Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Nisan '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1244
 

Bidon kafalılar ders çıkardı, ya göbeğini kaşıyan yazarlar?

Bidon kafalılar ders çıkardı, ya göbeğini kaşıyan yazarlar?
 

29 Mart seçimlerini birçok açıdan değerlendirmek mümkün; “kim kazandı, kim kaybetti, hangi partinin oyu niçin yükseldi, hangisininki ne yüzden düştü?” diye işe koyulup derin analizlere girişebilirsiniz. Bense bu defa seçimleri Hürriyet gazetesi köşe yazarlarından Bekir Coşkun ile Yılmaz Özdil’in halkı aşağılama tutumunun billurlaşmış simgesi ve birer kötülük manifestosu olarak arşivlerdeki yerini alan iki yazısı üzerinden okumayı tercih ettim.

Bekir Coşkun 2007 yılı bahar aylarında gerçekleştirilen ve bugünlerde arkasında Ergenekon örgütünün olduğu iddia edilen mitinge katılan kişilere bakıp cuş–u huruşa gelerek “Göbeğini Kaşıyan Adam” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. O mitinglere katılanlarıAtatürk'ün kızları” ve “bu ülkenin aydınlık yüzlü erkekleri” olarak tanımlamış, bunun zıddı olarak “göbeğini kaşıyan adam” diye hayali bir tip yaratmıştı.

Coşkun’a göre mutlaka göbekli olan bu tip bir de o göbeğini kaşıyor, mitinge katılan kadınlara "Ne vınaklıyo bunlar len..." diye kızıyor, ayağını altına alıp oturuyor, televizyonda yalnızca eğlence programına bakıyor, gazeteyi sadece turşu kavanozunun altına sermek için kullanıyor, politikacılara “çalsın ama iş yapsın” diye bakıyor, bu arada olan bitene de bıyık altından gülüyordu. Sonra efendim, seçim sandığı ortaya konduğunda bu adam gidip Tayyip Erdoğan’a oy veriyor ve sonuçta o adamın dediği oluyordu. Bu yüzden Türkiye’deki rejim demokrasi değildi, olamazdı.

Aynı yılın Ağustos ayında Hürriyet yazarlarından Yılmaz Özdil de “Bidon Kafa” başlıklı yazısında Ankara’da sözüm ona o günlerde yaşanan susuzluğu konu alıyor, ama aslında o da aynı üslupla o kentte elinde bidonlarla çeşme başında su bekleyen yoksul halka küfür ediyordu.

“Yani darılmayın ama, hakikaten Allah cezanızı versin be kardeşim…..
Bak şimdi sen, çoluk çocuk kokarcaya döndün, Afrikalılar gibi fellik fellik yıkanacak dere arıyorsun...
Reina'da sular kesik mi sanıyorsun, a benim bidon kafalım?
Şimdi iyi dinle...
Yap elini yumruk.
Şeytan kulağına kurşun der gibi vur bakayım kafana iki defa...
Ne duydun?
"Donk donk" di mi?
Sen önce onu doldur.
Su kolay.”

Biliyorsunuz bu yazıların kaleme alındığı 2007 çok çalkantılı bir yıldı. Bir önceki yıl Cumhuriyet gazetesinin bombalanması, Danıştay baskınında bir hakimin öldürülmesiyle başlayan provokasyonlar, Hrant Dink cinayeti ve Malatya’da üç Hristiyan’ın katledilmesiyle zirveye çıkmış, aynı günlerde Cumhuriyet mitingleri tertiplenmiş, AKP’nin kendi adayını Cumhurbaşkanı seçtirmesini önlemek için 367 engeli çıkarılmış, o da yetmemiş Anayasa Mahkemesi’nin karar vereceği günlerde ordu muhtıra vermişti. Mahkemenin 367 şartı getirmesi üzerine de erken seçime gidilmiş, seçimde AKP yüzde 47 oyla yeniden iktidara gelip Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanını seçmişti.

Bugün ortaya saçılan bilgiler o günkü olayların perde arkasına ilişkin epey ipucu veriyor. O provokasyonların tam da bizlerin yıllardır dile getirmeye çalıştığımız gibi belli bir merkezden idare edildiğine dair bilgiler çıktı ortaya... Ergenekon iddianamesine göre, birbirinden kopukmuş gibi görünen o olayların önemli bir bölümü aslında ülkenin istikrarsızlaştırılıp kaosa sürüklenerek bir darbe ortamının oluşturulması için hazırlanan planın bir parçasıymış. O eylemlerin amacının Hükümeti darbeyle yıkmak ya da başka yollarla yıpratıp devirmek sonra da demokrasiyi rafa kaldırmak olduğu belirtiliyor.

Çünkü o tertipleri gerçekleştiren zihniyete göre demokrasi hep ülkeyi AKP gibi partilerin, Erdoğan gibi liderlerin yönetmesine yol açıyordu. Halk cahildi; durmadan “vatan haini” üretiyordu; bu halk demokrasiden falan anlamazdı, sadece sopayla yönetilebilirdi. Bu durumda suçlu demokrasi ve halktı.

Bu tez her fırsatta, her platformda dile getirilerek Hükümetin ve dolaylı olarak da demokrasinin aşağılanması, kitlelerin demokrasi fikrinden soğutulması hedeflendi. Bunda epey başarılı da oldular. Öyle bir zihin iklimi yaratıldı ki birçok insan farkında dahi olmadan gönüllü darbe taraftarı haline geldi.

İşte söz konusu iki yazı bu zihin ikliminin tam ortasına düşüp onu daha da hissedilebilir hale getirdi. Özellikle 22 Temmuzda AKP’nin yüzde 47’lik oy oranıyla seçimi kazanması bu çevrelerde “halk antipatisi”nin iyice kökleşmesini sağladı. Her fırsatta, her bahanede halkı aşağılamak moda bir tutum oldu. Bazı kalemşorlar öyle kitabına uydurarak falan da değil, bodoslamadan, en kaba, en yontulmamış dille, açık açık küfür etmeye, bunları da gazete köşe yazısı diye yayınlamaya başladılar. Vatandaş susuz mu kaldı, “bidon kafalı” diye vur; denize mayosuz mu girdi, “balık yemediği için zekâsı gelişmemiş, kötü kokan, kıllı adamlar” diye vur. AKP’ye mi oy verdi, “göbeğini kaşıyan, oyunu bir paket makarnaya, bir torba kömüre satan rüşvetçi” diye vur; “bir mankenin oyu bir çobanın oyuyla eşit olamaz” diye vur.

29 Mart seçimleri ise bu çevrelerde 22 Temmuz seçimlerinin tam tersi yorumlara yol açtı. Bu defa aynı çevrenin sözcüleri halkın AKP’ye ders verdiğinden, AKP’ye sarı kart gösterdiğinden falan bahsetmeye başladı! Şimdi Bekir Coşkun AKP’nin gidici olduğunu söylüyor, Yılmaz Özdil'den ise şimdilik ses yok. Sanki 2007 yılındaki “bidon kafalı, göbeğini kaşıyan” kara kamu buradan göç etti de yerlerine Türkiye’ye Kuzey ırkından uzun bacaklı, mavi gözlü, beyaz tenli, “aydınlık yüzlü” adamlar yerleşip seçimde onlar oy verdi!

Biliyoruz ki öyle bir şey olmadı. Oy veren yine aynı insanlardı; kimi “bidon” kafasını alıp gitti sandığa, kimi göbeğini kaşıya kaşıya, kimi sürüsünü çoban arkadaşına emanet ederek, kimi başörtüsünü düzelterek … Gitti ve o kendisini aşağılamaktan başka bir marifet edinememiş böyle bir çabası dahi olmamış, on beş yirmi satırlık sığ tespitleri alt alta sıralamayı hüner sanan köşeci takımından çok daha erdemli, çok daha bilinçli biçimde oyunu kullandı. (Onların nasıl iştahla ve olgunlukla oy kullandığını Taraf gazetesi yazarı Alper Görmüş’ün şu linkteki güzel yazısında okuyabilirsiniz http://www.taraf.com.tr/makale/4767.htm)

Bu halk her seçimde hem kendisi bir önceki seçimde kullandığı oydan ders çıkarıyor hem de gerektiğinde seçtiği adamlar yanlış yaparsa onlara dersini veriyor. Bakalım onu adam yerine koymaya tenezzül etmeyenler kendi yazdıklarından utanıp ders çıkarabilecekler mi? Bir de onları okuyup alkışlayanlar?

....

Karikatür: Salih Memecan

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3588
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster