizler de dinleyelim. Twitter'da da “takipçisi” olmayalım. Mesele bu kadar basit."

Anlaşılan o ki, her ikimiz de yanılmışız. Demek bizim dinimiz ve dindarlarımız bu kadar kolay “zarar” görebiliyormuş ve demek ki Hayyam'dan alıntı yapmak (hem de başkasından retweet ederek) ve militan ateizm tarzı basit dışavurumları twitter üzerinden paylaşmak, suç teşkil edebiliyormuş.

Aynı şekilde yazının altında Kürşat Bumin'e “adam” deyip haklı bulan ve dağılmayı öneren “demokrat” yorumcu da yanılmış. Değil dağılmak, mahkeme kararı çıkınca twitter'de "fazıl say idam edilsin" kampanyasını bile başlattılar. Hoş, bu başlık altında sanki tepkisini gösterenler, bunu onaylayanlardan daha çok gibi. Ama ne olursa olsun, bu kelimeleri yan yana dizilmiş görmek bile insanın kanını dondurmaya yeterli.

Ne diyelim ki, aferin bu sanal ortamın kahraman cellâtlarına!

İşin ilginç yanı, dini değerleri koruma adına verilen bu mahkeme kararı, sonuçta dindarlara değil dindarlığı öfkeli çığırtkanlıktan ibaret sayanlara yaradı. Dini değerleri korumadı, tam aksine onları sanal kahramanların bel altı atış alanına çekti.

Sahi, Fazıl Say'ı hapis cezasına mahkûm ettirterek neyi elde etmiş oldunuz?

Böylece dine ve dindarlara daha mı saygılı olmaya zorlayacaksınız onu? Yoksa fırsat bu fırsat diyerek, batılı değerleri benimsemiş laik, Atatürkçü ve dünya çapında tanınmış bir Beyaz Türk üzerinden derinden nefret ettiğiniz tüm bu kesimden mi intikam almış oldunuz? Dünya istediği kadar seni alkışlasın, biz icabında adamı işte böyle hizaya getiririz mesajı mı vermek istediniz?

Birincisi, her Beyaz Türk Fazıl Say değildir. Onunla ortak değerler taşıyabilir, ama aynı zamanda çok farklı da olabilirler. Fazıl Say birçok açıdan uç ve sivri bir örnek teşkil ediyor ve bunu da saklamıyor. Saklamak zorunda da değil.

İkincisi, ateist olduğuna göre, tabii ki dine farklı bir bakış açısı olacaktır ve bunu dile getirmek de onun en doğal anayasal hakkıdır. Hepimiz gibi o da şiddet, tehdit, şantaj ve pornografik içeren açıklamalarda bulunamaz. Ömer Hayyam'dan alıntı yapmak ve akşam ezanıyla dalga geçmek yukarıda saydığım fiilleri içermiyor. Ancak sayısız kişi, eğer duruşu şu andaki konjonktüre uygunsa, tüm bu suçları hiçbir yaptırım görmeden her gün her istediği ortamda işleyebiliyor ve hatta alkış dahi alabiliyor.

Üçüncüsü, din konusunda ona verebilecek onca güzel cevap varken – tabii bu bilgiyi önce bir edinmek gerekiyor – ona sanatı yani Allah vergisi yeteneği ve görünüşü yani Allah vergisi cismi üzerinden hakaret etmek ve aşağılamaya kalkmak, acaba hangi dine ve dindarlığa sığıyor?

Dördüncüsü, sadece antipatik geldiği ve muhalif olduğu için ülkemizi sanat alanında dünya çapında temsil eden kişiyi “tekmelemek” mubah sayılıyorken, hiçbir muhafazakâr ve dindar yönü olmayanların ve herhangi bir beceri de taşımayanların salt iktidarı övdükleri için baş tacı edilmeleri, nasıl yaman bir çelişkidir?

Fazıl Say bir yönüyle günümüzde ne kadar kolay horlanabilindiğinin örneğini teşkil ederken, diğer yönüyle de ne kadar kolay iltifata mahzar olunabileceğini de çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor.

Yapmayın, dinimize ve dindarlara hakaret etmiş ya da övmüş olmak bu kadar da kolay olmamalı!

Kaldı ki, günümüzde ateistler ve benzerlerini hapis cezalarıyla alt etmeniz mümkün değildir. Bunun için çok daha fazlası gerekir. Ateizmle ilgili doğru cevapları bulmak için, günümüzde hangi referansları kullandıklarını bilmeniz ve fikre karşı fikir üretmeniz gerekir. Ne bileyim, benim yaptığım gibi bu konudaki makale ve sunumların çevirisini yapıp, paylaşabilirsiniz örneğin (bknz. "İnsan Neden İnanır?""Dindarlar, Ateistler, Agnostikler Ve Özgürlükler""Ateizm 2.0").

Ama bu tabii biraz zahmetlidir ve her şeyden önce çok emek ve de sabır gerektirir. Bunun yerine kör öfkeyle bel altından saldırmak ve mahkemelerde süründürmek, çok daha kolay ve haz vericidir. Karşılıklı düşmanlıkları ve önyargıları körüklemekten başka da hiçbir işe yaramaz.

Ayrıca biz teoride çok kavgacıyken, pratikte ise canciğer kuzu sarması olmaya da o denli meyilli bir milletizdir. Fazıl Say ve azılı karşıtını beraber bir odada Fenerbahçe maçı izlemeye zorlasanız örneğin, maç sonunda kol kola zafer marşları söyleyerek oradan çıktıklarını görmeniz çok olasıdır. Ancak böylesi hapis cezalarıyla bunun temelden önlemiş olursunuz.

Hem de geri dönüşü olmayan bir şekilde.

Devam yazısı: "Yavşaklığın Öfkesine Yenilmek"

Yazıda bahsi geçen küfürlü tweetler: "OdaTV"

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 553
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster