Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Aralık '11

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
6381
 

Beyinsel işlevler

Beyinsel işlevler
 

BEYİNSEL İŞLEVLER


“Şaşılacak kadar çok aklım olmalı, bazen haftada bir kez aklımı başıma toplamam gerekiyor"diyen Mark Twain gerçekten çok haklı. Çünkü akıl fonksiyonunu iyi değerlendirebilmek için, beyni iyi tanımak gerekiyor. Korteksi oluşmuş 1450 gram ağırlığındaki bir insan beyni, on beş milyar sinir hücresine sahip iken, bu sayının bin katı, yaklaşık on beş trilyon snaps’ı (beyin hücresi bağlantısı) içerir. Bu milyonlarca hücre birbiri ile ilişkilidir ve elektrik alışverişi yapmaktadır. Araştırmacılar tarafından, beynin elektriksel faaliyetleri özel bir yöntemle görüntülenerek, ilk defa görülen bir simgenin oluşturduğu beyin dalgaları ve gözlerin görebildiği basit resimler belirlenebilmiştir. Beyinde aktif çalışan kapasite yüzde 6-7 civarında iken yüzde 90'lık bir kısım atıl vaziyette kalır. Önemli olan, bu pasif kısımları devreye sokabilmektir. Bilim adamları, kadın beyninin, erkeğe göre oldukça geniş kapsamlı kullanıldığını; işitme duyguları tanımlama, yabancı bir dili öğrenme yeteneği ile hafızasının gelişmiş olduğunu ve daha yavaş küçüldüğünü öne sürüyor. Beyin, bedenden elde ettiği bio elektrik enerji ile çalışırken, bu tür enerjiyi, mikrodalga cinsine çevirmekte ve ruha kaydetmektedir. Ölüm sonrasında insan, çeşitli evrelerde dönüşüme uğrayacak “ilk ve son" kitabında yani ruhunda, dünyada ürettikleriyle yaşamına sonsuza kadar devam edecektir.    

Dünya hayatı uykuya benzer. Sabah uyanınca, gece rüyanızda gördüğünüz her güzel şey nasıl son buluyorsa, ölümle birlikte, dünya yaşamınızdaki tüm gerçekler de nihayete erecek, yerini ışınsal bedenlerle aynı şuurda devam eden, ancak değişik boyut ve frekanstaki yapılarla baş başa yaşanacak bir ortama bırakacaktır. İyi veya kötü... Incernation (tekrar dönüşü) tutku haline getirenler, Deja Vu anlayışını ruhun dünyaya dönmesine kanıt olarak gösteriyorlar. Nostaljik bir görüntü, bir ses, kişiyi anında geriye döndürünce, kafalardaki karmaşa da akla şunu getiriyor: Ben bunu daha önce yaşamıştım! Araştırmacılar bu duygunun sırlarını çözmeye çalışıyor. Psikanalizin babası sayılan Freud, çaresizlikten, Deja Vu'yu mucize kategorisine sokmuş. Hologram modelini esas alan görüşe göre ise; en ufak bir oluşun, tüm ayrıntılarıyla hafızaya kaydedilmesi, bu hissin uyanışına bir neden!.. Ne var ki, beynin radar dalgalarını rüya âleminde belirli mekâna teksif edip görmesi ve bu dekorda yaşadığı olayların, otomasyonla Ruh'a kaydı, hafızada bir model girişimini oluşturuyor. Bu tespitin geçmişle ilgisi yok. Hatırlama; Ruh'tan beyne yansımadır ve geçmişte yaşanmış gibi algılanmaktadır. Hafıza ile tekrar gündeme gelen Deja Vu'nun deşifre edilebilmesi Ruh-Beyin ilişkisinin çözümüyle mümkündür...    

Shakspeare, bir eserinde;"Bana söyle, güçlü hayal gücü nerede, Kalbin içinde mi yoksa beyinde mi?" diyor... Bendeniz de size soruyorum. "Vücudunuzda, beyninizden daha başka karar verecek ikinci bir organ var mı?" Vereceğiniz yanıt; "tüm kararlarımı aklımla, beynimle alıyorum böyle bir şey tabi ki olamaz" şeklinde olacaktır. Yerden göğe kadar da haklısınız. Biyolojik yapıda istemsiz görev yapan kalbin dışında, bütün azaları yöneten bir tek beyin vardır. Beyinde, tad alma, görme, koklama, renk ayrımı vs. özellikler yoktur. Dıştan gelen etkiler deşifre edilip lokal bölgelerde mana olarak algılanır. Artı ve eksiye dayanan bir çalışma sistemiyle de ruha kayıt yapılır. Her beyin kendi frekansına uygun yapılarla sürekli iletişim içindedir. Bu frekans uyumunu enerji alışverişi olarak kabul etmeliyiz. Diyelim ki, bir kimse hakkında onun istemeyeceği şekilde konuştunuz. Bu eylemin mistik alanda adı dedikodudur. Ağızdan çıkan ve dedikodu hüviyetini alan sözle, beyinde belli işlevler başlar; ruhtaki artılar, başka bir deyişle sevaplar, dedikodusu yapılan kişiye aktarılır. Eğer dedikodu edende (+) (sevap) yoksa otomatikman, hakkında konuştuğu kişinin eksilerini alır. Yani günahlarını!.. Eğer pişmanlık olursa, beyinmatik işlemin çalışma şartlarına göre: Ruhtaki artılar gönderilir, buna mani olmak mümkün değildir. Ancak, karşı tarafın ulaştıracağı eksiler devreye girmez. Allah Rasulü'nün (s.a.v); "Dedikodu edenin bağışlanması, dedikodusu yapılan kişinin affı olmadan mümkün değildir" sözünü bu şekilde algılamak gerekir. Görünüşte olmasa da, dedikodusu edilen kişinin affetmesi (beyinsel işlevlerde eksilerin durdurulması) sizde "pişman olma" idraki ile yerini bulacaktır.     Pişmanlık, kişinin yanlış düşündüğünü algılayıp, bundan vazgeçmesi halinin adıdır. Ancak, yanlışta devam ederken, farkına varabilmek çok güçtür...    

Düşüncedeki iyilik beş duyu boyutuna çıkmasa bile, (+) oluşturur. Kötülük ise, sadece fiil boyutunda algılanır hale geldiğinde (-) olarak kabul edilir. Bu "artı sisteminin düşünceye, eksinin ise beyindeki fiile dönük" çalışmasıyla ilgilidir. Şayet, hücre grupları belli yoğunluğun üstüne çıkarsa, düşünce, fiile dönüşür. İnsan düşüncelerinden mesul değildir. Yalnız, bu düşünceler devamlı olursa sistemde yerini bulur ve karşılıksız kalmaz!.. Bunun yanı sıra; Bir davranış biçimi ile ilgili olarak birimsellikle dillendirilen "Ben" sözcüğü, beyindeki hücre gruplarında lokalize bir çalışma oluşturacak ve üretim faaliyetleriniz sıfıra yaklaşacaktır.  Aksi davranış ise, geniş bir bakış açısı temin edecektir. "Ben" kelimesini alışkanlık haline getirmeyin. Ve önce  "Sen" deyin!.. Şayet"Sen" derseniz, sistemde, “sizden ona doğru bir akış”, geniş bir değerlendirme, "Ben" derseniz aksine, ondan size bir geliş olur. "Ben" demek, beyindeki hücrelerin aktivitesinde bir kısıtlılık doğuracaktır. Bu halde, herhangi bir fikrin size ulaşımı mümkün olmaz. "Sen" dediğinizde, alıcılarınız devreye girmiştir... 

Bu başlıkta incelenebilecek bir konu da genetik. Yaşam tarzının kazandırdığı alışkanlık, gen denilen DNA bilgi yüklerinin, kromozomlar vasıtasıyla nesillere taşınması ve uygun astrolojik etkiler istikametinde oluşan açılımlarla, çocuğun kısmen anne ya da babaya benzemesi gerekir. Şöhretli anne babanın çocuğu olduğu için, kendini şöhretin içinde bulan Kerem Alışık, Yeşilçam'ın tanınmış artistlerinden Eşref Kolçak'ın Pop müziğinde ünlü olan oğlu Harun Kolçak, Öztürk Serengil'in küçük yaşta sanat dünyasına giren, çeşitli gruplarca paylaşılamayan kızı Seren Serengil, yılların deneyimli kalemi Çetin Altan'ın kendi gibi gazeteci-yazar olan çocukları. Yurt dışında da bu listeye girecek pek çok ünlü var: Kirk Dougles-Michael Dougles, Tony Curtis-Jame Lee Curtis, Alain Delon-Antony Delon ve bilmediğimiz diğerleri. İşin ilginç yönü, yapılan araştırmalar ve tespitler, ilk çocuğun (kız-erkek ayırt edilmeksizin) babaya benzediğini ortaya koyuyor.  Ve bütün bu oluşlar beyin genetiği ile alakalıdır... Bir önemli ayrıntı ise şöyle "İnsanlar ister iman sahibi olup Allah'a inansınlar, ister ateist bir görüş içinde olsunlar. Evrenin yasalarına uymak zorundadırlar.."  Su içmeden, (beden susuzluğa ancak kırk gün dayanabilir.) yemek yemeden (kırk günden uzun bir süre yemeyebilir) ve uyumadan yaşayamazlar.     Uyku dahi genetik bir özelliktir. Korunmadan seviştikleri zaman çocukları olur, bir süre sonra ölürler. Yüzebilirler ama uçamazlar, on metre yükseklikten atlayamazlar, (yerçekimi kanununa tabidirler, azami Dünyada 60 cm, Ay'da 6 m, güneşte ise 6 cm sıçrayabilirler...) Bunları aşmak için inançlı olmak yeterli değildir. Kişinin biyolojik yapıyı ilgilendiren kısmı, mutlaka fizik kuralları ile karşı karşıya kalmaktadır.

AHMED FEVZİ YÜKSEL
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bir yazı. Birkaç ekleme yapalım; beyinde enteresandır nöronlar çok küçükler bu nedenle elektirik nöronlar arası sinapstan atlayarak (elektro-kimyasal) olarak geçer! Bunu tartıştık biz şöyle bir sonuç çıkardık, eğer atlayarak geçmese idi sinapslar çok ısınırdı! Mesela bilgisayar kablolarını düşünün ateş gibi! Bir de son zamanlar ilgilendigim bir konu elektirigin atlama enerjisi (bunla ilgili yazı yazıcam)! Şimdi mantık şu, elektrik düz telden çok düşük voltajlarda iletilir 1.5 volt bir pil elektronalrı iletir ama şayet iki tel kesikse (nöronlar arası sinaps) bu bir telden geçen elektiriğin diğerine zıplaması için milimetre başına 3000volt enerji gerekir! Mesela 1cm(10mm) için 30 000 (otubin volt) elektirk gerekir. Zaten yıldırımların mantıgı da böyledir! Şimdi dikkat ettiyseniz voltaj artarsa elektronların geçişi kolaylaşır. Ben insan kapasitesinin de böyle çalıştığı kanısındayım. (buna benzer) Yani beyninde yeterli güç varsa nöronlar arasında atlamalar fazladır.

Carya Eftali 
 10.09.2012 0:13
 

tesekkurler

kartal bicer 
 01.02.2012 20:14
 

Üstün bir kalemden beyni okumak ne mutluluk...Teşekkürler

Dr Güçlü Ildız 
 21.12.2011 0:31
 

"Hakîkî mürşid olan ilim, son derece kompleks ve sağlıklı “nöral santraller” oluşturmaksa eğer, neden her günüm birbirine çok benziyor? Hani iki günü eşit olan “BİZ”den değildi?" de diyerek kendimize bir uyarıcı olabiliriz belki... Kaleminize sağlık...

Ayten ÇALIŞ 
 18.12.2011 22:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 630
Toplam yorum
: 2043
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10019
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster