Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mart '12

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
251
 

Berlin Kaplanı ve Oscar’ın Yıldızı Artist

Berlin Kaplanı ve Oscar’ın Yıldızı Artist
 

The Artist


Ülkemizde de faaliyet gösteren bir bankanın Yönetim Kurulu Başkanı bir akşam yemeğinde bana, "Türkiye’yi niye çok seviyorum, biliyor musun?" diye sormuş ve ardından "Çorba!" diye Türkçe yanıtlamıştı kendini. Ben de çorba olmasından korkarak değil, olmasını umarak, biri Türk izleyicisinin öteki İngiliz Film ve Televizyon SanatlarıAkademisi "BAFTA" ile Oscar’ın yıldızı iki vizyon filminden bahsetmek istiyorum: Berlin Kaplanı ve Artist.

Ferdi Tayfur’un çalıntı iddiaları bir kenara bırakılırsa, Ata Demirer’in senaryosunu yazdığı Berlin Kaplanı’nda, Berlin’de birlikte meteliğe kuruş attığı antrenörü Cemal’den (Tarık Ünlüoğlu) başka kimsesi olmayan Ayhan Kaplan (Ata Demirer) boksör ve koruma olarak ekmeğini çıkarmaya çalışırken başına gelen komik olaylar işleniyor.

Zülfü Livaneli Sevdalım Hayat’ta Almanya’nın kokularına alışamadığını, karanlık bakışlı "Türk-Alman köylüleri" dediği insanlarını sevmediğini yazar. Ayhan Kaplan ise aydınlık bakışlı bir Alamancı; film ise Kemal Sunal filmleri tadında bir kaybedenin kazanma hikâyesi bana kalırsa.

Saf ve temiz kahramanımız gurbette şikeler, tehditler, borçlarla boğuşadursun Antalya’daki salaş bir otelin sahibi hafızasını yitirir ve kızıyla damadı milyon dolarlık oteli fırsatçı emlakçıya satmak isterken arazinin yarı hissesinin çocukluğundan beri görmedikleri Ayhan Kaplan’a ait olduğunu görürler.  

Ayhan’ın Antalya’ya gelmesiyle hikâye eksen değiştirir. Bir kaybedenin aşkı, aileyi ararken kendini ve hakça bir adaleti bulmasıyla bol şekerli modern bir Yeşilçam komedisine dönüşür. Film seyircisini kırmaz, ona istediği sonu verir: kaybedenler de doğruluktan ayrılmadıkları sürece bir gün kazanacaktır. Kötülük düşünenler varsa er geç doğru yola girecektir.

Birçoğumuzun Avrupa Yakası’yla tanıdığı, Demizkubuz’un sabırsızlıkla beklediğim yeni filminde oynayacağı için Yalan Dünya’da bu durumu sıkça espri konusu yapılan Nihal Yalçın, filmde Elvan karakterini canlandırıyor. Enişte Necati Bilgiç’i filmde görmek ise bende Teyzem ve Arabesk’ten gelen bir geçmiş esintisi yarattı. Filmin yönetmeni Hakan Algül ise hatırlayacağınız gibi, Döngel Kârhanesi (2005), Eyyvah Eyvah (2010) ve Eyyvah Eyvah 2 (2011) gibi keyifli işlere imza atmıştı.

Ata Demirer, yeni filmiyle yine bizleri güldürmeyi başarıyor. Yarattığı boksör karakteri inandırıcı ve sevimli. Eyyvah Eyvah serilerindeki müziği, sadeliği, kaliteyi aramayacaksanız ve mazlum bir Alamancı’nın tatlı şivesine, müthiş komik panik atak sahnelerine, Antalya doğasında aşkı ve aileyi arayışının yumuşak öyküsüne dalacaksanız Berlin Kaplanı iyi bir seçim. (IMDb puanı 5.7

İkinci filmimiz ise, senaristliğini ve yönetmenliğini Michel Hazanavicius’un üstlendiğiFransız-Belçika yapımıArtist 1927 Hollywood’unda başlar ve teknolojik bir gelişmenin sinemada tokat gibi patlamasını esprili ve hüzünlü şiirsel bir dille işler: sinemaya ses gelmiştir artık, halk taze ve konuşan yüzler istemektedir. Eski yeninin yolunu açmalı; genç, güzel ve konuşan yüzler görünmelidir sinemada.

Konuşan yüzlerin gelmesiyle, birçok benzeri gibi sessiz sinemanın hatırı sayılır yıldızlarından George Valentin’in (Jean Dujardin) de kariyeri kökten sarsılır. İşinden olduktan sonra birikiminin bir kısmını yatırdığı sessiz film iş yapmaz. 1929 Büyük Buhran’da borsanın çökmesiyle de peş parasız kalır. Sinema yapısal bir dönüşüm geçirmiş, kendi sakatlarını, ölülerini yaratmıştır.  

Sessiz sinemanın parlamayı sürdürdüğü son dönemlerde Valentin figüran Peppy Miller (Bérénice Bejo) ile tanışır ve yapımcısı Zimmer’in (John Goodman) Peppy’ye iş vermesini sağlar. "Oyuncu olmak istiyorsan herkesten farklı bir yönünün olmasını gerekir" diyerek Peppy’nin dudağının üstüne bir ben kondurur. Sinemaya sesin gelmesiyle kariyeri tırmanışa geçen Peppy artık genç, güzel, konuşan yüzün ta kendisidir: "Benli Güzel" olarak tanınır. Valentin ise çöküşün son noktasındadır. Sürekli yanında gezdirdiği köpeği için, "Ah bir de konuşabilse!" der. Sessiz sinema bir anda eskimiş, unutulmuş ve sonsuza dek bir kenara itilmiştir.  

İster istemez insanın aklına Heiddegger’in teknoloji yorumu geliyor. Teknoloji düşmanlığı ile teknolojik yapılanma eleştirisinin farklılığını vurgulayan Heiddegger’e göre, modern bilimin kesinliği metafiziğin son halidir. Teknoloji "tayin edici bir yoldur", "varlığın geri çekilmesiyle", unutuluşuyla, yitişiyle, gelen olayların açığa çıkma biçimidir.  

Teknolojik gelişmeye karşı durmak mümkün olmadığı gibi kuşkusuz akılcı da değildir. Öte yandan teknolojik yapılanmanın eleştirisinin yapılması, sorgulanması metafiziğe karşı duruş olması bakımdan önemli. George Valentin karakteri de, teknoloji denen aşırı hızın hayatlarımızda yarattığı derin değişimlerin, iktisattaki yapısal işsizlik kavramının iyi bir örneği; çünkü o sessiz sinemada kaldı ve yeni yapılanmada yeri yok.

Saniyede 22 kare çekilen bu siyah-beyaz sessiz film,günümüz teknoloji dünyasından sessiz sinemaya zarif ve anlamlı bir selam, sanat yoluyla yitiğe, unutulana, yok olana bir saygı duruşu ve geçmişe dair bir şiir niteliğinde. Eskiden yararlanarak şimdide bir yenilik yaratmadaki başarısıyla Cannes Film Festivali’nin gözdesi olan, Altın KüreÖdülleri’nden En İyi Film’in de olduğu altı ödülle dönen Artist, 12 Şubat gecesi açıklanan on iki kategoride verilen BAFTA ödüllerinden En İyi Film, En İyi Yönetmen, En Özgün Senaryo ile En İyi Erkek Oyuncu’nun da dahil olduğu yedisini aldı. On dalda aday olduğu Oscar ödüllerindeki durumunu ise 26 Şubat Pazar günü öğreneceği

Erdal Alova, Necatigil Şiir Ödülü’nü aldığında Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan söyleşinde "Adonis ‘Her şey antik çağda olup bitti’ derken haklıydı bir bakıma. Günümüzde insanoğlu İyonya’nın altın çağının çok gerisindedir doğaya, nesneye, insana, sanata yaklaşımıyla, merakıyla. Şimdi ‘o yitik evren’i arıyor; insan yeniden ‘kendine benzemeye’ çalışıyor. Ama işi biraz zor. Bu zorlu çabasında en büyük yardımcısı müzik, şiir, sanattır, felsefedir" diyordu. Biz de Şakir Alimoğlu’nun esprili bir şiirinden alıntılayarak ‘teknoloji o kadar ilerlediyse/önce kırık kalbimi tamir etsin’ diyelim.

 

 
 
 

(IMDb puanı 8.4)

***

                Berlin Kaplanı Yeşilçam komedi geleneğine, Artist ise sessiz sinemaya göz kırpıyor. Biri izleyicileri diğeri ödülleri (Oscar’ın en fiyakalı olanları dahil) topluyor. İlki gülüşün öteki unutuşun filmi…

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 132
Toplam yorum
: 409
Toplam mesaj
: 82
Ort. okunma sayısı
: 3176
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Odtü mezunu; edebiyat ve sinema düşkünü biriyim. AFSAD’ta fotoğraf, Sinematek’te film yapımı üzer..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster