Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '17

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
277
 

Beyin Kıvrımlarında Dans...

Beyin Kıvrımlarında Dans...
 

“Etrafınızda olan biten hiç bir şeyi kişisel algılamayın. Örneğin biri size aptal demiş olsa bile, bu sizi değil karşınızdakini ilgilendirir. Çünkü herhangi biri sizin aptal olduğunuz yargısını ortaya koyacak bir güce ve yetkiye sahip değildir. Bu ancak kendi karşılaştırmaları, kendi hayat algılayışı, kendi bilgi, duygu düşünce düzeyi ile yaptığı bir yargılamadır. Genel olarak da kendi yetersizliğini görerek sizi yargılamıştır. Bu nedenle size söylenen bu sözü bile kişisel algılamayın! Size söylenen şeye katılırsanız, kişisel olarak algılamış olursunuz ve bu sözle anlaşma yapmış olursunuz. Zaten bu güne kadar hep böyle olumsuz anlaşmalar yapmıştınız! Bundan sonra yapmayın!! Hiç bir şeyi kişisel algılamayın!!
 
Oysa bizler tüm eğitim sürecimiz boyunca her şeyin merkezine kendimizi koyarak (bencilliği öğrendik, egomuzu yükselttik daima), etrafımızda olan her şeyi de kişisel algılamayı öğrendik. Oysa diğer insanlar merkeze sizi koyarak hiç bir şey yapmaz (sizin başkasını merkezinize koyarak bir şey yapmadığınız gibi). Yaptıkları her şey kendileriyle ilgilidir. Yani herkes kendi rüyasını yaşar. O zaman etrafınızda olan biteni, size doğru bile olsa söylenenleri nasıl kişisel algılayabiliyorsunuz ki? Bunun kadar büyük bir çelişki daha var mı?
 
Durumun son derece kişiselmiş gibi göründüğü anlarda bile, başkaları size direkt olarak hakaret ediyor olsa bile, yine de sizinle ilgisi yoktur. Söyledikleri ve yaptıkları şeyler, dile getirdikleri fikirler kendi zihinlerinde yaptıkları anlaşmalar doğrultusundadır. Kişilerin bakış açıları, ehlileştirme sürecindeki programlamalarından oluşur.
 
(Aynı görüş felsefede, tasavvufta da kendini bulur. Hakiki insan boyutuna kadar yükselenler – ki hatırladığım kadarıyla arada cehalet, şeriat boyutu, tarikat boyutu gibi boyutlar vardır aşılması gereken- kendilerine gelen hiçbir şeyi kimden, nasıl, ne anlamla geldiğine bakmazlar. Kişisel algılamazlar. Bu nedenle tepkileri hiç olmaz. Kendilerine yönelik bir şey olduğunda dönüp bakmazlar bile, yargıda bulunmazlar, ne karşılarındakini yargılarlar nede kendilerini..
 
Filminizi, Yaşamla yaptığınız anlaşmalara uygun olarak yaratırsınız. Sizin bakış açınız sizin için kişiseldir, sizin gerçeğinizdir, başka hiç kimsenin değil. Bu yüzden birisine kızarsanız aslında kendinizle uğraşıyorsunuz demektir. Kendi korkularınız var demektir. Karşınızdaki kişi bu kızgınlığın oluşması için sadece bir mazeret yaratmıştır. Korkularınız yoksa, kızmanızda mümkün değildir. Sevgiyle yaşadığınızda, sevgi olduğunuzda, korkularınız silinir ve asla kızmazsınız! Sevgi olduğunuzda mutlu ve huzurluda olursunuz. Bu yaşamla yaptığınız anlaşmalardan mutlu olduğunuz anlamına gelir!
 
Biri size harika olduğunuzu söylerse kişisel algılamayın, bu o kişinin harika olduğu ya da o anda harika hissettiği anlamına gelir !. Sizin kendinizi harika hissetmeniz için başkasının yapacağı onaylamalara ihtiyacınız yok ki... Siz kendinizle konuşun, zihninizle konuşun ve kendinizin harika olduğunu kendiniz görün!! Zihnimiz, tanrı boyutunda varlığını sürdürür.”
 
Buraya kadar okuduklarınız, Don Miguel Ruiz’in “dört anlaşma”sından alınmıştır. Bu gerçekten de böyle gibi görünmektedir. Herkes sadece ve sadece kendi düşüncesinin ürünüdür. Ne yapıyorsak, karşılığında ne buluyorsak hepsi bizim seçimlerimizin ürünüdür. Kendimize yalan söyleyip başımıza geleni ona, buna, kadere yükleyerek bir an için belki ferahlayabilir veya mutlu olabiliriz. Bu tabii ki devamlı olmayacaktır. Sonunda iç dünyamızda hesaplaşmak ve ödeşmek zorunda kalacağız. Eğer ödeşemiyorsak sürekli bir vicdan azabı, bir iç sızısı bizi bekliyor olacaktır. Oluşan her olay sadece bizim ona layık gördüğümüz yorumdan ibarettir. Örneğin sıcak, güneş ve deniz için onca masrafa gireriz. Kimileri içinse bu saydıklarımız uzak durulacak şeylerdir. Yazın sıcaktan kurtulmak için yaylaya çıkılması iyi bir örnektir. Yani biz onu nasıl yorumluyorsak o odur.
 
Kendi iç dünyamızla barışarak ve onu hayatımızın yöneticisi yaparak mutlu olmamız muhakkak ki mümkündür. Ancak toplumsal yaşam çoğu kez bizim iç yaşamımıza uymaz. Örneğin çocuklarımızın yarınını hazırlayan eğitim sistemini tasvip etmeyebiliriz. Bu hususta yöneticileri uyarsak da bir işe yaramaz. O zaman ne yapmalıyız? “Bana ne, yanlış yapan onlar” deyip iç dünyamızın huzurlu kuytularına mı çekilmeliyiz, yoksa her şeyi unutup savaşa mı girişmeliyiz? Çocuğumuz kendine verilen eğitimin kendisi için doğru olup olmayacağını anlayacak yaş ve olgunluğa erişmiş olsa mesele yok. O seçimini yapar. Ya küçükse?
 
Eğitimden örnek verdim ama sosyal yaşam bu tür örneklerden oluşmaktadır. Bu yüzden de beyin kıvrımlarında fikirlerin acı veren dansı en coşkulu müzik eşliğinde sürmektedir.
 
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
 
İzmir, 13,08,2017
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Birşey itiraf edeyim mi ;)) çok doğru;))Ben ne zaman kendimi harika ve iyi hissetsem, o gün kimi gördüysem herkese iltifat edesim gelir;)) önüme gelene harikasın!! derim meselâ..Ve çok ilginç kendimi berbat! Kötü! hissediyorsam da millete küfür ederek geçer günüm;)) cok ilginc bir yazi..Selamlar

Selda Çakmak 
 18.08.2017 19:54
Cevap :
Merhaba, Bu tür bilgiler bizi bize anlatıyor. O bakımdan ilginç. Saygı ve selamlar...  19.08.2017 12:27
 

Fikirlerin dansı ifadesi çok yerinde ama dayatmacı idare kendi subjektif çarpık ideolojilerinin peşinde ne kadar eğitimi bozmaya çalışırsa çalışsınlar zihnin sonsuzluğunun farkına varıp sorgulamacı halleri kendine düstur tutan pırıl pırıl bir gençlik var ortada..İnternet e PC yi kullanmakta son derece mahir olan bu gençler kurulan her tuzağın ötesini görebilecek kapasitedeler,sağlık ve mutluluk dilerim dostum..

türkay gür 
 17.08.2017 17:36
Cevap :
Merhaba, Çok haklısınız. Zaten tek umudumuz o gençlik. Saygı ve selamlar...  18.08.2017 14:47
 

Çok ilginç bir yazı ya çok beğendim, zaten önerilmiş.

Kerim Korkut 
 16.08.2017 21:38
Cevap :
Merhaba, Çok teşekkür ederim. Saygı ve selamlar...  17.08.2017 10:45
 

Sayın İzmirli! Görüşlerinize katılıyorum çok güzel felsefi bir yazı canınıza sağlık.Selam sevgi ve saygılar.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 15.08.2017 13:23
Cevap :
Merhaba sayın Çelebi, Beynimiz nasıl bu kadar çok yönlü çalışıyor da yorulmuyor, İnanın hayret ediyorum. Saygı ve selamlar...  17.08.2017 10:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1473
Toplam yorum
: 5693
Toplam mesaj
: 265
Ort. okunma sayısı
: 1458
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster