Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '11

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
793
 

Beriki(ler) - Öteki(ler)

TDK, "öteki"nin sıfat olarak karşılıklarından birine: "Mevcut kültürün içinde dışlanmış olan" demiş.. "Beriki"ye de biz karşılık bulalım: "Mevcut kültürün içinde dışlanmış olamayan" ya da "mevcut kültürü oluşturan" diyebiliriz.

Ama elbette ki bu kadarla bitmiyor.. Dışlayan kim(ler), dışlanan kim(ler) oluyor? Neden, nasıl oluyor bu ötekileştirmek; olmaması için neler yapmak gerek gibi birçok soru da yanıt bekliyor..

Yere ve zamana göre de değişiyor bu işlemler. Ayrıca; 'Kuşları Boyamak'ta sözünü ettiğim; "'Büyük balık küçük balığı yutar.' Bu sözün doğruluğu kültürel gelişmişlikle ters orantılıdır. Yani, insanlar kendilerini, kültürel olarak ne denli geliştirmişlerse, ilkel duygu ve düşüncelerinden ne denli arınmışlarsa bu söz geçerliliğini o kadar yitirir. Ve insanlık, kendinden güçsüz olanı ezip yok etmek yerine; kendinde olanı 'paylaşma'yı öğrendiğinde onurunu kazanır." bölümündeki "kültürel gelişmişlik"e göre de değişir.. O yüzden hayli geniş bir konudur!

***

Önce "mevcut kültür"ü bir sorgulamaya çalışalım..

Dünyanın her yerinde, 7000 yıl önce başlayan; ataerkil (ya da erkek egemen) sistem/kültür yaşanmakta.. Her ne kadar; ırklar, dinler, uluslar, ekonomik sistemler tüm insanlığı parça pinçik ve birbirine düşman etmişse de, her yerde 'ortak mevcut kültür' denilince, tartışmasız, erkek egemen sistemin yarattığı 'kültür' anlaşılır.

Somut ötekiler - Soyut ötekiler:  

İş bu mevcut kültür/lerin berikileri; sağlıklı, güçlü, genç ve orta yaşlı erkekler oluyor.. Kendilerine benzemeyenleri dışlarlar.. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler ve farklı ırktan olanlar, gözle görülür/somut ötekileri oluştururlar. Çünkü karşıdan görerek onun NE olduğunu anlayabiliriz.. (Irksal ayrımda bu pek kolay olmasa da zenci, Uzakdoğulu, Kızılderili vb. ayrımı kolaylıkla yapılır.)

Soyut ayrımda ise; bireyin kendi istemi dışında NE olduğunu anlamak olanak dışıdır! Yani söylemezse, yazmazsa, hangi gruptan olduğunu belirtecek bir üniforma, giysi vb. takmazsa, taşımazsa kim, nasıl anlayacak?

Bu gruba; ideolojik, dinsel, ulusal, meslekî ve cinsel tercih ayrımı yapılan grupları katabiliriz..

Bireyin ideolojisini, dinini, milletini, (işyerinden uzakta ve sivil halde iken) mesleğini ve cinsel tercihini belirtmezse, anlamak hayli zordur! Bazı önyargılarla ve tahmin yoluyla bir takım çıkarımlar yapabilirsiniz belki..

***

"Topluluğa dışarıdan katılan bireyin, eski üyelerin 'boğazlarına ortak' olma olasılığına karşı bazen gizliden gizliye, bazen de açıkça 'düşman' olunur." demiştim yine "Kuşları Boyamak"ta.. Yani, bütün bu ayrımcılığın/ötekileştirmenin/damgalamanın en temelinde ve/veya ortasında EKONOMİ yatmaktadır..

Zenciler, Afrika'dan yola çıktıklarında Kunta-Kinte'ydiler.. Tarlada karın tokluğuna çalışsınlar diye Amerika'ya götürüldüler Avrupalı efendilerince.. Kadınlar, çocuklar hâlâ yok pahasına çalıştırılmakta dünyanın dört bir tarafında.. Din oluşumlarının gelişiminde de ekonomi vardır.. Firavunun zor kullanarak çalıştırdığı İbraniler, isyan etmiş; Yahudiliği geliştirmişler, Romalıların köle yaptığı insanlara zulmü Hıristiyanlığın gelişmesine neden olmuş, Yahudi bezirgânların Mekke halkına yaptığı baskı, İslamiyet'in yeşerip büyümesine yardımcı olmuştur! Onlar içerisindeki ayrışmaların temeline bakarsak bir yerlerde "ekonomi"yi buluruz! Yani kültürden, kimlikten vb. önce mutlaka EKONOMİ!

Elbet bunların yoğunluğu farklı farklı!

Zenci köleler, üretici olarak, ekonomiyle daha iç içeyken; beyaz kadınlar, çocuklar, engelliler vb. o kadar değil! Böyle olunca bir araya gelip ortak kültür oluşturmaları, bunu reel hayatta yaşatmaları daha rahat oldu.. Üretici güçlerin en önemlilerinden biri de: Coğrafya'dır.. Bu da yakın yerlerdeki 'öteki' topluluğunun ortak paydada birleşebilmesine olanak verir.. Aynı fabrikadaki, aynı mahalledeki, aynı okuldaki ötekiler vb..

***

Baba diyalektik, "olayları zaman ve mekân boyutlarında, neden ve sonuç ilişkileri içerisinde yorumlayın!" der.. Boynumuz kıldan ince.. Olayların zaman ve mekân boyutlarını yani Tarihsel ve Coğrafik yanını ele almadıkça bu tartışma eksik kalır ve asla bitmez!

"Olayların Tarihsel yanı" deyince iç ve dış dinamikler akla gelir. Öyle ya "dinamik" olmazsa "olay" da olmaz!

İç dinamiği birbiriyle bağlı iki başlıkta incelemek mümkündür: Tarihsel ve anlık iç dinamik.. Sivil toplum hareketlerini (işçi, öğrenci, kadın, engelli vb. hareketleri) o toplum/ların tarihinden, geleneklerinden ve birbirlerinden bağımsız tutmak, ayrı ayrı işlemek yanlışa neden olur! Olayları açıklamakta zorlanırız bunu yapınca..

Bakıyoruz Avrupa'ya (ve Amerika'ya); taa Reform, Rönesans döneminden tutun, Aydınlanma Hareketi ve Sosyal Devrimleri ile birçok çalkantı yaşamış, tüm bu alt-üstlüklerden "olumlu" sonuçlar alarak sıyrılmış, geçirdiği iki büyük savaşın yaralarını kısa zamanda sarmayı başarmış, dünyanın "lider ülkeleri" konumunda yerlerini hep korumuşlar.

Kısaca, bu toplumların; entelektüel ve örgütlü hareket etme birikim ve gelenekleri var! Yani, Avrupa'nın yüzyıllar boyunca zaman zaman alabildiğince kanlı "sivil toplum 'iç dinamikleri' oldu". Deneyim kazandılar.. Gelenek yarattılar.. Sağlam insanlardaki bu birikim ve gelenek, özellikle II. Dünya Savaşından sonra (ABD'de de 'Vietnam Savaşı' sonrası) "Engelli Hareketi" olarak sivil toplum hareketi sahnesinde boy gösteriyor. Bu savaşlarda gazi olan nitelikli insanlardır, bu hareketi organize edenler.

Ülkemizde ise sivil toplumun; ne entelektüel, ne de örgütlü hareket etme birikimi ve geleneği var.. Yüz yıllar boyu "sürü" zihniyetiyle, "ya devlet başa ya kuzgun leşe" şiarıyla asla "modern vatandaş" olamayacak gündemle yaşamışız..

Avrupa'nın asırlarca yaşadığı o toplumsal alt üstlüklerden sadece birini, 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşını yaşadık!! Ve ilk işçi sendikaları konfederasyonumuz ancak o yıllardan 30 yıl sonrasında kuruldu. Yani örgütlü sivil toplum hareketimiz bile daha çocuk..

Bildiğim kadarıyla, Amerika'da durum daha da başka.. Hem Avrupa'nın hem de kendilerinin deneyimlerinden büyük dersler çıkartıyorlar.. Oranın ne sosyo-ekonomik yapısı, ne siyasi yapısı ne de tarihi bize benzer.. O nedenle oraları örnek almak, "onlar yapmış bizim başımız kel mi, biz niye yapamıyoruz" demek çok anlamsızdır.

***

Anlık iç dinamikse, o gün, o anda birilerinin "hadi" demesiyle yapılan kısa süreli toplumsal hareketlerdir. Elbet bunların da değeri çok büyüktür.. Ama sağlam bir organizeyi, dik ve diri duruşu ve yukarıda sözünü ettiğim, "tarihsel iç dinamik" dediğim olguyu gerektirir. Bunlar yeterince yoksa; -argo deyimle- "bi cacık olmaz!"

Matilla bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Haklısınız.Bazen çok pesimist olabiliyorum.Bekleyip görmek gerek.Sizin dediğiniz gibi,büyük şirketler epey zarar görecek.Hatta ABD'nin bir çok yiyecek devi,pek çok şubelerini kapatmaya başladılar,kışın zarar edeceklerinden dolayı.Ama bu sefer de yazılım şirketleri büyüdü.Dur bakalım ne olacak derler ya,bekleyip görelim.Saygılar değerli yazarım...

fisun gökduman kökcü 
 27.09.2020 7:22
Cevap :
Teşekkürler, sayenizde eski bloglarım üzerinden beyin fırtınası yapmak güzel oluyor. Başka bir şey diyemiyoruz zaten: “du bakalım ne olcek?”, “gün doğmadan neler doğar”, “sabahın sahibi var!” vs. vs.   28.09.2020 2:04
 

Cavit eşit davranıyor,herkese saldırıyor da parası olan kefeni yırtıyor gene bir şekilde.Umarım sizin temennileriniz tutar ama,ben ümitsizim bu konuda.Dünya gene aynı adaletsiz dünya.Bir şeyler değişecek belki ama başka yönlerden.Bu hastalığı bahane edip,dijital çağı başlatacaklar ve artık her adımımızı takip edebilecekler.Ellerimizdeki cep telefonları var ya,bizim modern prangalarımız olacak.Özgürlük diye bir şey kalmayacak.Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak evet ve biz bu günlerimizi bile arayacağız.Saygılar,selamlar efendim...

fisun gökduman kökcü 
 22.09.2020 13:12
Cevap :
Cep telefonum, hiç olmadı, normal telefonu bile kullanamıyorum. O nedenle, şimdiye kadar bu konuyla hiç ilgilenmiş değilim. O dijital çağı başlatacak arkadaşlar kimler, bu prangalama işlemini nasıl ve neden yapacaklar? Onlara buradan sesleniyorum: “Bırakın enteresan işlerle milleti korkutmayı da… Yaklaşan kaos ortamından maçanızı nasıl kurtaracağınızı düşünün.” Oldu mu? Bu size: Kuşkusuz benden daha iyi izleyebilirsiniz olayları. Ancak, değerlendirmede büyük sayılmayacak farklılıklar olabiliyor bazen. Onları da yazışa yazışa gideriyoruz. . Saygılar benden…  26.09.2020 7:17
 

Vallahi Cavit bile adaleti sağlayamadı dünyada.Bizim ülkemiz gene fena değil,herkes bir şekilde doktor ve hastaneye erişebiliyor.Amerika'da ölenlerin büyük bir kısmı siyahiler,evsizler,göçmenler ve işsizler.Çünkü sağlık tamamen özelleşmiş durumda.Ekonomik olarak kötü durumda olup,sağlık sigortası olmayanlar,ya da bu ekonomik çöküşte sağlık primlerini yatıramayanlar,yandı.Covit tedavisi 30.000 dolar tutuyormuş minimum.Bu nasıl ödenir?Bu yüzden çok fazla ölüm var oralarda.Bu gelişmiş bir ülke güya.Gelişmemiş ülkeler,zaten kırılıyor.İstatistiklerini bile tutan yok.Aslında tüm dünyada ölümler,açıklananların çoook üstünde.>>>

fisun gökduman kökcü 
 22.09.2020 13:11
Cevap :
Hemen de di’li geçmiş zamanı kullanmışsınız. Acele etmeyin. Her şey olup bitmiş değil. Başlamadı bile. Dün bir, bugün iki… Hele şöyle biraz zaman geçsin aradan _ve eğer kısa zamanda aşısı bulunup yaygınlaştırılmazsa_ BERİKİLERe ait o devasa şirketlerin yöneticilerinin iflas ilânı ya da konkordato talebiyle başvurmadık kapı bırakmadıklarını görülecek. Hani Caponların, binlerce domino taşını yan yana dizerek, sonra da bir tanesini yıkarak hepsini sırayla devirdikleri bir gösteri var ya… O domino taşlarını sözünü ettiğim şirketler olarak düşünün… Aslında bu örnek, önceden tasarlanmış bir olay olduğu için, tam karşılığı değildir demek istediklerimin. Bir de geçenlerde Sağlık Bakanının dillendirdiği KELEBEK ETKİSİ var ki… Düşman başına! Onun da KAOS ORTAMI ve TEORİSİne kadar yolu var! Demem o ki, berikilerin ölmekten beter olmaları için şart değil Cavit’le kapışmaları, tedavi olup olmamaları falan… Ekonomik ve toplumsal kaos ortamının kör kuyularında merdivensiz kalsınlar, yeter.  26.09.2020 7:05
 

Katılıyorum.Şu anda bile,adı konmamış bir savaş yaşıyoruz.Üçüncü dünya savaşı."Tüfek icat oldu,mertlik bozuldu" demiş ya Köroğlu,artık topla,tüfeği de bir yana bıraktılar.Kimyasal,biyolojik,siber saldırıların temelinde bile hep bu var.Düşünsenize,bir korona,ülkeleri ne hale getirdi?Bundan kim kârlı çıktı acaba?Borsa spekülasyonlarıyla,bir gecede bir ülkenin ekonomisini yerle bir ediveriyorlar.Bir ülkeye göre,diğer tüm ülkeler,"öteki"oluyor bu durumda.Sizin de dediğiniz gibi,her şeyin özü para.Saygılar efendim...

fisun gökduman kökcü 
 17.09.2020 7:49
Cevap :
Valla bütün ümidim Cavit'te :) Belki biraz ironik, biraz saçma bir ümit ama na'parsın? Züğürt tesellisi :P Geldiğinden beri, zengin fakir, namert mert, beriki öteki demeden herkese eşit olarak saldırıyor. Birinciler, şimdilik birazcık daha şanslı gibi görünse de 'nereye, ne zamana kadar' soruları akıllarda beliriveriyor.. Hani beylik bir söz vardır: "Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!" derler. Bu defa galiba öyle olacak gibi... Saygılar benden...   18.09.2020 7:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 91
Toplam yorum
: 96
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 469
Kayıt tarihi
: 01.01.11
 
 

Milliyet Bloga taşınmam kolay olmadı.. Varlığını aşağı yukarı başlangıcından beri bildiğim bu dev..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster