Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '16

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
357
 

Beterin beteri var mı?

Beterin beteri var mı?
 

Beterin beteri illaki var. Resim görsel netten alıntı


Songül Ablanın işi zordu, hem de çok zordu. Bir taraftan Ahmet'in hastalığı, diğer yandan toplumun zihinsel engelli yavrusuna karşı zalimce, cahilce, vicdansızca davranışları hayatı ona zindan ediyordu. Üstelik tüm bu sıkıntılarla tek başına mücadele ediyor olması, yükünü  paylaşabileceği bir eşinin olmaması da sıkıntısını iki kat arttırıyordu. Kafama takılmıştı, sormaktan çekiniyordum. Soracağım sorunun yeri mi, değil mi, onca sıkıntısının arasında onu daha çok üzerim düşüncesi ile, karar verememiştim. 

-Songül Abla, dedim

-Söyle kızım, dedi.

Ben lafı ağzımda gevelemeye başlamıştım.

-Şey, abi neden öldü? dedim.

- Ahmet büyüyüp serpilmişgenç delikanlı olmuştu. Akranları liseye başlamıştı... Çocuğun yüzüne her baktığında vicdan azabı duyduğunu, onu tedavi ettirmediği için çok pişman olduğunu söylerdi. Ben de ona, artık bu aşamada pişman olmanın kimseye fayda sağlamayacağını, durumu kabullenip kadere boyun eğmekten başka çaremizin olmadığını söylemiştim. O, bu durumu kabullenememişti.Bunalıma girmiş, psikolojisi bozulmuştu. Bir iki defa intihar girişiminde bulunmuş, her defasında birileri vazgeçirmişti. Aslında vazgeçmemiş. Vazgeçmişgibi görünmüştü. Kafasına koymuşbir kere intiharı. En ince detayına kadar kafasında planlamışher şeyi, dedi.

Songül Ablanın anlattıkları içimi ürpertmişti. Korkmuştum...  Kendimi  korku filmi izliyor gibi hissetmiştim. Buna rağmen merak da ediyordum:

-Peki sonra nasıl olmuş? dedim.

Bir süre konuşmadan uzaklara baktı, gözlerini kısarak. Yüzünün şekli değişivermişti biranda. Kaşları çatılmış, yüzündeki çizgiler adeta derinleşmişgibiydi. Yüzü soluklaşmış, dudakları morarmıştı. Ondaki değişikliği görünce pişman olmuştum. Elimle omzuna dokundum. 

-Songül Abla, özür dilerim. Çok özür dilerim. Sormamalıydım. Acını tazeledim galiba, dedim.

Yüzünü bana çevirdi. Gözlerimin içine baktı. O, yüreğindeki acıyı susarak gizleyebiliyordu. Ancak içinin ne kadar çok yandığını  gözleri ele veriyordu... 

-Bir ilkbahar sabahıydı, dedi. Devam etti.

 -Güneşin ışıl ışıl parladığı, gökyüzünde bulutların masmavi olduğu, minik serçelerin cıvıldaştığı, papatyaların, nergislerin, lalelerin envai çiçeklerin açtığı güzel günlerden biriydi. Bütün bu güzellikleri göremeyecek, hissedemeyecek kadar mutsuzdum. Yüreğim katran karası gibi kapkaraydı. İçim sıkılıyordu. Her zamanki halim diye kimselere yansıtmadım. Hoşyansıtsam ne olacak ki? Kimin umurun daydım ki?  Neyse o gün karşı komşumuz Ayşe Ablanın oğlu Aydın'ın düğünü vardı. Aydın'ı sen de bilirsin, dedi.

Evet anlamında başımı salladım. Konuşmasına devam etti.

-Düğüne gitmeyi hiç istemiyordum. Hem kocam, hem de kızlar çok ısrar etmişti. Israrlarına dayanamadım. Kocam kendisinin gidemeyeceğini, başının çok ağrıdığını, gitmezsek komşuya ayıp olacağını söylemişti. Ben de kocam ve çocuklarımla birlikte  gitmemizin daha iyi olacağını söylediğimde de kabul etmemişti. O, evde kalmıştı. Biz de istemeye istemeye çocuklarla birlikte gitmiştik. O gece herkes düğündeydi, dedi. 

 Dudakları titriyordu. Ellerini yüzüne götürdü. Gözlerinden   yüzüne doğru inen damlaları siliyordu. Yutkundu tekrar konuşmaya başladı.

-Geç saatte düğün bitmiş,hep birlikte eve dönmüştük. Ahmet, içeri girer girmez sanki ona malüm olmuşgibi balkona gitmişti. Balkondan garip sesler duyduk. Hepimiz balkona koştuk. Gördüğümüz o manzara ne benim ne de çocuklarımın hafızasından sonsuza kadar silinmeyecek bir manzaraydı, dedi.

-Neydi, ne olmuştu? 

-Evin önündeki balkonun dibinde çelimsiz bir erik ağacı vardı. O ağaçta boynuna ip geçirilmişvaziyette kocamı asılı bulduk... Feryatlar, figanlar, bağırışlar, sonra sonrasını sen düşün. Tüm mahalle başımıza toplanmıştı. Her kafadan farklı sözler çıkıyordu... Bilsem gider miydim hiç... dedi.

Çok heyecanlanmıştım. Nefesim kesilmişti sanki:

-Ne, nasıl ya, neden? gibi kelimelerle hayretimi şaşkınlığımı ifade etmeye çalışıyordum. Nutkum tutulmuştu sanki. Ne söyleyeceğimi bilememiştim... Sorduğuma pişman olmuştum. Ben bu kadar şaşırmış, üzülmüşiken Songül Ablanın ve çocukların durumunu düşünemiyordum bile. 

-Geçti kızım, üzerinden iki yıl geçti. Yavaşyavaşnormale dönmeye başladı her şey. Bu olay bizi birbirimize daha çok yaklaştırdı. Ölen kurtulmuştu. Ama bizim için hayat devam ediyordu. Bir yerlerden tutunacak bir dal bularak, devam etmeliydik, hayatımızın geri kalan kısmını yaşamak için, dedi.

Songül Abla her ne kadar alıştığını söylese de, mimikleri, hareketleri, yüz hatları acısının daha ilk günkü kadar taze olduğunu haykırıyordu adeta...

-En çok ne için korkuyorum biliyor musun? dedi.

-Ne? dedim.

-Bana kalsa biran önce  bu dünyadan göçüp gitmeyi, bu çile dolu hayattan kurtulmayı isterdim. Lakin oğlum boynumu büküyor. Kızları da çok düşünmüyorum. Yarın bulurlar birini evlenirler. Ya oğlum, ben olmazsam kim bakar ona? Benim gösterdiğim şefkati merhameti kim gösterir..? Sözünü tamamlayamadı. Boşalıverdi gözlerinden yaşlar, hıçkırıklara boğulmuştu. Ben de dayanamadım. Onunla birlikte ağlamıştım.

-Üzülme Songül Abla..., diyebildim sadece.

-Beterin beteri var kızım. Sağdan soldan kendini bilmez insafsız kişilerin böyle zihinsel engelli çocuklara neler yaptığını duyuyoruz. Ödüm kopuyor. Uykularım kaçıyor. Her gece Allah'a yavrumdan önce canımı alma, diye dua ediyorum. Çocuğun üzerinde sigara söndüren mi dersin, zevkine dayak atanı mı dersin, sana hangisini söyleyeyim, tecavüz edeni mi dersin,..., dedi.

Songül Ablanın anlattıkları gerçekten insanın kanını donduruyordu. Bir insan nasıl olur da bu kadar çirkinleşebilir aklım almıyordu. Nasıl bir hastalıktı ki, kendini savunmaktan aciz, zavallı, hasta birine eziyet etmek ve bundan da zevk almak, aklım almıyordu. 

 Ben ne düşüneceğimi, ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı bilemez bir durumdaydım. Bu nasıl olur? Nasıl bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlar ne kadar çirkin, çirkef ve cani olabiliyordu, anlayamamıştım. İçimde bu tür insanlara karşı büyük bir öfke ve nefret  hissetmiştim...  

-Bundan daha beter ne olabilir ki? dedim.
-Öyle deme kızım. Biz neler gördük. Beterin beteri hep vardır. Bir hikaye anlatırlar: Şehrin birinde iki yapışık kardeşyaşarmış. Öyle doğmuşlar. Birbirine yapışık şekilde. Bunlar büyümüşgenç delikanlı olmuşlar. Biri  ne yaparsa diğeri de aynısını yapmak zorundaymış. Birlikte yürür, birlikte yer, bir birlikte yatarlarmış... Bir gün yolda giderlerken, yoldan geçen biri bunları görünce şaşırmış;"aman Allah'ım beterin beteri var" demiş. Kardeşlerden biri; "bundan daha beteri olur mu?" diye tepki göstermiş. Aradan kısa bir süre sonra diğer kardeşi ölmüş. Bundan daha beteri olur mu? diyen kardeş, ölene kadar ölen kardeşini sırtında taşımak zorunda kalmış, derler. Bunlar kıssadan hisseler, kızım dedi.

Songül Abla bana hayatın hiç bilmediğim,hiç tecrübe edemediğim,hiç karşılaşmadığım farklı bir yönünü göstermişti.Ona teşekkür etmeliyim diye düşündüm. Bu sohbetimizle bana okumakla öğrenemeyeceğim çok farklı bir hayat dersi vermişti...

NOT: "Ne oldum Deme" ve "Beterin Beteri var mı" isimli yazılarım yazmakta olduğum kitabımdan bir bölüm. Zihinsel engelli bir çocuğun ailesi ve toplum ile olan ilişkisini toplumun ve ailenin çocuğa karşı ilgileri ve ilgisizliklerini anlatmaya çalıştım. Sizin katkılarınızla şekillendirmeyi düşündüğüm öyküme katkılarınızı bekliyorum...

Muhabbetle,

Hanife Mert

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Toplumumuzun kanayan yaralarından birine dokunmuşsunuz öykünüzle. Okurken ürperdim vicdansızlıklar karşısında. Maalesef toplumumuzda sıkça karşılaştığımız bir durum bu. Engelli insanlarımıza yaklaşımlar hiç de arzu edilen seviyede değil ne yazık ki. Bu konuda bilinç oluşturmak şart. Son yıllarda engellilerin daha çok toplum içerisinde olma projeleri belki hastalıklı beyinleri de olumlu yönde değiştirir inşallah...Selamlar mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 08.10.2016 12:07
Cevap :
Yorumunuzun her cümlesine katılıyorum Ayşegül Hanımcım. İnsan öyle garip bir varlık ki, bazen dünyanın en pisliğinden pislik olabiliyor. Okuyoruz, duyuyoruz. Özellikle zihinsel engelli demek istemiyorum. Çünkü öyle insanımıza yaptığı iğrençlikle aşağılık diyebileceğimiz kişilerin olduğunu hepimiz biliyoruz. Ben de bu konuyu kitabıma taşıdım. Bir nebze de olsa sıkıntılarını gündeme taşımak ve ortak olmak için. GÜzel nuz için teşekkür ederim. Sevgilerimle, mutlu ve sağlıklar diliyorum.  09.10.2016 19:54
 

Can Arkadaşım Hanife Hanım! Allah kimseyi zihinsel engelli etmesin, şahane bir öykü kutlarım.Sevgilerimle öptüm.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 07.10.2016 6:59
Cevap :
Amin Nahide Hocam. Allah kimsenin ruh ve akıl sağlığını bozmasın. Bakana da çekene de zor. Beğenmenize çok teşekkür ederim. Sevgilerimle.  07.10.2016 17:41
 

Merhaba Hanife Hanım, beterin beteri vardır,hem de nasıl? Allah hepimizi korusun...

Abdülkadir Güler 
 06.10.2016 18:49
Cevap :
Amin Abdulkadir Bey. Elbette var. Ama keşke bu bilinçle hareket edebilsek. Başımıza gelen musibetlerle akıl ve mantık ölçüsünde mücadele edebilsek ve daha beteri olabileceğini unutmasak. Teşekkürler. Saygı ve selamlar.  06.10.2016 20:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 942
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 3903
Kayıt tarihi
: 08.06.12
 
 

Anadolu Üniversitesi İktisat  mezunuyum. Emekli muhasebeciyim. Felsefe, İlahiyat, Sosyoloji ve Ps..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster