Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ağustos '13

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
2798
 

Beşar Esed'den son nağmeler: Dönülmez akşamın ufkundayım; vakit çok geç!

Beşar Esed'den son nağmeler: Dönülmez akşamın ufkundayım; vakit çok geç!
 

Önce Saddam Hüseyin, sonra Muammer Kaddafi...

Birini bir solucan gibi saklandığı toprağın içerisinden çeke çeke çıkardılar. Uzamış ve birbirine karışmış saçları- sakalları, kirli-paslı elbiseleri ile aylarca sabun ve su yüzü görmediği anlaşılıyordu. Korkulu ve manasız bakışları süt dökmüş kedi kıvamından çok daha farklıydı. Sanki o bir yaban adamı gibi hep tenhada yaşamış, kimseyle bir işi olmamış; ezkaza insanların eline düşmüştü. Geçmişini bilmesek, aman dileyen o bakışları yürek paralayacak gibiydi. 

Aynı şekilde ötekini de kaçak bir göçmen edasında ülkesinden kaçarken yakaladılar. Yakayı ele verdiğinde kendisine doğrultulan namlulara umutsuz gözlerle bakarken merhamet dilemesi, korkudan titremesi en sıradan birisinden bile daha onursuz ve aşağılıktı.

Oysa onlar daha yakalanmadan birkaç ay öncesine kadar merttiler, yiğittiler, insanüstü güçlere sahiptiler. Gece gündüz uyguladıkları tek yanlı beyin yıkamalara, propagandalara, yalanlara kendilerini bile inandırmışlardı. Onların dışarıdaki rezil mağlubiyetleri içeride şanlı bir zafere dönüşüyordu. En ufak bir eleştiriye bile tahammülleri yoktu. En iyisini onlar bilirler, en doğrusunu onlar yaparlardı. Sözüm ona rehberleri de Kur-an'dı. Allah'ı bile kirli ilişkilerine, egoist davranışlarına alet ediyorlardı. Tehdit algılamaları çok geniş ve gerçeklerden çok uzaktı. Kendi hezeyanlarıyla  onbinlerce günahsız insanın kanına girdiler. O kadar ki en yakın akrabalarını bile kalleşçe öldürtmekten geri durmadılar. Sinek öldürür gibi insan öldürdüler. Yeri geldi toplu katliamlar yaptılar. Onlar en büyük zaferlerini kendi halklarına karşı kazandılar. Halklarının haklarıyla aldıkları silahları yine onların üzerinde denediler.

Merhamet, lügatlarında yoktu ama; yakalandıklarında merhamet dileniyorlardı.

Bu sözcüğün anlamını son tahlilde öğrenmişlerdi. Lakin iş işten çoktan geçmişti.

Aslında onlar isteseler de farklı olamazlardı. Çünkü diktatörlük rejiminin özünde vardı bütün bunlar.Yalnız değillerdi. Arkalarındaki onları başta tutan oligarşik yapı, onların farklı davranmalarına izin veremezdi. Bunu da en iyi kendileri bilebilirlerdi. Söylenmese bile en derinden hissederlerdi.

Onun için Beşar Esed'e acıyorum. Yüz hatlarından, mimiklerinden; başına gelecekleri biliyor gibiydi. Çaresizlik yüzünden okunuyordu. Kendisine yardıma dünden razı olan Hizbullah'a ve İran'a umutsuzca kucak açtı. Bu bir kader birliğiydi. Esed'in yıkılması; Hizbullah'ın çökmesi, sıranın İran'a gelmesi anlamına geliyordu. Rusya ve Çin'in desteği ise cesaret vericiydi.

Esed, muhaliflerin kendisini sıkıştırdığı Suriye çöllerinde Hizbullah'ın bir Hızır gibi imdada yetişmesinin aslında bir çıkmaz sokak olduğunu düşünecek durumda değildi. Bu şekilde savaşı kazansa bile, bu sonucu, başta İsrail olmak üzere, birilerinin hazmedemeyecekleri ve vurmak için bahane arayacakları çok aşikârdı...

Beklenen bahane gecikmedi. Hem de hiç affedilemeyecek bir bahane: KİMYASAL SİLAH!

Ben, kimyasal silah kullanma emrini Esed'in özgür iradesiyle verdiğine inanmıyorum. Esed, kendisine uygulanan psikolojik baskıyla buna mecbur bırakılmıştır. Öyle ya; bu silahlar bugün kullanılmayacaksa başka ne zaman kullanılacaktı? Belki de yukarıda bahsettiğim oligarşik yapıya dahil ve Esed'i gevşeklikle ve pasif olmakla suçlayan yakın çevresinden birinin  işgüzarlığı olmalı.

Çünkü Esed soluna bakıyor Saddam'ı görüyor; sağına bakıyor Kaddafi'yi görüyor!

Kaçacak delik arıyor ama bulamıyor.

Bu psikolojideki birinin daha tam olarak kontrolü kaybetmeden kimyasal silah çılgınlığı yapması imkansız gibi.

Eminim Esed bu sıralar, bugünleri yaşamadığı için babası Hafız Esed'in ne kadar şanslı biri olduğunu düşünüyor ve Münir Nurettin Selçuk'un şu unutulmaz şaheserini mırıldanıyordur:

"Dönülmez akşamın ufkundayım; vakit çok geç/ Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç"

E ne yapalım, atalarımız boşuna söylememişler: 

Rüzgar eken fırtına biçermiş!

28.08.2013

Hasan Basri Özgen

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

esad birgün gidecek o kesin ama esadın gideceği günü Türkiye belirleyemeyecek o da kesin . Herkes birgün gider- tek adam partilerinin en sevdiğim yanı - tek adam Hakkın rahmetine kavuşunca iktidarlarının son buluyor olması... bunu da herkes iyi anlamalı...

serkan türker 
 03.09.2013 8:33
Cevap :
Ne demek istediğinizi tam olarak anlayamadım. Hakkın rahmetine ecelinden başka şekilde kavuşmayı da kastediyor musunuz? Her ikisinin örnekleri de çok. Bir de kaçanlar ve sığınanlar var. Demek ki önermeniz doğru değil. Türkiye'nin tek başına sizin dediğiniz gibi bir iddiası yok ki. Saygılar...  03.09.2013 22:23
 

Aynı fikirde değilim sizinle 10 yıl öncesine kadar en güvenli sınırımız olduğu için Suriye Sınırındaki mayınların toplatılması düşünülmüyor muydu? Kaddafi yönetimindeki Libya'da 49 bin insanımız çalışmıyor muydu? tahliyesi Bodrum Marmaris limanlarına 1-2 ayda tamamlanan bu insanların ne kadarı geri döndü? Türk iş adamları üç kağıt yapıyorsa, Kaddafi ne yapacaktı?

stilwater 
 01.09.2013 0:37
Cevap :
10 yıl öncesine kadar değil, Ak Parti iktidarının uygulamaya koyduğu 'Komşularla 0 sorun' ve bağımsız politikalardan sonra sınırlar açıldı. Daha önce PKK'yı beslemesi sebebiyle savaş noktasındaydık. Libya'daki iş adamlarımızın suçları neymiş acaba? Kraldan fazla kralcılık neden? Demokratik hukuk sisteminin uygulandığı ülkelerde kimin haklı kimin haksız olduğuna bağımsız yargı karar verir. Bütün kararların bir kişinin iki dudağı arasında olduğu sisteme diktatörlük deniyor. Sırf iktidar karşıtlığı yapmak için diktatörlerin avukatlığını yapmak doğru mudur? Kaldı ki önceki yorum cevabımda da söylediğim gibi çıkar hesaplarıyla değerlendirme yapacaksak o zaman İsrail ve Amerika politikalarını onaylamamız gerekiyor. Bu da ilkesizlik ve çifte standart değil midir? Saygılar...  01.09.2013 23:53
 

hasan bey tam aksine esad koseye sikismamis biz bu her gun gidecek nagmelerini 3 yiladir duyduk.dediklerimi bu kac gun icinde sizde goreceksiniz bu kez akbabalar bir sey yapamaz onlarin iran gibi dostu var.saygilar

rad max 
 31.08.2013 23:34
Cevap :
Ben aynı görüşte değilim. Bu kadar insanın öldüğü bir noktada hiç bir şey olmamış gibi devam edemez. Zaten şu anda Suriye fiilen bölünmüş durumda. En kötü durumda bu bölünme tesçillenir ve Esed varlığına bir süre daha devam edebilir. Ama ben Suriye'nin bütünlüğünü isteyip bugün için Esed tarafında yer alanların bile belli bir noktadan sonra Esed'i gözden çıkaracaklarını düşünüyorum. Esed'in bu kadar dayanması sizin bahsettiğiniz akbabalar sayesinde. İnanın girdiğimiz 21. asırda hala devam eden diktatörlük sevdasını anlayamıyorum. 1930'larda takılıp kalmak zamanın ruhuna aykırı. Onun için benim Esed'in gideceği noktasında kuşkum yok. Saygılar...  02.09.2013 10:23
 

Aslında şu ABD ve AB nekadar demokratik, özgür ve insan haklarına bağlı öyle değilmi sürekli çevrelerine adalet, demokrasi ve insan haklarını yayıyorlar hatta bunu becermek için kasalarından çuvallar dolusu para harcıyorlar, hiç bir çıkar gözetmeden. Araplarda çok kaba ölmeyi hak ediyorlar göz yaşını hak ediyorlar 2. sınıf insan muamalesini hak ediyorlar... Dünya var olduğu sürece hiç bir zaman tam bir insan gibi yaşamayı hak etmiyorlar. Sizin yazınızı okuyunca sizin aslında böyle bir düşünce içinde olduğunuzu hayal ettim belkide yanılmışımdırç

AYHAN KOCATÜRK 
 29.08.2013 4:35
Cevap :
Yazımdan böyle bir sonuç çıkarmanız bana garip geldi. Tam aksine Arap halklarının özgürleşmesini, insan haklarına kavuşmasını savunuyorum. Benim derdim bunu engelleyen diktatörlerle ilgilidir. Dünya devletlerinin kendi menfaat hesaplarıyla bu noktada olmadıkları, sadece kendilerine müslüman oldukları bilinen bir gerçek.Saygılar...   29.08.2013 12:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3653
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster