Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
620
 

Beyaz güvercin düştü

Beyaz bir güvercindi, kendi göğünde kanat çırpmaya çalışan... Bıkmadan, yılmadan, kırılan kanatlarını kendi başına sararken, yok sayıyordu acılarını ve beyazları zamanla kararıyordu.

Yok, sayıyordu her defasında aldatılmışlığını, kandırılmışlığını ve kendi kendini ikna edecek yeni cümleler, yeni hayatlara karışıyordu.

Dâhil olduğu her yaşamın yamasıydı aslında, bunu biliyordu bilmesine de, bir tek uçup yok olmaya gücü yetmiyordu...

Yalanlar sarıyordu dört yanını... Savunması oluyordu yalanların masumiyet... Sen üzülme diye başlayan cümlelerle avunuyor, soracağı her bir soru, içinde gözyaşlarına boğuluyordu... Geçmiş geçiyordu gözlerinden, bir adam gidiyordu, bir adam geliyordu...

Şimdi aslolan sensin diye başlıyordu cümleler, şimdi yok olan benim diye bitiyordu cümleler, gözler görüyordu uzun bir yola çıkan ve gözleri görüyordu geride bıraktığı yollara dalan...

Anılar anlatılıyordu, neşeyle, kinle, nefretle... Oysa gözler kalıyordu gittiği yerde... Aynı hikâyeler defalarca dile geliyordu da, fark edilmiyordu, yeniden yeniden dilleniyordu, içeride yangın vardı hala, yangın sönmüyordu... Şimdi aslolan sensin diye başlayan cümleler, aslında o gözlerde anlam buluyordu...

Şakalara konu oluyordu geçmiş zamanda olanlar, şehirler değişiyor zaman geçiyor ama ruh bedenden ayrı hala orada yaşıyordu...

Çok tanıdık bir resmin üzerinden geçiyordu yine beyaz güvercin ve biliyordu geceleyin düşlerden geçenleri, kimi zaman rüyada dile gelenleri... Artık ses etmiyordu duyduklarına ve sormuyordu...

Hülyalar sarıyordu dört bir yanını... Günler içinde anlatılan anılarda hülyalar, rüyalarda hülyalar...

Ne yöne dönse bir yanı dağılıyordu aslında... İçinde hülyaları ağlıyordu aslında... Bir sarsıntıydı kimsenin fark etmediği, beyaz güvercin kadar hissetmediği... Biliyordu, görüyordu ve inanıyordu sadece... Sormuyor, konuşmuyor, düşünmüyordu...

İmkânsızı istiyordu zaman şimdi kendisinden... Koskoca bir yıl dağılıyordu usul usul... Bu defa gücü yetmiyordu toplamaya... Çırpacak kanat, umut edecek hayat kayıyordu ellerinden ve hiç birşey diyemiyordu... Uykulara giremiyordu, dile gelen dilleri susturamıyordu, hülyalanıyordu yine rüyalar ve dile geliyordu...

Umuda destek olacak tek bir çare kalmamıştı, hızla düşüyordu, tutamıyordu içini... Yok sayması fayda etmiyordu, uzaklarda kalan gözleri görüyor, rüyalardan gelen sesleri duyuyor, geride kalan kalp çırpıntısını duyuyordu...

Bıkmıştı savaşmaktan, yok sayarak kanat çırpmaya çalışmaktan... Ne yama tutacak eli, ne yamalayacak yeri kalmıştı kanadında... Sessizce bıraktı kendini kendi göğüne öylece süzülüyordu... Bir beyaz güvercin bir defa daha, başka bir şehrin göğünde, görmediği bilmediği bir nefes uğruna can veriyordu...

Biliyordu ki, o sadece savaşmak, savaş yaralılarını sarmalamak için doğmuştu... Ama bıkmıştı kendi rüyalarından uzaklara haykıran seslere uyanmaktan, kendi ismi yerine, başka bir isimle uyanıp, gece yarısı kanamaya başlayan derin hülyalı yaraları sarmaktan...

Sevgiyi beklemekten, anılarda kalan gözleri izlemekten, tekrar tekrar aynı anıları dinlemekten, yangın yerine dönmüş dağılan bir yüreği beklemekten, her şey geride kaldı, şimdi aslolan sensin diyen cümlelerin yüreğine deymeyisini beklemekten, herkesten gizlediği düşlerini beslemekten vazgeçti...

Kimseye ait bir yüreği istemiyordu, kimsenin merhemi olmak istemiyordu, şefkatle saran kucaklar beklemeyi, bir gün beni de böyle sevecek misin demek istemiyordu, her gidişte aklının da o yollara düşmesini istemiyordu, her dönüşte kendisine deyen gözlerde anlam aramak istemiyordu, sorduğunda incinmek, sormadığında kanmak istemiyordu...

Umuda destek olacak tek bir çare kalmamıştı, hızla düşüyordu, tutamıyordu içini... Yok sayması fayda etmiyordu ve bırakmıştı kanat çırpmayı ölmeyi bekliyordu...

Bir beyaz güvercin bir defa daha düşüyordu kimse bilmiyordu, kimse görmüyordu... Üzülmüyordu da artık... Ne bilmediği, ne de görmediği bir gökyüzüydü bu... Kanat çırptığı gökyüzü aslında hep başkalarına aitti o kendinin olsun diye çırpınıyordu, beceremiyor ve her defasında düşüyordu...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1113
Kayıt tarihi
: 05.07.09
 
 

Akademik olarak Alman Dil Bilimcisiyim. Eğitim alanında serbest olarak faaliyet göstermekteyim. Geli..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster