Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1282
 

Beyin tutulması

Beyin tutulması
 

Plato


Nihat Genç'in "Bu Yazıyı Kendime Yazdım" başlıklı yazısını birçok cümlesinde kendimi de görerek soldan sağa doğru bir güzel okudum. "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" türünden eğitici, öğretici bir şekilde gerçekleri, alışık olduğumuz üslubundan daha farklı, pamuk ellerle zaaflarımızı yüzümüze yüzümüze vuruyordu. 

Pamuk ellerle dedim çünkü, onu her okuduğumda ya da dinlediğimde ajite olur, " vur gözüne gözüne! " demek geçer içimden. 

N.Genç, unuttuğumuz, hayallerimizde kalan siyah beyaz filmlerimizden çıkıp gelen, duygularını saklamaya çalışırken zaman zaman sesi titreyen, dolan gözlerini göstermemek için yutkunan “insan insan” dediklerimizden biri. Bu hâli ile bana, küçüklerini korumaya hazır olan mahallemizin güçlü, kuvvetli, güvenilir bir abisi gibi gelmiştir. 

Gerçek bir çınar olan anneannem; "Allah derdi-tasayı, taşa vermiş taş çatlamış. İnsana vermiş o dayanmış" derdi. Bu sözün anlamının sabır değil, bencilliğimiz olduğunu şimdilerde daha iyi anlıyorum. 

İnsanın olmadığı bir yerde herşey olsa bile insanlık için ne anlam taşır. Ülkemizde insanlar hedef için birer araç konumunda. Sadece çıkar sağlanacak, kâr edilecek varlıklarmışız gibi bakılıyor. 

Yerlere atılıyor, tekmeleniyor, kendi vatandaşına, toprağına girmiş düşmana yapılamayacak şeyler yapılıyor. Gık yok. K.çını yırtsan yine değişen bir şey yok. Nasıl bir tutulma yaşıyoruz anlayamıyorum. Sanki hepimiz aynı rüyadayız. Sanki hepimiz bir kurgu filmin aktörleriyiz ve yönetmen ne derse yapıyoruz. Yapmayan set dışına atılıveriyor. 

Yarım asırdır bu dünyadayım, ay tutulması, güneş tutulması yaşadım, böyle bir beyin tutulmasına şahit olmamıştım. 

Bizim insanımızın asıl sorunu hayatla boğuşmaktan yaşama mertebesine erişemeden bir ömrü bitiriyor olması. Çoğu şey yarına erteleniyor. İnanan insanlarımız da sanki bir çaresizlikle, " Bu dünya zaten fâni " diye kendini avutuyor. Bir diğerleri de, " Ben yanmasam sen yanmasan..." diyor. Bir başkası, " Birgün karanlıklar aydınlığa çıkacak" diye bekleyip duruyor. Bir diğeri "Aldırma gönül, aldırma" diye türkü tutturuyor. Bir diğeri de bu türküyü anlamsızlaştırırcasına memelerini fora edip, kıçını sallayarak erotik dans bile ediyor. Memleketimin dağlarına bir türlü bahar gelmiyor. Erkeklerimiz çoğu, sadece maçlarda öfkelerini dile getiriyor, 90 dakikalık maçı hiç başka sorunu yok gibi bir hafta bağıra çağıra konuşabiliyor. Kadınlarımız kermitler gibi keten tohumuna, ota-çöpe hücum etmiş durumda. Dizilerle kafasını dağıtıp, Secret'larla çıkış arıyor. 

Onla bunla… kendi kendimizi avuturken, avuturken ağzımızda sıkmaktan yok olmuş, artık bardakda bekleyen takma dişlerimize bakıp; 'Bir ömür nasıl da çabucak geçip gitti daha biz yaşayamadan' diye acı acı hayıflanacağız. Hepimizin sonu bu... 

Ha, bu arada ayrıcalık ve dokunulmazlık elde etmiş mutlu azınlık hiç doymayacakmış, hiç ölmeyecekmiş gibi elinde keser kendine kendine yontup dururken bir de bakıyor ki raf ömrü bitmiş, musalla taşına boylu boyunca uzanıvermiş. Ezmekten yana olan zihniyeti hâlâ değişmemişse o an da dahi, koca göbeğiyle uzandığı yerden; "Musalla taşına bel verdirdim" diye seviniyor bile olabilir... 

Vatandaşlık görevimiz olan oylarımızı, yasalara uygun yapacaklarına yemin edenlerin hırsları yüzünden, artık genlerimize kazılmış olan güvensizliği bir türlü atamayıp herşeyi takip etmekten, birer birer tenis topuna dönüşüp, salaklaştık. Hem de öyle bir salaklaştık ki, adamlar kural tanımazlıklarını gözümüze soka soka göstermelerine rağmen, bizler hâlâ dizi film seyreder gibi "Yok artık, bu kadarı da olmaz" diye hipnozdaymışcasına tepkisiz, sadece ürkek ürkek homurdanmakla yetiniyoruz. 

Bu kadar çok şamar yiyen, aldatılan insan nasıl salaklaşmasın? Zihnimizde sürekli, “Acaba” sorusu var. Doğru söyleyen sayısı giderek azaltılıyor. Güven sıfırlandı. Geriye 2 seçenek kaldı ya susup kabullenecek sürüye katılıp, meleye meleye önümüze atılan otla yetineceğiz ya da bunu hak etmiyoruz diye hakkımızı savunacağız. 

Sıkı Yönetim yıllarındaki gibi 2 kişi yanyana gelmeye korkar hale geldik. Sanki uzaylılar gelmiş de, bir bir götürülüyoruz. Yemin ediyorum, ülkece hipnozdayız. Bunun başka bir açıklaması olamaz. Bulamıyorum... Herkes ama herkes şikayet ediyor, kimse birşey yapamıyor... Ülkemde adeta bir beyin tutulması yaşanıyor. 

Dipnot: Karanlık güçlerce katledilen Ankara İlahiyat Fakültesi profesörlerinden Bahriye Üçok (1919 -1990) şöyle yazmıştı: "Müslümanlık IX ve X. yüzyıllardaki akılcı uygulamalarından geri çekilince cehalet koyulaştı. Matbaa 270 yıl sonra girebildi ülkemize. (…) Bugün de, 15.05.1979 günlü Diyanet İşleri gazetesinde 'Cihat müminin ahlâkıdır…Cihada denk ibadet yoktur' gibi kışkırtmalarla karanlık amaçlara yönelinmektedir." 

(Cumhuriyet Gazetesi, 18.03.1982) 

Saime Eren 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bence hipnozda oluşumuzun açıklaması var. Eğer alın teri ile çalışıp üretmeyi, çalışmadan dönüm başı para almayla değişirsek, hakkımızı gaspedenlere karşı direnmez, direneninde yanında olmazsak olacağı budur. Asla ödeyemeyeceğimiz kadr borçlanıp zaten kısıtlı olan hareket alanımızı yok edersek, taba olmayı birey olmaya tercih edersek olacak budur. Saygı ve selamlar.

izmirli doksanyedi 
 09.05.2011 0:33
Cevap :
Atacağı bir imza ile köşeyi dönme teklifini, elinin tersiyle iten insanlara "enayi" denmeye başlandığından beri kaybedilen onur ve erdem geri gelir mi bilemem... Açgözlülüğün, açlıkla karıştırıldığina da inanıyorum. Aç insan hiç durmadan üreyemez. Nice gerçek aç yoksullar tanıyorum, zerzevatçı gibi bağırmadan, onuru ile sessizce ayakta durmaya çalışan. Saygılarımla...  09.05.2011 11:58
 

biz elimizden geleni yapacağız ...geceleri az da olsa uyuyabilmek için bu gerekli...N.Genç'in yazısını okumuştum...güzel bir değerlendirme yapmışsınız sanırım çok yakın şeyler yazardım ben de...şimdi Texas'lı Feto'ya ve ampul'e laf etmek yasaklandı 2. bir emre kadar...eyvallah...

nedim üstün 
 08.03.2011 10:02
Cevap :
Elbette Nedim bey, ne elini ne dilini korkak alıştırmayacaksın. Korkan yasaklar koyar. Bu durumda o düşünsün... Bize vasiyet edilen şey, doğruların sesinin daha gür çıkmasıdır. Teşekkürl ve saygılarla.  08.03.2011 19:57
 

Bence tam aksine beyin tutulmasi darbelerin hakli gosterildigi, bir avuç burokratin ulkeyi kendi mali sandigi, dindar insanlarin asagilanip demokratik haklarinin elinden alindigi donemlerdi. Artik bazilarinin halkin halki yonetmesine alismasi lazim, bunun adi literaturde demokrasidir. Sosyo-ekonomik ve kulturel açidan kendini "elit" sananlardan ustun olmama, ayrica dinle de pek alakam olmamasina ragmen "sade halkin" demokratik haklarini sonuna kadar destekliyorum

Demokrasi Penceresinden 
 07.03.2011 13:06
Cevap :
Sizin o söylediğiniz evrimini tamamlamış toplumlar için sözkonusu. Demokrasi dersiniz için teşekkür edemeyeceğim... Hınçınızı yanlış bir blogda ve oldukca yüzeysel dile getirmişsiniz. Sade halkın, tek dertlerinin dinmiş gibi sömürülmesi onlara yapılan hakarettir. Bunu net olarak anladıklarını sanmıyorum. Yazımın da bu konu ile hiçbir ilgisi yoktur.  09.03.2011 20:21
 

öyle bir uyutulmuşuzki, öyle bir... bu derin uykudan zor uyanırız sanki, fazlaca tembel ve ilahiyatçı toplum olduğumuzdan olsa gerek her şeyi allaha bırakıyoruz, en aydın kesimin türkülerinde bile "kalsın benim davam divana kalsın" deniliyorsa başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmek değil, o başımızı kesip, önümüze koyup düşünmemiz gerekir... ... denildiği gibi erteliyoruz, bir gün bir mesih çıkacak! ... godot' muzu bekleyeceğiz ömürler boyu...

kırlanqıç 
 06.03.2011 11:19
Cevap :
Godot ne ki? Kim ki?.. Biz değil hep bir başkası bir şeyler yapsın diye bekliyoruz...Yaşam beklenir mi? Hepimizin bir ömrü var. Onu hatırlatmak istedim...  06.03.2011 12:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 31
Ort. okunma sayısı
: 762
Kayıt tarihi
: 18.09.08
 
 

Dünyanın en güzel şehri olan İstanbul' da yaşıyorum. Emekliyim. Güncel olayları yorumlamanın yanı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster