Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '08

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
2611
 

Beşiktaş'ın kadro yapısı ve ihtiyaçları - 2008

Beşiktaş'ın kadro yapısı ve ihtiyaçları - 2008
 

Beşiktaş ligi üçüncü olarak tamamladı. Sezon içerisinde hiçbir zaman diliminde istikrarlı bir çizgi tutturamadı. Gerçi uzun yıllardan sonra ilk kez lig liderliğine kısa bir süre de olsa kavuştuğu bir sezon oldu bu. Ama seyircilerine hiçbir zaman “ben bu ligin şampiyonluğuna adayım” iddiası taşıyan, güven verici bir futbol sergileyemedi.

Ligin ilk dördünü paylaşan takımlar arasında, averajı en kötü olan takım Beşiktaş’tı. Sezon sonunda Galatasaray’dan 6, Fenerbahçe’den 15 gol eksik atmıştı. Ligin liderinden 9, lig dördüncüsünden ise 3 gol fazla yemişti. Rahat bir performans sergilediği maç sayısı oldukça azdı. Lig boyunca aldığı 23 galibiyetin 16'sı tek farklı galibiyetti. Maçların önemli bir kısmında maça yenik başladı. (23 Galibiyetin 8'inde ilk golü Beşiktaş yemişti)

Takım kadrosu lig boyunca istikrarlı olamadı. Sakatlanan futbolcuların sayısı fazla ve sakatlık süreleri uzundu. Düzenli ve ideal bir onbir sezon boyunca oluşturulamadı. Yine devre arasında takviye yapma ihtiyacı oluştu. Beraberinde ilk yarı kadrosunda geniş bir kıyım yürütüldü. İbrahim Akın, Burak Yılmaz, Koray Avcı, Federico Higuain ve Lamine Diatta gönderildi, gariptir hepsi de gittiği takımlarda başarılı oldu.

Söz konusu kadro içinde yabancı futbolculardan da istenilen verim elde edilemedi. Ligin ilk yarısında defansın göbeğine alınan Senegalli futbolcu Diatta istenilen performansı sergileyemediği için devre arasında gönderildi. Ama söz konusu futbolcu ne hikmetse İngiliz New Casttle takımında kendisine kolaylıkla yer edindi. Onun yerine alınan Gordon Schindenfeld’in ise transfer hikayesi zaten şüphe uyandıracak ayrıntılara sahipti. Ne yazık ki, oynadığı maçlarda da özel bir niteliğe sahip bir futbolcu görüntüsü sergileyemedi.

Diğer futbolculardan Richardinho tam bir hayal kırıklığıydı. Forvette Nobre, Bobo ve Holosko’dan oluşan yabancı futbolcu bolluğu ne yazık ki, yabancı futbolcu tercihlerindeki programsızlığın göstergesiydi. Belki de yabancı futbolcu konusunda en doğru tercihlerin yapıldığı alan orta sahaydı ve gerek Delgado, gerekse de Tello ve Cisse’nin takıma olumlu katkıları oldu. Düzenli ve verimli olarak kadroda yer bulabildiler.

Yerli futbolculardan ise sezon başında sağ kanatta Serdar Kurtuluş ile Serdar Özkan’ın müthiş bir kanat paylaşım organizasyonu vaat etmeleri en önemli gelişmeydi. Ancak kısa bir süre sonra Kurtuluş’un uzun süreli bir sakatlığa maruz kalması, Özkan’ın ise performansını düşürmesi, kurduğumuz hayallerin kısa sürede suya düşmesine neden oldu. Bu alan Mehmet Yozgatlı, Ali Tandoğan, İbrahim Toraman ve İbrahim Kaş ile doldurulmaya çalışılsa da, hiçbir zaman düzenli bir şekilde işleyen bir sağ kanat yapılanması geliştirilemedi.

Sol kanat ise belki de sezon boyu inanılmaz bir istikrara sahne oldu. İbrahim üzülmez ve Tello sezon boyunca bu bölgeyi paylaştılar. Ancak Tello elinden gelen tüm çabayı gösterse de, İbrahim Üzülmez’in teknik beceriden ve akıldan yoksun futbolu, ancak fiziki zorlamaları ve oyun bozucu işlevi ile durumu idare etti.

Ama her halükarda Beşiktaş’ın kadrosunda en problemli yeri defansın göbeği idi ve ligin tüm takımları Beşiktaş’la oynadıkları maçlardan önce tüm hesap ve kitaplarını bu alan üzerine kurdular. Alınan yabancılardan verim alınamaması, Gökhan Zan’ın hiçte sürpriz olmayan sakatlıkları bu bölgeyi İbrahim Toraman ve Baki Mercimek’e mahkûm etti. Açıkçası dünya üzerinde Baki Mercimek’e kurtarıcı gözü ile bakan bir takımın kendi liginde iddialı olma şansı ne yazık ki olamazdı.

Takımın, genç yetenekler açısından da diğer başa güreşen takımlara göre oldukça fakir olduğunu, kadroları şöyle kabaca bir gözden geçirince anlamak mümkün. Özellikle Galatasaray’da gelecek vaat eden ve takımda ara sıra yer alarak deneyim kazanması sağlanan futbolcu sayısı oldukça fazla iken, Beşiktaş’ta artık yavaş yavaş gençlik statülerini kaybeden Serdar Özkan ve İbrahim Kaş dışında, sayılabilecek tek isim Aydın Karabulut’tu ve bu futbolcu da ancak sezon sonuna doğru takımda yer bulmaya başladı.

Tüm kadronun, gerek bütün olarak gerekse de bölge bölge ya da isim isim olarak değerlendirildiği takdirde şampiyonluk için yeterli bir yapı sergilemediği ortada. Ancak buradaki sorulması gereken soru şudur; Bu söz konusu yetersizlik, geçirdiğimiz sezonun öznel koşulları ve futbolcuların bireysel form seyirleri nedeniyle midir yoksa daha temel ve yapısal bir yetersizlik mi söz konusudur. Açıkçası bu nokta ülkemizde çok iyi değerlendirilen bir nokta değil. Örneğin 1996 yılında Fatih Terim Galatasaray’ın başına geçtiğinde, bir önceki sezon ligi liderden 16 puan geride 4. sırada tamamlayan takımın kadrosunda çok ciddi bir revizyona gitmeden, bir sonraki sezon şampiyonluğa ulaşılabilmişti. O, sezon arasında gönderilmek istenen Suat Kaya ve Ergün Pembe gibi futbolcuları tekrardan parlatarak takımının vazgeçilmezleri kılmıştı.

Ben, Beşiktaş’ın bu kadrosunda defansta yeni bir yapılaşmaya gidilmesi dışında çok ciddi revizyona gidilmeden başarılı ve iyi futbola kapı açacak bir yapı oluşturulabileceğini düşünüyorum. Bu noktada, tandem uygulama becerisi olan, defansın göbeğine uyumlu iki futbolcunun teknik heyetçe tespit edilmelidir. Gökhan Zan ile Baki Mercimek’in gönderilmesi bence uygun olur. İbrahim Toraman joker olarak takımda tutulmalı, ayrıca İbrahim Kaş’ın da takımdan ayrıldığı düşünülürse, bu noktaya iki adet geç yeteneğin alt yapıdan ya da alt liglerin takımlarından takviye edilmesi gerekmektedir.

Sol bek için, Beşiktaş’ın İbrahim Üzülmez’den kurtulma vakti gelmiştir. Bu mevkii için yurt içinden uygun biri isim bulunamaması halinde, yabancı bir futbolcu arayışına bile gidilebilinir. Sağ bek için, Serdar Kurtuluş’un sağlam bir şekilde takıma dönmesini sağlamak sezonun en büyük transferi olacaktır. Ancak yine de yedek olarak genç bir yeteneğin takıma kazandırılması önemli bir adım olacaktır.

Orta sahanın sağı için Serdar Özkan ve Ali Tandoğan bence uygun isimleridir ve bu iki futbolcunun da formunu üst düzeyde tutabilecek bir teknik direktör başarısı sergilemek yeterli olacaktır. Ortanın solu içinde benzer düşünceler taşıyorum. Tello ve Aydın Karabulut Beşiktaş’a önemli hizmetler verebilecek futbolcular ve özellikle Tello’yu gönderip yeni bir arayışa girmek tam bir kumar olacaktır. Ancak orta sahanın ortasına özellikle Cisse’ye alternatif bir ismin, daha doğrusu Cisse’yi, sürekli kadroya girmekle tehdit eden bir ismin takıma kazandırılması bence önemli. Bu ismin ancak yerli bir futbolcu olabileceği gözüküyor. Bu nedenle ligde başarılı bir performans göstermiş ve deneyimli bir ismin takıma kazandırılması gerekir.

Forvette ise Bobo’nun takımdan gideceği kesin gibi. Bu durumda takımın forvetinde anlamsız bir yığılma yaratan yabancı futbolcu varlığında bir eksilme yaşanacak ve belki de ideal rakama ulaşılacak. Ancak benim şahsi tercihim Bobo’nun değil Nobre’nin gitmesi olurdu. Bu durumda eğer iyi bir seçenek oluşması halinde Nobre’nin yerine farklı bir isim düşünülebilir. Ancak bu bölge için kaçınılmaz bir adım, gelecek vaat eden genç futbolcuların geniş kadroya alınması ve her fırsatta sahaya sürülmesinin zorlanmasıdır. Metin, Feyyaz, Ali geleneği yaratmış bir takımda, forvette oynayabilecek yerli futbolcu bulunmaması gerçekten acı verici.

Beşiktaş’ın yabancı futbolcuların isimlerini belirlerken Fenerbahçe ile rekabete girme psikolojisine kapılmaması gerekiyor. Gerçi başkanın bu psikolojisinden kurtulması oldukça zor olsa da, Beşiktaş’ın takım dokusu oldukça farklıdır. Beşiktaş isim yapmış ve belirli bir deneyime sahip futbolcularla değil, genç ve geleceğini arayan futbolcularla başarıyı yakalayan bir takımdır. Transfer politikasını da buna göre belirlemelidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bence beşiktaşın en büyük sıkıntısı krumsal kültürünü değiştirme arzusu. bu bir nevi aslını inkar etme durumu. futbol takımları çok genel bir ayırımla ikiye ayrılıyor; alt yapı takımlar ve üst yapı takımları olmak üzere. türkiye'de fb kendimi bildim bileli üst yapı takımı. bjk ise alt yapı takımı iken başarılıydı. gs ise ikisinin ortasında bir çizgiden giderdi ama en büyük başarıları alt yapıdan çıkardığı ve ümit milli takımdan alıp GS li yaptığı oyunclularla yaşadı. 2003 yılında bjk sampion olurken, GS tamamen bir üst yapı takımı olmaya soyunup büyük kayıplar yaşamıştı. şimdi de bjk'nin esas kültürüne ihanet ettiğini düşünüyorum. fenerin yolundan gidiyor. o yol sadece feneri başarılı yapar. bjk yi tekrardan rekabet içinde görmeyi çok istiyorum ama müthiş ikili varken biraz zor görünüyor...

Kerem Oğuz 
 21.05.2008 12:56
Cevap :
Sevgili Kerem Oğuz değerlendirmelerin o kadar yerindeki, yorumunu okudukça sanki kendi kendi zihnimden geçenler bir dış ses tarafından tekrar ediliyormuş gibi hissettim. Açıkcası bende Fenerbahçeli doğanlardanım ama ilk erkenlik çağımın idealist bakış açısıyla Beşiktaş'daki o amatör ruh beni çok etkilemişti. Ben Metin Tekin'in sarı fulelerinden çok, hem üniversite öğrenciliğine devam edip hem de futbol oynamasından etkilenmiştim. Aynı şey Feyyaz ve Ali içinde geçerliydi elbette. Ya da Rıza, Ulvi, Kadir gibi her hallerinden köylülük akan saf Anadolu delikanlılarının çalışarak, emek sarf ederk bir yerlere gelme çabalarının ismi oldu benim için Beşiktaş. Biliyorum bunların tamamı 1970'lerin kendi içine kapalı Türkiyesi ile 1990'ların dünya ile içiçe geçen ve giderek kapitalistleşen Türkiye arasındaki geçiş döneminin ürünleriydi. Ama hala bahsettiğin gibi altyapı ve üstyapı takımları olarak ikili bir gruplaşma var futbolda. Ve Beşiktaş'ın Ajax'ında yer aldığı grupta yer alması gerekiyor,  21.05.2008 13:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1728
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster