Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '15

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
118
 

Bienal

CAHİDECE
 
14’ncü İSTANBUL BİENALİ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM
İlk kez bir bienali tüm kurgusu ile izleme fırsatı buldum.
Anadolu yakası, Büyükada ve Rumeli yakasındaki her bölümde gezindim.
Tema; salt water/tuzlu su.
 
Su ve tuz hayatın vazgeçilmezleri. Vücudumuzun ve dünyamızın en büyük yüzdesinde bulunan elementlerdir. Su hayattır, tuz, tattan öte koruyucudur.
Değişik sunumlarla verileni sizlere aktarmaya çalışacağım. Gönül ister ki herkes görsün herkes kendi özgün yorumunu yapsın. Örneklersek; Mısırlı bir sanatçı, kurumuş deniz simgesinde, balpeteği ve tuz ile bağlantı kurmuş. Firavunlar öte dünyada yeniden doğduklarında yanlarında bulunmasını istedikleri servetleri ve köleleri ile korunmak istemişler. Bir İngiliz sanatçı tuz, kalp, dolaşım sistemi ile bağlantı kurmuş, tuz çok olduğunda kalbin zarar gördüğünü simgelemiş. Tuzun ölçülü kullanılması dolaşımı nasıl rahatlatırsa öze dönüşü simgeleyen, metaforik şifreler kullanılmış. Her dilde öğrenci sınav kopyaları çokça sergilenmiş. Kopya evrenseldir demek ki. Enver paşanın çini koleksiyonu savaş yıllarında kasada saklanıyor sonra çiniler bulunamıyor. Bu kayıp  çinilerin simgesel figürleri boş karton kutularda simgeleniyor. Sahip olunamama gibi bir vurgu var.
 
“1915 olaylarında direnmiş ve hayatta kalmış son Ermeni köyü Vakıflı’da bulunan binlerce öldürülmüş köpek ve hayvan kemikleri, boynuzları.....” mealinde çerçeveli bir yazının TANITIM adı altında bu sanat etkinliğinde kullanılmasını yadırgadığımı söylemek isterim. Pavlov’un köpekleri ile bilimsel bir gerçek bilim dünyasında yer almıştır. Sanatta da köpekler kullanılarak bir mesaj veriliyor.
 
Bir başka örnek; özümüzün yabancı bağlılığı çeşitli argümanlarla vurgularınırken, bir kurguda Sofi Ankara bağlantılı bir film gösterisinde sadece bir büst bir kapı kaldı” repliği çok çarpıcı. Atamızın ödül almış , yabancı sayılan bir giysili fotoğrafı, “yabancı bir kadınla aşk esintisi, Bizansın Rumeli’de ikiyüz yıl Osmanlının beşyüz yıl kalmasına karşın biz Türkiye Türklerinin Rumeli’ deki Osmanlı şehirlerini ve eserlerini yeni keşfetmişcesine turistik gezilerimize almamız vurgusu.
 
“Ve dans edemeyen dansçı” iki Kanadalı sanatçının kukla gösterisi ki muhteşem bir sunum.
Tüm bu gösterimlerde kollektif bir kurgu, politik şifreler metaforik bir şekilde verilmiş.
Sanatla haklılık kazanmak, geçmişteki anılar, yaslar, sanat yoluyla geçmiş ve gelecek ile ilgili şifreler ile ilgili atılmış düğümler algıladım.
 
Verilmek istenenler hakkında, benim düşüncem o dur ki; Biz Tükler bin yıllık tarihimize karşın kendi topraklarımıza, değerlerimize, eserlere, bilim, felsefe ve sanata sahip olamamışız, olanı koruyamamışız,  biz bize yabancıyız (Ya da siz, size olabilir). Bu yabancılık yabancı figürlerle bağlantılı bulunmuş.
 
Söylenmek istenen; “Bu toprakların asıl sahibi kökeni batıdandır. Muhteşem Süleyman, hatta kurtarıcılarınız ve bienalin tüm sergilendiği yerler, yapılar gibi”. Yapıların yabancılar tarafından yapılmış olması, kısmen de korunamamış olarak vurgulanması açısından da bu mekanlar  seçilmişlerdir.
 
Eski Sümerbank, Osmanlı bankası gibi...
Hepsi de mimari harikalarıdır. Yadsınamaz.
Dolaşım metaforu ile dönüş batıya, batılıya ait olduğu yere olmalıdır. Bu metaforik simgelerin kullanılması beni böyle bir yoruma sevk etti. Benim kişisel yorumumdur. Sanatın gücü, sanatın değerini bir kez daha özümlerken kullanılan bu metaforun maalesef gerçekliği içimi çok acıttı.
 
Bugün ülke olarak içinde bulunduğumuz kaos, sanatın, sanatçının horlandığı bilimin, felsefenin yok sayıldığı, eski eserlerimizin tahrip edildiği gerçeğinde ve Ortadoğu halklarının bugünkü perişan durumu, batıya iltica için ölüme gidildiği acı ironisi gibi.
İçim çok acıyor. Tek yapıştırıcı olarak ve de yanlış olarak DİN kullanılmış, bu sulandırılmış ve yöremizdeki ülkeler her türlü istismara açık kalmıştır.
Sanattan, bilimden, felsefeden, rasyonel akıldan uzak kalan toplumlar tüm zenginliklerine, kaynaklarına rağmen ya içleri karıştırılarak, ya savaş ya politik yollarla yok edilirler. Ya da sanatla bir biçimde uyarılırlar.
 
Üç tarafı denizlerle (Tuzlu su) ile çevrili ülkemiz içinde başkaları bu çıkışları kullanmak için her türlü oyunu sahnelerken biz kendimizi, içimize, karanlığa sıkıştırıyoruz.
Geçmişimizi bilerek ama sanatla ve bilim ile bu mesajları iade edebiliriz.
Sanat ne kadar özgür bir alansa yorum yapmak da özgürlüktendir değil mi?
 
Sevgi ile kalın...
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 103
Kayıt tarihi
: 18.10.14
 
 

Gazi Eğitim Enstitüsü İngilizce bölümü ve Dil ve tarih Coğrafya Fakültesi Mezunuyum. MTA da Jeomo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster