Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '10

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
752
 

Beslenme ve evrim

Beslenme ve evrim
 

Erişkin bir insanın vücut ağırlığı, yeme alışkanlığının yanısıra yaşam tarzına da bağlıdır. Besinlerle alınan enerjinin yanında harcanan enerjinin dengesine bağlı olarak, kilo fazlalığı veya kilo azlığından söz edilir.

Yukardaki tarifte bir eksiklik olduğunu farkettiyseniz onun ne olması gerektiğini de biliyor olmalısınız. Vücut ağırlığının normalden fazla veya eksik oluşunda aslında büyük oranda genler sorumludur. Aşırı şişman "Obez "insanlarda yapılan klinik ve laboratuara dayalı araştırmalar, uzun yıllar kilo alma sorununu tam olarak çözememiştir. Genlerin tanımlanıp yapısı aydınlatılıncaya kadar çeşitli spekülatif bilgiler moda dalgaları halinde kilo dengelemede ve diyet programlarında zaman zaman birisi diğerinin lehine olarak gündeme çıkmıştır. Obezite üzerinde yapılan çalışmalar, genlerin kilo kontrölünde büyük ölçüde etkin olduğunu ortaya çıkarttı. Genetiğin verdiği bilgiler vücudumuzda "kalori hesabı yapan bir sistemin" varlığını anlamamızı sağladı. Bu sistem vücut homeostazını sağlayan diğer başka sistemler gibi çalışıyor. Isı regülasyonunu sağlayan termostat benzeri sistem gibi. Genlerin kodladığı bazı proteinler, (Leptin) yağ hücrelerinde üretilerek kan yoluyla beyne ulaştığında, beynın iştahdan sorumlu bölgesinin emriyle, yeme ayarlanarak tüketilen ile alınan enerji arasında denge sağlanıyor. Bu sistem beyindeki Hipotalamus bölgesinin güdümünde. Hipotalamik sistem (daha doğru bir ifade için Hipofizer- Hipotalamik sistem demeliyiz.) hormonal ve duygusal sistemin düzenlenmesinin yanında yağ hücrelerinden ve vücudun diğer ilgili organlarından gelen sinyalleri değerlendirip, doydum veya doymadım gibi karşı sinyallerle yeme miktarını ayarlıyor. Aşırı kilolu kişilerin üreme bozukluğuda göstermesi bu sistemin üreme hormonlarını da düzenlemesinin bir sonucu. Duygusal iniş ve çıkışlarda iştahımızın değişkenlik göstermesi de bu sitemle ilgili. Kişiler arasında ki kilo farklılıkları, bireylerde Leptin ve benzeri proteinlerin (İnsülin) azlığı veya etkinliğinin olmamasıyla(direnciyle) birebir içiçe görünüyor.

Kişiler arasındaki genetik farklılıklar vücut ağırlığında önemli rol oynaması yanında besinleri sindiren enzimlerde değişime yol açarak beslenme tarzını etkileyebiliyor.

Bir yetişkinin sütü hazmedebilmesi, Laktaz enziminin geninin mutantına bağlı olarak farklılık gösteriyor. Sütü besin olarak kullanmada göreceli zaman farklılıkları, toplumlarda genetik uyumun belirteçleri olan bazı enzimlerdeki değişimi mümkün kılarak, sütün hazmedilmesindeki farka yol açabiliyor. Orta asya halklarında süt şekeri enzimi (laktoza toleransı ) avrupa ve orta doğu toplumlarına nazaran daha az olarak görülüyor. Uzun süre sütü için hayvan yetiştiren populasyonlardan gelen insanlarda Laktaz geninin mutant formu, Afrika ve Avrupa halklarında yetişkinlerdede etkinken, Asya halklarında etkin olmadığı süt içilmesini takiben enzimatik olarak hazım sorunları yaşandığını, bir bilim dergisinde okumuştum. Kendi ailemdeki bir sorunu çözmeyi bu bilgiye borçluyum. Küçük kızım genetik olarak, Asya kökenli babasının kızı olduğundan ne zaman süt içse karın ağrısı ve gaz sorunu yaşıyordu. Bebekliğinde anne sütü alırken saptamadığım bu durumun erişkin olduğunda ortaya çıkması süte toleransı sağlayan mutant laktaz enziminin onda oluşmadığının delili olarak kabul etmek zorundaydım. Evrimin moleküler genetik bazında bir imzası olarak.

Genlerde tek bazlık ufak bir mutasyon, sonradan karşılaştığımız besinleri hazmetmemizde farklılığa yol açabiliyor. Bu örneğe çok daha fazla ek yapılabilir. Farklı coğrafyada uzun süre yaşamak, beslenme unsurlarının ekolojik şartlara bağlı olarak değişmesi demektir. Bu değişim doğal seçilime bağlı olarak genlerde ifade edilir. Tarım Neolitik dönemde ortaya çıkmıştır. İnsanlar nişasta sindirimine insanlık tarihine göre daha yakın bir zamanda başlamıştır. Nişasta açısından zengin beslenen kültürlerde nişastayı sindiren amilaz enzimini kodlayan gen sayıca daha fazla, dolayısıyla amilaz seviyesi de daha yüksek bulunuyor. Buğday arpa çavdar ve yulaf "Gluten "adında bir protein barındırır. Ekmeğin daha fazla kabarmasını sağlayan bu proteindir. Ekmeğe bağlı beslenmeyi gıdalarına sonradan ekleyen popülasyonların bireylerinde Gluten içindeki Gliadin maddesine karşı otoimmünite gelişmiştir. Sonuç "Glüten enteropatisi" olarak adlandırdığımız hasasiyete bağlı Çöliak hastalığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzun süre yalıtılmış bir popülasyonın bireyleri farklı bir çevrede yeni yaşama başladığında eski özelliklere yenileri eklenmelidir ki varkalım, yaşam devam etsin. Ancak bazen yeni özellikler, zamanın kısa oluşu nedeniyle yeterince oluşamadığında, yukarıda örneklerini verdiğim durumlar söz konusu oluyor. Sindirim enzimlerini kodlayan dna dizilimlerindeki tek bazlık bir mutasyon bile, yetişkinlikte süt sindirebilme yeteneğini belirliyebiliyor. Bunu bilmek, insanlığın kültürel evrimini anlamamıza destek veriyor. Yeni özellikler, daima atomların rasgele bir araya gelmesinin sonucu olarak ortaya çıkar. Amino asit dizilimindeki ufak bir yer değiştirme, kızımın süt içememesi gibi yeni bir özellik olarak benim karşıma böylece çıkıyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1096
Kayıt tarihi
: 24.03.10
 
 

Gaziantep 1948 doğumluyum. Çocuk Doktoruyum Evrimsel Biyoloji ile ilgileniyorum. Populer bilim ve tı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster