Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
405
 

Benim vaham

Benim vaham
 

Şu kocaman kırıcı yorucu ve duygusuzlukla kaplı toplum çölü içinde ben çok şükür bir sevgi vahası içinde yaşayan şanslılardanım.

Bu uzun, hüzünlü ama, sonuç itibarıyle, gelinen noktada beni huzurlu kılan bir hikaye aslında..

Hastalık yazmayı sevmesem de, yazmalıyım; rahmetli eşimin hastalığıyla değişti herşey. Bir yandan bana yalnız olmadığımın hissettirildiği diğer yandan da çok trajik o aylarda.

Eşimin ailesi birbirine çok bağlıydı. Onlar 6 kardeş babalarını genç yaşta kaybetmiş ve birbirlerine sıkı sıkı sarılarak hayata tutunabilmişlerdi.

Ben yeni evliyken bu çok sıkı bağdan boğulur giibi oluyor, biraz da kıskançlık hissediyordum. Haftasonları sabah 8 civarında onun ailesinden birisinin bizi arayıp "şuraya hasta görmeye gidilecek", " şurada bilmem filancanın görümcesinin gelininin cenazesine gidilecek", "şunlarla mutlaka bayramlaşmaya gidilecek " vs. gibi benim dışımda kararlaştırılmış planlarına insani açıdan çok doğru olsalar da, bizi ya da eşimin uymak zorunda bırakmalarından nefret ediyordum Bu planlara mecburen uyuyorduk çünkü aile ilişkileri, rahmetli eşimin evin büyük erkeği olması bunu gerektiriyordu.

Eşimin ailesi, (annesi, kardeşleri, yeğen ve enişteleri) haftada birkaç kez biraraya geliyor ama hiç sıkılmıyorlardı. Herkes, herkese sık sık gidiyordu ve ben biraz kafa dinlemeyi seven yapıya sahip olduğumdan, bu sık ev görüşmelerinden de hazzetmiyor, bu görüşmeleri çok gereksiz ve fazla buluyordum. Hatta ailesinden birisinin daha iki gün önce görüştüğümüz halde bize geleceğini öğrenince içten içe telaşlanıyor, çok gerginleşebiliyordum. Kapıdan gelen hiç bir misafire surat asmasamda bu tür sık ziyaretler beni evin temizliği, çayın yanına ne ikram edebileceğim vs. konularında strese sokuyordu çünkü kız kardeşleri benden yaşça da büyük olduklarından, ev hanımlığı ve aşçılık bakımından benden çok daha becerikliydi.

Asıl derinlerde yatan sorun şuydu ki; ben -ne kadar sudan sebepler olduğunu şimdi farkettiğim- bazı olaylar yüzünden, 11 yaşımdayken 3 halam ve 1 amcam, 17 yaşımdayken de 3 dayım ve 1 teyzemle bağlarımı koparmak zorunda kalmıştım.. Onlarla görüşmek bir yanda adlarının evde geçmesi bile anne - babamı sinirlendiriyordu. Oysa ben akrabalarımı çok seviyordum ve bir yere gezmeye gittiğimizde oraya teyzesi halasıyla vs. gelen çocuklara gıptayla bakıyordum

Biz, yaklaşık 20 yıl birinci derece yakınları yok sayarak yaşamış bir aile olduğumuzdan, rahmetli eşimin kardeşleriyle ilişkisi bana fazla yakın fazlaca içiçe gibi geliyordu. Ben böyle sık görüşen, beraber çay içmekten bile çok hoşlanan, her aile ferdinin karşısındaki için birşeyler yapmak, maddi yatırım konularında bilgi, haber vermek ve maddiyet anlamın da destek olmak için çırpındığı böyle bir aile yapısına inanamıyordum.

Derken, o en trajik günler geldi. İkinci çocuğumuz daha 1 yaşını doldurmamışken, eşime hastalık tanısı konuldu. Evimize bomba düşmüş, hayatımız toz duman olmuştu. İşte o çok çok zor günlerde aklımda kalan çok nadir olumlu anılar, beni güçlendiren şeyler eşimin ailesinin hareketleriydi.

Özellikle kız kardeşleri... Aylarca, hegün ona en sevdiği yemekleri getirdiler. Benim bebeğim küçüktü ve bazen zaman ve enerjim yetmiyordu. Onlar evimize tencerelerle yemek taşıdılar. Rahmetli eşimle ikimiz acıyla ağlarken, tahlil sonuçlarıyla defalarca yıkıldığımız ve "hastalığa rağmen gülebilme" oyununda, güçlülük çabalarında, başarısız kaldığımız o günlerde ortanca kız kardeşinin eve gelip bir anda evimizin havasını olumluya çevirmesi... Bir diğerinin benzer hastalık örnekleri verip rahmetliyi teselliye çalışırken potlar kırıp o anda bile bizi güldürmesi... Bana yardıma hazır olduklarını her an hissettirmeleri... Kapımızdan içeri gülümseyerek girip bize de moral aşılamaları, ve doktorların günler öncesinden bize söyledikleri, o en acı "kaybediş anı"nda, birbirimize sarılıp acımızı yaşamamız, ağlamalarımız, dualarımız...

O kabus niteliğindeki günlerde "bu tavırları normal ama, kardeşlerinin acısı biraz eskidiğinde kapımı çalan olmaz" diye düşünüyordum için için. Oysa düşündüğüm hiç gerçekleşmedi ve bu güzel insanlar beni kendi kardeşlerinden birisi saydı ve yüzüme de bunu defalarca söyledi. Biz doğum günlerini, bayram günlerini, kendi aramızda yaptığımız tavuklu bulgur pilavı günlerini hep sürdürdük. Rahmetlinin anma günlerinde mevlutlerde, rahatsızlık ve kutlamalarda hep bir aradaydık. Peki birbirimize kırıldığımız hiç mi olmadı? Kesinlikle oldu. Defalarca. Ama biz yüzyüze konuşmayı çok seven, içinde kinin tutunamadığı kişilikte insanlarız. Birbirimizi seviyoruz ve çok alışmışız.

Geçen gün rahmetli eşimin çok sevdiği yeğeni evlendi. ailece yine oradaydık.Ben aradan geçen uzun yıllara rağmen -çok şükür- yıpranmamış sevgi bağının içinde yine onlarla birlikte eğlendim.Çok keyifli sohbetlerimiz oldu ve sıkıca sarıldık birbirimize. Kendi ailem yaşadığım şehirde değil ama olsalardı bile bu kan bağıyla bağlı olmadığım ailemin yeri de çok özel. O gece de artık neredeyse kendi kanımdan akrabalarım haline gelmiş bu insanlara sarılırken, bu sevgiden dolayı kalben ne kadar zenginleştiğimi farkettim. Çocuklarımın da böyle bir aile bağı içinde o sevgiyi tadarak yaşamalarından, babalarının ailesiyle yakın olmalarından büyük bir iç huzuru ve mutluluk hissettim.

Ben küslük, gurur ve hayatı yanlış algılama sebebiyle, hiç bir akrabasıyla görüşemeden ömrünün tamamına yakınını geçirmiş birisi olarak, böyle köksüz ağaç gibi yaşamanın tatsızlığını biliyorum ve bu sevgisizlik çölünde bu aileyle oluşturduğumuz sevgi vahasında, sevgi, fedakarlık, paylaşımla büyümüş ulu bir ağacın gölgesinde yaşadığım için Allaha şükrediyorum. Sevgiyle, iyilikle kalın...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 212
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 393
Kayıt tarihi
: 21.09.07
 
 

Merhaba...  Üniversite mezunu Kamu İdaresinde  çalışan bir bayanım. Ankara'da iki oğlumla yaşıyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster