Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ocak '11

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
639
 

Benim yasağım iyi, seninki kötü

Benim yasağım iyi, seninki kötü
 

Milliyet Blog’un “Blog Yazarları Tartışıyor” başlığı altında yürüyen ve “yeni Alkol Yönetmeliği” konulu tartışmayı, üzerinde hassas olduğum bir konu olması nedeni ile takip ediyorum. Herkes kendi meşrebince konuya yaklaşmaya, farklı noktalardan bakış açılarını sergilemeye çalışıyorlar.

Milliyet Blog’un bu serbest kürsü işlevini seviyorum. İnsana en azından, bir olaya kaç farklı açıdan bakılabileceğini, insanların ne gibi öncelikleri olduğunu gözlemleme fırsatı veriyor. Sonuçta çok fazla bir şey değişmediğini, insanların fikirlerinde bir oynamaya sebep olmadığını az çok bilsem de, yine de faydalı bulduğum bir çaba. Oysa karşıdakinin de fikirlerini önemseme, önceliklerine saygı duyma, ortak bir nokta yakalama gibi zihinsel gelişmelere vesile olabilse çok daha faydalı bir işlevi yerine getirebilir.

Son alkol tartışmasında dikkatimi çeken bir nokta bence önemli. AKP hükümetince gündeme alınan “Alkol Yönetmeliği”ne dair itirazlar, özellikle kendisini “laik”, “Atatürkçü - bazıları için Kemalist-”, “solcu”, “devrimci” vs tanımlayan insanların tepkisini çekti. Tepkiler ile ilgili çeşit çeşit yazılar yayınlandı. Bu yazıların hemen hemen hepsini okudum. Bana ”bu yazıları ortak bir paranteze al” denilmiş olsaydı, büyük olasılıkla şu cümleyi seçerdim; “yasak istek arttırır".

Hemen hemen tüm yazılarda, “yasak” kavramına dair bir karşı duruş, yasağın yasaklanmasına dair talepler ve özgürlük söylemleri ön plana çıkıyordu. Bu değiniler, genellikle benim de üzerinde hassasiyetle durduğum kavramlara tekabül ettiği için, beni mutlu etti. Hatta hayat tarzına dokunulmaması gerektiğine dair, kimi yazılarda ön plana çıkan konulardan daha da memnuniyet durdum. Ama bu memnuniyetimin ucunun açık olduğunu çok iyi biliyordum.

Çünkü, yukarıda yer verdiğim sıfatlarla kendilerini tanımlayan insanlar bu ülkedeki bir çok yasağa aynı mantıkla ve aynı rahatlıkla yaklaşamıyorlar. Mesela, bugüne kadar bu insanlar arasında, “üniversitede türban yasağı” meselesine, aynı özgürlükçü bakış açısı ve “yasakları yasaklamak lazım” mantığı ile yaklaşan birisini göremedim. Kimse bu yasağın, türbanın cazibesini daha da arttıracağını dile getirmedi. Aksine yasağı savunmak konusunda, aynı insanlar oldukça gayretkeş davrandılar. Yasağı meşru gösteren mazeretler üretmekten geri durmadılar.

Bu yazıları okudukça hep şunu merak ettim; acaba "18 yaşında bir insan kendi özgür iradesi ile alkol kullanabilir, aynı şekilde başını örten bir bayanda üniversiteye özgürce girebilir ve temel hakkı olan eğitim alma hakkına engelsiz ulaşabilir" diyebilmek çok mu zor? Özgürlükleri savunurken, farklı özgürlük konuları arasında benzer mukayeseler neden yapılamaz?

Aynı şekilde, aynı insanların bu ülkede çok uzun yıllar geçerli olan Kürtçe yasağı konusunda da, özgürlükten taraf olduklarını hiç zannetmiyorum. Tam tersine, “Kürtlerin evlerinde de Türkçe konuşmalarını sağlamak lazım” diyen blog yazarlarına rastlamışlığım vardır. Hükümetin devlet kanalı bünyesinde, bu topraklarda oldukça yaygın olan bir anadilde yayın yapan bir kanal açma çabasına direnen ve bu konuda yasakçılık peşinde koşan insanlar da oldukça fazlaydı. Milliyet Blog sayfaları şahittir.

Kürtlerin “Çift dilli yaşam” ve “anadilde eğitim” taleplerine, yasak mantığı dışına çıkıp, en azından makul yanıtlar ve ortak çözümler üreten bir “özgürlükçü” zihniyete de rastlamış değilim bu sayfalarda. En azından, “eğitimin tamamı Kürtçe olamaz ama nasıl bazı okullarda belirli dersler İngilizce olabiliyorsa, talep edilen yerlerde de bazı dersler Kürtçe yapılabilir” ya da “eğitim resmi dilde yapılır ama talep edilen okullarda Kürtçe seçmeli ders olarak okutulabilir” gibi ara çözümler üreten birkaç yazı görebilseydik “yasak düşmanı” arkadaşlardan.

Bu nedenle olsa gerek, alkol yönetmeliğine dönük eleştirilerde yer alan bu safiyane özgürlük talepleri, yasakçılık düşmanlıkları beni kandırmadı. Basitçe, “benim yasağım iyi, seninki kötü”, “benim hayat tarzıma özgürlük, senin hayat tarzına esaret” mantığından öteye gidebilen bir duruş değil. Bu konuda dile getirilen demokrasi, özgürlük, hak talepleri son derece ilkesiz, içi boş ve dolayısı ile ikna etmekten oldukça uzak.

Yazıma, bugün twitter’de karşılaştığım ve bir linkle ulaşılan bir metinle son vermek istiyorum. Metin başörtülü bir arkadaş tarafından kaleme alınmış ve CHP’ye türban politikasına dair öneriler sıralıyor. Metnin bazı maddelerinden, başörtülü arkadaşın, bu önerileri son derece samimi duygularla kaleme aldığı anlaşılıyor. Çünkü CHP’yi, özgürlük söylemi daralan ve “kendi hayat tarzına özgürlük” sınırına gerileyen AKP’ye alternatif olarak görecek kadar ön yargısız olduğunu hissettiriyor. İşte Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Gürsel tekin’in de twitter hesaplarına gönderilen o metin;

“CHP'ye niçin başörtüsü ile ilgili siyasi tutumunu değiştirmesi gerektiğini maddeler halinde anlatalım:

1) Bireysel özgürlükleri cebren kısıtlayan yasaklar sol ideolojinin ruhuna aykırıdır. Solu bilen bir solcu yasağı savunamaz

2) Yasak varken başörtüsünün dini mahiyeti sağlıklı bir şekilde tartışılamaz

3) İktidarın çeşitli hilelere başvurduğu bu dönemde, CHP'nin başörtüsü konusunda izleyeceği net siyaset halkın güvenini kazanmasını sağlayacaktır

4) Başbakanın seçim öncesinde özgürlükçü söylemlerinin volümünü kısarak katı milliyetçi partilerin oylarına talip olduğu, başörtüsünü dolaylı olarak rafa kaldırdığı bir ortamda, muhalefetin görevi karşı bir söylem geliştirmektir.

5) İktidarın her seçim öncesinde CHP'nin zaaflarını bilerek başörtüsü üzerinden attığı paslar artık geri çevrilmemeli, topun iktidarın ayağıyla ağlara gönderilmesine izin verilmemeli, başörtülü kızlar daha fazla siyasi malzeme yapılmamalıdır.

6) Başörtüsünün ideolojik bir aygıt olduğuna inanılıyorsa eğer, başörtülü kızlarımızın büyük bir kısmının da bu oyuna alet olduğuna inanılmalı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

CHP’nin solla uzaktan yakından alakası yok. Bence CHP Sosyal Faşisttir. Atatürk’ün emanet ettiği CHP’de bu değildir zaten. ( Atatürk’ün emanetçisiyiz diyerek emanetlerini tek tek yok ettiler kendi elleriyle. Ama Atatürk’ü kullanmaktan da geri durmadılar, durmuyorlar.) En büyük ötekileştirmenin mimarları da maalesef ki CHP’dir. Bir de yasaklar meselesi vardır ki onlar sadece kendilerine yasaklar konulmasından rahatsız olurlar. Kimsenin özgürlüğünü istemezler ama serbestlikte sınırların kalkması adına ellerinden geleni yaparlar. Çünkü özgürlük ve serbestlik kavramları arasında ki farkı bilmezler. Bu şekliyle AKP’den farklı olduklarını iddia ederler ama ters yüz ettiğinizde fark sadece gündüzleri görünür gece anlayamazsınız. Gecelerde anlaşılmayanlarda böyle bulanık oluyor ne yazık ki. Saygılar...

Oya Tekin 
 03.02.2011 1:50
Cevap :
Sayın Tekin, yorumunuza geç yanıt verdiğim için özür dilerim. Eski bir yazıya yorum gelince önceleri üşengeçleşiyorum sonra da zamanla unutuyorum. sizin yorumunuzda unutkanlığıma geldi. Sosyal faşist sözü bana hala 80 öncesini hatırlattığı ve hep yanlış kullanıldığı için itici gelir. Ama bu kez doğruya yakın bir kullanım olmuş gibi:-) CHP'nin yasaklar ve özgürlük meselesinde tutarlı ilkeleri yok. Dolayısı ile bu partinin sempatizanlarına ve taraftarlarına da yansıyor. Bu alkol yönetmeliği meselesinde aldıkları tavır ile, genel özgürlük meselelerine dair aldıkları tavır uyuşmuyor. İlkesiz. Yine 80 öncesi bir deyimle dile getirirsek bel kemiği olmayan oportünist bir tavır. AKP'nin de bu konuda tutarlı olduğunu söyleyemeyiz elbette. Ama galiba bu ülkede siyaset yeni yeni gerçekliğine kavuşuyor. Şu ana kadar vesayet altında suni siyaset yapıyorduk ve o sistem herkesi birbirine benzemek zorunda bırakıyordu. Şimdi farklar ve arızalar yavaş yavaş çıkıyor ve bence hayırlı oluyor, saygılar...  11.02.2011 10:27
 

Gelelim yaş sınırına. Ben ısrarla yönetmelikten 18 yaşındaki gence içki satılabildiğine göre genç onu alıp evinde ya da münasip yerde içer diye yorum getiriyorum, siz ısrarla 24 yaşına kadar içemez anlıyorsunuz. Doğrusunu bilemiyorum. Ancak festival, toplantı, organizasyon, kutlama adı altında üniversite öğrencileri için (24 yaş altında) -ki maalesef üniversitelerde bu tür etkinlikler gördük- alkol şöleni yapılmasını da şahsen doğru bulmuyorum. Bütün bunların ötesinde bu uygulamaya destek olanların "dindarlık" vasfının ağır basması kadar, karşı çıkanların da, sırf din alkolü yasakladığı için bu hükümet de bunu yapıyor, peşin hükmü ağır basmaktadır. Aynı kuralları sözgelimi CHP hükümeti getirmiş olsaydı tepki herhalde böyle olmazdı. Diyeceksiniz ki CHP böyle bir yönetmelik getirmezdi. Elbette partiler arasında biraz fark olacak. Kanaatim o ki, hiç din faktörü olmasa da alkolün bu kadar savunulacak bir yanı yok. Sırf Ak Parti'ye inat olsun diye bir yanlışa düşmeyelim. Selam ve saygılarla

Ahmet YILMAZ 
 27.01.2011 11:10
Cevap :
Türban yasağı, başlı başına farklı bir konu. Bırakın “yasaklansa iyi olur” denebilecek olmasını, aksine tamamen bir özgürlük ve hak konusudur. Bu nedenle yasaklanması, onu teşvik ettiği kadar, bu yasağa direnen kişileri meşru ve haklı bir pozisyona iter. Yasağı savunanları ise ezer, küçültür, değerler sistemini parçalar, hatta faşistleştirir. “Üniversiteye başı açık girilemez” yasağı söz konusu olsa, şu an başı kapalı olanlar nasıl tavır alırlar bilemem. Çünkü onların da arkalarında ciddi bir inanç dünyası var ve demokrat bir tavır almalarına engel olabilir. Ama zaten ben türban yasağını buna güvenerek eleştirmiyorum. Hak ve özgürlükten yana olmak bana yetiyor. Haklı bulduğum kişinin bir süre sonra başka bir konuda benim karşımda yer alma ihtimalini göz ününe alarak tavır almak, yanlış bir tavır alış yöntemidir. Bu özgürlükleri pazarlık konusu yapmak anlamına gelir ki, seviyesiz bir politikaya tekabül eder. Ama haklarını savunduğum kişiler benim hakkımı savunur mu, bundan emin değilim.  27.01.2011 13:19
 

Yasağın insanı daha meraklı hale getirdiği ve yasaklanan şeyin cazibesini artırdığı görüşüne katılıyorum. Siz, kimse böyle bir şey yazmadı diyorsunuz ama, ben örnekler vererek türban konusunda bunu yazdım. Eskiden başı kapatmak daha çok köylülük sayıldığı için, şehirde açık hanımları gören kapalı bayanlar, eşarplarını arkaya doğru santim santim kaydırarak başlarını açmaya çalışırlardı. Ne zaman ki türban yasaklanıp kapalı öğrenciler üniversite kapısından geri çevrildi, "bu dinin gereğidir" savunması ön plana çıkınca artık kıtır kıtır kesseniz kapalıya başını açtıramazsanız. (Yorum çok uzadı ama yeri gelmişken bir parantez açarak şunu da söyleyeyim. Bu inatlaşmadan sonra yarın ülkeye hakim olan bir iktidar üniversiteye açık girilmez dese, pek çok açık başlı da kesseniz başını bağlamaz). Evet "yasak"lara özgürlük adına demokrasi adına karşı çıkmamız lazım. Fakat yönetmelikte farkındaysanız hiç yasak kelimesi geçmiyor. Burada "İçki içmek yasaklandı" algısı tamamen vatandaşa aittir. (devam

Ahmet YILMAZ 
 27.01.2011 10:57
Cevap :
Sayın Yılmaz, ben yazılarımın hiç birisinde “yasak cazibeyi arttırır” mantığını kullanmadım. Evet yasağın böyle bir işlevi olabilir. Ama yasaksız bir toplum da olamaz. Aynı mantık üzerinden gidersek, uyuşturucuyu, çocuk pornosunu, soykırım övgüsünü, ırkçılığı, işkenceyi vs vs serbest bırakmamız gerekir. Eğer bir konuda, uluslararası bir işbirliği sağlandı, ortak insan aklı bunun ortadan kaldırılmasının daha uygun olduğu kanaatine vardı ise bunlar yasaklanır. Yukarıda saydığım eylemlerin hepsi uluslararası kuruluşlarca yasaklanmıştır. Alkol üzerinde, yukarıda saydığım eylemler gibi alınmış bir ortak yasak kararı yoktur. Dünya üzerinde, sadece birkaç teolojik devlet tarafından alınmış yasak kararı vardır. Bu nedenle “aslında alkol yasaklanabilir ama yasaklanırsa ona olan ilgi daha da çok artar” gibi bir mantık çok saçma ve yanlış eğilimli bir mantıktır. Evet, yasaklanınca alkole daha fazla ilgi olabilir ama aslında çok daha kötü bir şey olur. Bunu ayrıca bir yazıda anlatacağım.  27.01.2011 13:18
 

Şunu bir kere tespit edelim ki, aynı pencereden bakmaya devam ettiğimiz müddetçe, gördüklerimiz hiç değişmeyecektir. Hepimiz mümkün olduğu kadar, farklı pencerelerden, hatta imkânı varsa birbirimizin penceresinden olaylara bakmaya çalışabilmeliyiz. Empati dediğimiz durum da budur. Bir dindarın alkole sadece dinin yasakladığı tabu diye bakmasıyla, alkol kullanan birinin dini dayatmalara yatkın bir parti ülkede alkol içilmesini yasaklıyor diye bakması arasında hiçbir fark yoktur. Her şeyden önce dini yasakların tanımını yaparsak, onlar insana zarar verdiği için yapılmaması tavsiye edilen eylemlerdir. Bu asla yapılmayacağı anlamına gelmez. Zaten yapılabileceği için yasaklanmıştır ve günahı ya da cezası da yapıldığında devreye girer. Aynı mantıkla devlet de vatandaşlarını bu zararlı alışkanlıktan kurtarmak için tedbirler almalıdır. Siz de zaten buna itiraz etmiyorsunuz. Burada özellikle sizin üzerinde durduğunuz iki konu var. Biri "yasak" anlayışının cazibesi, diğeri yaş sınırı. (devam)

Ahmet YILMAZ 
 27.01.2011 10:47
Cevap :
Bizim eğitim sistemimiz halen çoğulcu toplum anlayışının mantığına uyum sağlayamadı ve hala ezberci, tek bir doğruya odaklanan bir yöntemle işliyor. Bu nedenle en ilerici, demokrat, fikir hürriyetine inandığını düşünen insan bile kolaylıkla yasakçı, karşıt fikirleri düşman kabul eden bir eğilime girebiliyor. Bun da 1930’ların dünya konjonktürü ile şekillenen Kemalist modelin etkisi olduğu kadar, 1980 sonrasında şekillenen Türk-İslam sentezinin temsilcisi zatların eğitim sistemini altüst edişlerinin de payı var. Eğitim sistemimizde son yıllarda epey bir düzenleme yapıldı ise de hala sorunlu. Düşünsenize öğrencisine evrim teorisinden bahsetti diye bir öğretmen hakkında soruşturma açılabiliyor. Oysa Fen Bilgisi dersinde evrim teorisi, din dersinde yaratılış anlatılır ve çocuk iki farklı görüş arasında kendince doğru bulduğunu benimser. Ama eğitim sisteminde sadece kendi doğrumuzun anlatılması ile yetinmiyor, başka görüşlerin dile getirilmesini engellemeye çalışıyoruz.  27.01.2011 13:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1675
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster