Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
616
 

Beyaz Türk kompleksi

Beyaz Türk kompleksi
 

Cumartesi günü Yeni Şafak’ta “Muhafazakâr yardım balosu” adlı yazı ilgimi çekti, daha doğrusu yazar İsmail Kılıçarslan’ın Beyaz Türklerle ilgili değerlendirmeleri. Kendisi yardım balolarını “harcanan paranın toplanan paradan çok” olduğu, canı sıkılan üst sınıfın “sosyal sorumluluk da gösterelim yahu” diyerek düzenlediği etkinlikler olarak tarif etmiş ki, bunun çok da yanlış bir tanım olduğu söylenemez. En azından bu tarife uygun yardım balolarına veya gecelerine sıkça rastlamak mümkündür.

Ancak ilginç olan, yazarın sosyal medyada gördüğü “Harem Organizasyon muhteşem bir davete ev sahipliği yapıyor. Çırağan Sarayı'nın eşsiz tarihi atmosferinde sosyal medya buluşuyor, sultanlara layık etkinlikte siz de yerinizi ayırtın” içerikli ilanı, Beyaz Türklerin tipik bir Çırağan organizasyonu olarak görüp, metindeki “sultanlara layık” ibareyi de onların kendi tarihleriyle barışması olarak değerlendirmesidir. İşte ben buna çok şaşırdım, çünkü “Harem Organizasyon” ve “sultan” kelimeleri kesinlikle neo-muhafazakâr çevreleri çağrıştırıyor, onların kaprisli lüks İslam anlayışını dile getiriyor. Bilindiği üzere, bu konuda dualarını bile esirgemeyenler var.

Zaten yazarımız da organizasyonun Beyaz Türkler değil de “beyazlamak isteyen muhafazakârlar” tarafından düzenlendiğini anlamış. Etkinlik kadınlara özel ve kontenjanla sınırlıymış ve Âlâ ile Aysha gibi stil ve moda dergileri tarafından destekleniyormuş. Yani sonuçta bu etkinlik İsmail Kılıçarslan’ın deyimiyle, bildiğiniz üst sınıf eğlencesi olan “yardım balosu”nun yeni muhafazakâr versiyonundan başka bir şey değilmiş.

Yazar bu durumu, “Twitterda arada bir paylaştıkları ayet ve hadisler olmasa ya da kızlarının 'şallı', erkeklerinin 'ihramlı' profil resimlerini görmesek pekala 'tipik beyaz Türk' diyebileceğimiz bu sınıfın yüksek sesle ve 'içerden' eleştirilmesi gerektiğine inanıyorum. Zenginliğin kullanımını tamamen yanlış anlamış, kardeşleri ile etkileşim kurmak yerine 'diğerleri' ile özdeşim kurmayı marifet sayan bu sınıf, Türkiye'deki 'Müslüman sosyoloji'nin halihazırdaki en büyük sorunlarından biridir çünkü” diyerek eleştirmiş.

Aslında bu durum epeydir herkesin dilinde, çünkü sadece paranın harcama değil oluşma şekli de İslam’ın temel prensipleriyle fena halde çelişiyor. Ancak benim asıl üstünde durmak istediğim, şu devamlı olarak tukaka ilan edilen Beyaz Türk kavramıdır. Bu arada beyaz kelimesini özellikle sıfat olarak kullanmadığımı belirtmek isterim, çünkü Beyaz ve Esmer Türk kavramının artık bir tanım haline gelmiş olduğunu düşünüyorum. İçlerinde barındırdıkları anlam itibarıyla ben onları aslında Kireç Türkler ve Kavruk Türkler olarak adlandırmayı daha çok seviyorum. Zira Beyaz Türklerle toplumun tüm değerleriyle çelişen ruhsuz “renksizler”, Esmer Türklerle ise Anadolu’nun bağrından kopmuş mazlum “kavruklar” kastediliyor. En azından genel yaklaşım böyle.

Peki, bu ne kadar doğru?

Ya da Beyaz Türk olmak bu kadar kötü mü?

Galiba değil, çünkü maddi olarak sınıf atlayan muhafazakâr kesimlerin ilk yaptıkları, Beyaz Türkler veya yerleşik kentlilere has olan yaşam şeklini taklit etmek oldu. Bu toplumsal gelişmeyi tabii ki İsmail Kılıçarslan’ın yaptığı gibi,  “eleştirileri 'kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş' atasözü ile karşılamaya hazır, 'benim param benim kararım' küstahlığı ile mukayyet enteresan bir sınıf” olarak adlandırabilirsiniz. Ancak şu da var ki, mevcut olan bir toplumsal gelişmeyi geriye çevirmek mümkün olmadığı gibi, onun oluşturan nedenleri de göz ardı edemezsiniz. Bu açıdan bakınca da, şehirli elit kesimlerin dünyanın her yerinde bir cazibe merkezi oluşturduğunu görebilirsiniz. Ülkemizdeki neo-muhafazakârlar da bunu kendilerine göre bir İslami kılıfa sokmak istiyorlar, yani dindar şehirli elit tabaka oluşturma çabasındalar. Ne var ki, bu hemen öyle bir günden öbürüne olmadığı gibi, salt para kuvvetiyle de hiç olmuyor.

Ya da başka bir deyişle, günümüz global yaşam standartlarında bildiğimiz klasik dini söylemler artık yeterli gelmiyor.

Şehirli elit veya eğitimli kesimlerin tümünü tek bir bakış açısıyla değerlendirerek üst sınıf şımarıklar topluluğu olarak sunmak, sadece bakış açısının darlığına gösterir. Hele o kesimlere ait tüm değerleri haksızca elde edilmiş kazanımlar gibi göstermeye çalışıp, esen siyasi rüzgârlardan yararlanarak “bedavadan” üstüne konmaya ve mümkünse yok etmeye çalışmak, ne manevi ne de dünyevi herhangi etik bir değerle bağdaşmaz. Sadece ve sadece toplumsal gerginlikleri ve düşmanlıkları körüklemeye yarar ve de hasta eder.

Belki de sorun, beyaz veya esmer olmaktan çok öte, tüm dünyada artık en geçerli yaşam biçimi olan kentli olabilmektir. Bunu yaparken, özünden kopmamaktır. Laik kesimler veya Beyaz Türkler için bu daha kolaydır, çünkü onlar zaten modern değerleri benimsemektedirler. Muhafazakâr kesimler veya Esmer Türkler ise bu konuda zorlanmaktadırlar, nefes kesen hızda ilerleyen bilgi çağına ayak uydurmak onlar açısından daha zordur. Ancak bu zorluğun üstesinden, yerleşik kentlileri veya elitleri kafadan kötü ilan ederek gelemezsiniz. Hele herhangi kalıcı bir bilimsel ve kültürel katkıda bulunmadan veya bulunamadan muhafazakâr bir dil geliştirmeye çalışmak, sahilde dalgaların sildiği kuma yazmaktan öteye gidemez. Hatta gülünç bile kaçabilir.

Daha önce de yazdığım gibi, sınırlamaları dayatmak yerine birden çok yaklaşımın, yani kaliteli bir seçeneğin parçası olmak gerekiyor, günümüzde ayakta kalabilmek ve insanları kazanabilmek için. Kaliteli bir seçeneğin parçası olabilmek için de, üretmek gerekiyor ve özünü kaybetmeden esnek kalabilmek (bkz. “Milli Manevi Değerlerimiz ve Mimari”). Muhafazakâr kesim ise hala kavramları tartışmak ve Beyaz Türk kompleksini üzerinden atamamakla meşgul.

Konu açılmışken, Mehmet Tez’in geçtiğimiz Cumartesi Milliyet’te “Çalışanları Serdar Erener’i neden anlamıyor?” başlıklı yorumuna da göz atmak gerekir diye düşünüyorum. Yazarın da belirttiği gibi: “Serdar Erener iyi eğitim almış, iyi okullarda okumuş, işinde çok mesafeler kat etmiş, reklam dünyasının önemli şahsiyetlerinden, bu meslekte kendi ekolünü yaratmış, zeki, entelektüel ve başarılı birisi. Sertab Erener’le birlikte beyaz Türk abidesi iki kardeşler. İkisi birden Recep Tayip Erdoğan’a hayranmış. Onunla kişisel ilişkilere girmeler, onun temsil ettiği fikirlere, Türkiye’yi götürmek istediği yere inanmalar... Bunlar başbakanın “biz” dediği kitlenin pek seveceği insanlar yapıyor onları.Başbakanın “bunlar/onlar” diye ifade ettiği kesimin içinde yetişmiş ancak Başbakan Erdoğan’a inanan, ona teveccüh eden kişiler.”

İşte benim de “Beyaz Türk kompleksi” olarak ifade etmek istediğim buydu, aynı dünya görüşünde olan insanların salt siyasi tercihleri nedeniyle “ak” veya “kara” ilan edilmeleridir. Ya da muhafazakâr bakış açısıyla pek de mubah sayılmaların, teveccüh ettikleri andan itibaren makbul sınıfına girmeleridir. Aslında özünde her şeye rağmen “imrenilmeleri”, tercihlerinin daha değerli görülmesi veya gösterilmesidir.

Bu toplumumuza has çok ilginç bir çelişkidir. Burada önemli olan “Beyaz Türk”ün “Esmer Türk”ü tercih etmiş olması değildir. Bu tercihin görünür mesleki maddi menfaatler karşılığında yapılmış olmasına rağmen baş tacı edilmesi, buna karşın gayet de mütedeyyin samimi muhaliflere hiç tahammül gösterilmemesidir. Laik dediğimiz kavrama karşılık gelen yaşam tarzını sonuna kadar benimsemiş olanların, bunun karşısında duranlarla ve hatta bedel ödetenlerle bir şey yokmuş gibi devam etmek istemeleridir.

Bu tabii ki bir tercihtir.

Ancak bu ülkeyi gerçekten ileri götürecek olan, hangi dünya görüşünde olursa olsun, bilinçli ve donanımlı gerçek entelektüeller olacaktır. Hangi dünya görüşü ve siyasi tercihleri olursa olsun, bu gibi insanlarla beraber yaşamak her zaman kolay ve güzeldir. Bu insan tipine de özünde tüm toplum kesimleri özlem duymaktadır. Ancak ülke ve coğrafya olarak ne yazık ki bundan gittikçe daha çok uzaklaşıyor gibiyiz. Görüldüğü üzere de herkes kendi içinde dertli.

Ekranda her gördüğümüzde, resimdeki pırıl pırıl giyimli nezih İstanbul’u özlemle anmayanımız var mıdır?

Zuhal Nakay

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 559
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster