Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '08

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
3205
 

Bergamalı Simo

Bergamalı Simo
 

Geçen yaz, kültür festivaline katılmak üzere, belediyenin davetlisi olarak Altınoluk’a gidiyordum. Yanımda değerli yazar dostum Sevgili Ferda İzbudak Akıncı vardı. Otobüsümüz Bergama sapağını geçti, sol yoldan devam edip, ilk yerleşim yerine geldiği sırada heyecanla köyün arkasındaki tepeleri işaret etti. Gözlerinde, yüzünde anlatılması güç bir ifade vardı; bu biraz öfke, biraz sitemdi; “Bak! İşte altın madeni… Görüyor musun doğayı nasıl katletmişler?” dedi. Baktım, ilk görüşte bir inşaat şantiyesini andırıyordu gösterdiği yerler. Anlattıkça yüzündeki ifade acılı bir hal aldı, belli ki ciğeri yanıyor, içi parçalanıyordu. Şaşkınlıkla baktım ben de. Toprağı alt üst edilmiş, ağaçları sökülmüş, çıplak bir tepe. Doğa gerçekten de katledilmiş, benim de yüreğim titredi. Devam etti konuşmasına Ferda İzbudak Akıncı; “ Ama boş durmadı! Sessizce boyun eğip kaderine razı olmadı Bergamalılar. Bir destan yarattılar. Şu anda üzerinde çalıştığım romanın konusu işte şu gördüğün maden ocağı ve kahraman Bergamalılar. Onların onurlu direnişi…” itiraf etmeliyim ki, o zaman, bu sözleri duyduğumda içim cız etti. Biraz da kıskandım onu. Bir romancı olarak kıskandım. Konu güncel ve toplumsaldı. Türkiye kamuoyuna mal olmuş, herkesçe az çok bilinen, insanım diyenleri kucaklayan bir konuydu. Akıncı, o coğrafyaya, oranın tarihine, kültürüne hakimdi. Merakla bekledim, Bergama’nın romanını.

İşte o gün merak ettiğim ve kıskandığım roman şu anda elimizde. “Bergamalı Simo” adıyla İlya yayınlarından çıktı. Çıkar çıkmaz edindim, bir solukta okudum romanı.

Bergama’ya hiç gitmedim. O günkü yolculuğumuzda kıyısından geçtim sadece. Televizyonlardan, gazetelerden yıllardır takip ediyorum ama… Şimdilerde İda Dağının yazgısını takip ettiğim gibi. Yıllar önce izledim, yarı çıplak, şapkalı, posbıyıklı adamların ve şalvarlı, kavruk yüzlü köylü kadınların omuz omuza yürüyüşlerini. Onların onurlu eylemleri yüreğimde hep bir sevinç dalgası estirmiştir. Onlar en değerli hakları için, sağlıklı bir çevrede yaşama hakları için direniyorlardı. Yıllar sürdü bu mücadeleleri. Kimi zaman coplandılar, kimi zaman günlerce mahkeme kapılarında beklediler, ama yılmadılar. Ülke onlara dar geldi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kadar gittiler. Kazandılar.

Çok uluslu şirket 1989’da girdi Bergama’ya. Enerji Bakanlığı Maden Dairesi’nden arama ruhsatı, 1992 ‘de işletme ruhsatı aldı. Köylüler mahkemeye başvurdu artık onlar için uzun bir süreç başlıyordu. Mahkemelerde davalar bir açıldı, bir kapandı, yılan hikâyesine döndü. 15 yıldır devam eden bir trajedi onlarınki. Kapı kapı dolaştılar, elbette onların bu onurlu başkaldırısı bir gün edebiyata yansıyacaktı. Kaçınılmazdı bu. Bergama’nın, Bergamalının çığlığını ilk kez Ferda İzbudak Akıncı romana döktü. Akıncı yöreyi çok iyi bilen deneyimli bir yazar olarak; o coğrafyayı tanımanın, tarihini, kültürünü, sosyal yapısını bilmenin rahatlığı, avantajıyla almış kaleme Bergamalı Simo’yu. Roman iki bölüm ve 303 sayfadan oluşuyor.

Akıncı, toplumsal, sosyal olayları konu edindiği bu ikinci romanında, ilk romanı “Sudaki Ateş”te gösterdiği performansı biraz daha aşarak, romancılığındaki çıtayı daha da yükselterek çıkıyor okuyucunun karşısına.

Bergamalı Simo’da romanın dili, kurgusu, kahramanları, kahramanların olaylar karşısındaki tutumları, duruşları daha bir canlı, daha bir sağlam. Tarih-doğa-insan ilişkisini, bin yıllardır bereket fışkıran toprakların, altın uğruna bitirilişini, katledilişini ancak yine de insanın dimdik duruşunu, onurunu koruyuşunu başarıyla veriyor Bergamalı Simo. Simo’nun dağlarda, tarih kalıntıları arasında geçen berduş, avare yaşamından silkinip uyanışı, Bergamalıların dönüşüm ve diriliş öyküsü oluyor biraz da…

Aslında romanda sorgulanan biraz da insani değerlerdir. Arkadaşlık, dostluk ilişkilerinin çıkar karşısında yıpranıp ayaklara düşmesi, yine aynı ilişkilerin insana yakışır şekilde dirilmesidir anlatılan. Para uğruna, tüketilen dostluklar, araya giren dargınlıklar, kırgınlıklar, küskünlükler var romanda. Yine can çekişen doğanın, katledilen ormanların ahı, Bergama’da, Uşak’ta, Kazdağlarında, Artvin’de, Bala’da yabancı ülkelerde, dünyanın birçok yerinde yükselen haykırış olup tokat gibi iniyor haksızlık yapanların suratına.

Bergamalı Simo romanı; Ovacık altın madeni ile talan edilen doğayı, bitirilen dostlukları, küstürülen arkadaşlıkları veriyor, ama aynı zamanda bir diriliş destanına da dönüşüyor. Avare Simo’nun, umutsuz Yadigar’ın yeniden doğuşunu, umuda sarılışını da veriyor.

Simo yıllar önce karısı Yadigar’la aralarında çıkan kavgalardan, tartışmalardan bıkmış, her şeye boş vererek Bergama’daki tarihi kalıntılar arasında, ıssız dağlarda avare, yalnız bir yaşam sürmeye başlamıştır. Oğlunu ve karısını terk etmiştir. İnsanlardan uzaklaşmıştır. Hayata küsmüştür bir bakıma. Saçı, sakalı birbirine karışmış, yarı aç, yarı tok, yırtık pırtık elbiselerle, terliklerle dolaşmaktadır. Simo’nun dünyada tek dostu çocukluk arkadaşı kasap Nebi’dir. Onlarınki her türlü çıkardan arınmış, candan bir dostluktur. Nebi, Simo’yu sevmekte, değer vermektedir. Dükkâna her gelişinde ona kahvaltı hazırlamakta, yemek yedirmektedir.

Simo’nun karısı Yadigar, artık ondan umudunu kesmiştir. Oğlu Murat’ı altın madeninde işe yerleştirmiştir. Siyanürle altın çıkaran, böylece insanları ve doğayı zehirleyen madene karşı çıkan tüm dostlarıyla iplerini koparmıştır. Kendi kabuğuna çekilmiştir adeta. Madene karşı gelenlerden, yürüyüş yapanlardan, eyleme katılanlardan nefret etmektedir. Çünkü o bu maden sayesinde oğlu Murat’ı iş sahibi yapmış, onu evlendirmiştir. Bergama’da halk ikiye ayrılmıştır. Bir tarafta yakınları madende çalışan maden taraftarları, diğer yanda eylem üstüne eylem yapan maden karşıtları.

Simo’nun madende çalışan oğlu Murat, her gün erimekte, hastalanmaktadır. Oğlunun bu durumunu gözlemleyen Yadigâr’ın kafası karışıktır. Siyanürle ilgili anlatılanları merak etmektedir. Sonunda o da maden karşıtı toplantılara katılmaya karar verir. Oğlunun işten çıkmasını istemektedir artık, ama bunu söylemeye cesaret edemez, Simo’dan yardım beklemektedir. Bu arada Simo arkadaşı Nebi’nin merasında çalışmakta, çobana yardım etmektedir. Oğlunun durumunu duyunca yaşamını kökten değiştirmeye karar verir. Bir akşam traş olur, saçını sakalını keser, yeni giyitler giyer. Artık o ruhsal ve fiziksel olarak yeni bir insandır. Halkın arasına karışır yeniden, maden karşıtı toplantılara katılır. Oğlunun evine gider, karısı Yadigar’la karşılaşır. Geçmişiyle hesaplaşır. Simo’nun bu ani değişimi herkesi şaşırtmıştır. Yüreklerinde umut ve sevgi yeniden yeşermiştir.

Roman tarihi değerlere sahip, zengin, verimli topraklar üzerinde kurulu Bergama’da geçiyor. Bergamalıların yıllardır bıkmadan, usanmadan yürüttükleri mücadeleyi konu ediyor. Altın uğruna acımasızca katledilen ormanların, toprakların çok uluslu güçlerce sürdürülen talanına karşı başkaldırının romanı Bergamalı Simo.

Calvino, “Benim için romanda üç şey önceliklidir, ” der.

İyi tanımlanmış, hesaplanmış bir yapıt tasarısı,

Açık, kesin ve akılda kalıcı görsel imgelerin çağrıştırılması,

Sözcük seçiminde ve düşünce ile imgelemin en ince ayrıntılarını ifade etmede olabildiğince kesin bir dil.

Bergamalı Simo için, usta bir öykücünün kaleminden çıkmış bir yapıt olarak övgüyü hak ediyor diyebilirim. Olayın kurgusu, kahramanları ve dili bütünlük içindedir. Akıcı, duru bir dille karşılaşıyoruz. Bir romanı yücelten, onu iyi bir roman yapan en önemli özellik bence yazarın kendine özgü tarzı, dili ve anlattığı insanlık trajedisidir.

Ferda İzbudak Akıncı, Bergamalı Simo romanında bir bakıma dirilen insanların öyküsünü konu ediniyor. Simo’nun ani değişimi, umutları dibe vuran Yadigar’la Murat’ın yeniden yaşama gülümsemeleri bunu gösteriyor. Onları dirilten Bergamalıların direnişidir, mücadele ruhudur.

Bergamalı Simo için sosyolojik bir romandır da denilebilir. Toplumsal gerçekleri, insani ilişkileri, dostlukları, arkadaşlıkları sıcak bir tonda işliyor. Türkiye gerçeklerine, bir dönem Bergama yaşantısına parmak basması nedeniyle gelecek kuşaklara iyi bir mirastır da aynı zamanda. Akıncı, romanda kimi zaman geri dönüş tekniğini kullanarak kahramanların eski yaşantılarından, anılarından örnekler de sunuyor. Örneğin Yadigar’la Simo’nun aşkları, anıları Yadigar’ın bilinçaltında belli aralıklarla gün yüzüne çıkıyor.

Umutsuz, karanlık, karamsar bir roman değil Bergamalı Simo…

Umut yüklü, geleceğe dair güzel, sıcak düşleri olan bir roman. Yılgınlığa rastlamayız hiçbir satırında. Bergamalı Simo karakterini uzun zaman unutamayacak okur. Simo’nun insan sevgisiyle, doğa hayranlığıyla atan yüreğinin ılıklığını hissedecek. Simo’yla birlikte Bergamalıların yıllardır verdikleri onurlu mücadelenin ve kazanımların da tanığı olacak.

Bergamalı Simo, doğa katliamı karşısında insanlığın ortak sesi oluyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 96
Toplam yorum
: 277
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1524
Kayıt tarihi
: 01.11.06
 
 

1970 yılında Siverek'te doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Tarsus'ta tamamladım. İstanbul Üniversites..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster