Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '19

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
112
 

Beşinci Mevsim

“Tanrının elinin hayatımıza değdiği yer yüreğimizdir, biliriz. Ve onun asla hata yapmayacağını da. O halde yanlış bir zamanda ve yanlış bir yerde duran bizler olmalıyız...”

Yaşamın bize sunduklarına direnmek yerine, onu yaşamanın daha doğru olduğuna inanmak için çok geç kalmış olsam da hayatın her zaman cömert davranmadığını hep bilirdim. Eğer sana bir şey veriyorsa, onu yaşamanı istiyordur, reddetme lüksün olmadan. Bu bağlamda bazı ilişkiler ne kadar umutsuz olursa olsun  sadece bir an bile yaşanacak olsalar da yaşanmalıdır. Zira bir kelebeğin yaşamına ne çok şey sığdırdığını düşündüğümüzde bazen o "an"ın ne uzun bir süre olduğuna kendimiz bile hayret ederiz. 

Aslında kullanmasını bildiğimizde yaşam bize yetecek kadar zaman vermiştir. Geç kalmak ya da erken gitmek diye bir şey yoktur hayatta. Takvim yapraklarının arasında yolunu şaşırması insanoğlunun kendi beceriksizliğindendir. Ama o bunu bilmez. Bilmediğimiz içinde asla kabullenmeyiz hatalarımızı. “Kader” der geçeriz çoğu kez.

Kurallara çok da takılmadan, kendi hayatımıza başkalarının gözünden bakmadan, içimizden nasıl geliyorsa öyle yaşamanın keyfini sürebilmeliyiz. Pavese'nin dediği gibi, " Tüm ince duyguları, tüm bağlılıkları, kendini verme isteğini, bir tutukevinde gibi, ağır bir yük gibi yüreğinde hapsetmek zorunda bırakılmadan..."

Ama yapamıyoruz işte!

Geçmişi bir kenara itip tutkularımızı yaşayamıyoruz. Yaşayamamak bir yana, bir yerden sonra hala tutkularımızın oluşundan utanıyoruz…

Bu bizim hayatımız da olsa, onca yaşanmışlık orada öylece dururken, onu görmezden gelip yola devam edemiyoruz. Geçmişimiz bir yara olup sessizce ve usul usul kanıyor içimizde. 

Saramıyoruz.

Bazen de bastıramadığımız duyguların peşinden yalın ayak, o cam kırıklarıyla dolu yolda yürümeyi göze almışken, yolun sonunda bekleyen kimse bulamamak daha çok kanatıyor yüreğimizi. Her şeyin bir yanılsama olduğunu deneyerek öğreniyoruz.  Ve yaşam, vaat edilmiş bir cennetle, içimizdeki cehennem arasında umutsuz bir çaba olarak geçip gidiyor biz farkına varana kadar.

Kendi yalnızlığımız içinde kendimize yabancılaşıyoruz. Zamanın bizi eskitip eksiltmesine sessiz kalıyoruz. Sessiz kalmayanlarsa sadece aynalar.  Onlar asla yalan söylemiyor bize.  Her ne kadar sayılara takılmasak da, aynaya baktığımızda gerçeği görmezden gelmek mümkün olmuyor. Yapay renklerle dışımızı renklendirmek, içimizin karanlığını aydınlatmaya yetmiyor. 

Bu mevsimde son durağa doğru tenhalaşan otobüse benziyor hayatımız. Etrafımızdakiler sürekli iniyor duraklarda. Farkında olmadan yalnızlaşıyoruz. "Hangi kapıyı çalsak, evde yoklar" diyor ya şair, öyle bir tenhalık çöküyor içimize. 

Zordur beşinci mevsimi yaşamak!  

Her mevsimden arta kalan duyguların oluşturduğu bir mevsimdir bu. Kış mevsiminin içimizi titreten soğuğunda; ilkbaharın ılık heyecanı, yazın yakıcı tutkusu, sonbaharın o tuhaf hüznü kendine bir yer buluvermiştir. Hem çocuk, hem genç, hem yaşlıyızdır artık.  Öyle olduğu içinde çelişkiler mevsimidir, beşinci mevsim… 

Bir gün her şeyin yarım kalacağını bilerek yaşarız bu mevsimi. Aslında hiç kimse için yarın olmasa da biz 1-0 yenik durumdayızdır. Ama yine de içimizdeki o hiç bitmeyen yaşama sevinciyle bazen iflah olmaz bir arzunun peşinden gideriz ve bazen de asla bitiremeyeceğimiz bir öyküye başlarız.

Bize sevgi olarak görünen duyguların kendi duygularımızın bir yansıması olduğunu yine bu mevsimde öğreniriz. Proust’un dediği gibi, içimizde biriktirdiğimiz duyguların dışarı çıkıp  “O” na çarptıktan sonra bize geri dönmesidir bütün olay.

Yaşam gibi her şey bir yanılsamadır sonuçta. Bunu, gitmekle kalmak arasında tedirgin bir bekleyişin hüküm sürdüğü bu yıllarda anlamak canımızı daha çok acıtır. 

Yaşamdan elde edilen onca deneyime rağmen hala aldanıyor olmak...

Sanırım bu da insanoğluna Tanrının yaptığı bir ironi olmalı. Bu ironiyi yaşamak bir talih mi yoksa talihsizlik midir, bunun yanıtını asla bilemeyiz ama yaşarız. Bile isteye hem de! 

Bir yalana inanmak olsa da..

 

mozsarac, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 216
Toplam yorum
: 1806
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2062
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster