Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Aralık '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
220
 

Bil ki; yol da sen yolcu da

Bil ki; yol da sen yolcu da
 

AH BE BEYHUDE GEÇEN ZAMAN SENMİ TEHİYDİN YOKSA YAZGININ MERAMINAMI DÜŞMEMİŞTİN


Ömür yolculuğumda öyle bir kitap okumalıydım ki ben, bu kitap beni sadece içine almakla kalmayıp, yakmalı kül eylemeliydi bu beni…
Sonra; küllerimi toprağa düşürmeli, toprak beni yeniden tohum eylemeli ve benden bir başka ben cana getirmeliydi.
Ben topraktan yeni baştan doğmalıydım yani. Yeni baştan ve sil baştan...
Yeniden doğmalıydım yani, yeniden. Sahi var mıydı böyle bir kitap?
Birçok kitapla küs ayrıldık; ne onlar anlatabildi kendini, ne de ben bitirebildim onları. Dedim ya; içimde "Arabul beni "diyen bir fısıltı gibiydi, uğruna aşkın narına düştüğüm sözler ve yaprak yaprak çevirmek istediğim sayfalar!
İyide bu sözler nerdeydi, hangi kaf dağının sayfalarındaydı ve bu arabul pusulası kimin kalemindeydi? Bilmiyordum ama elbet bir gün bana geleceklerdi ve ben sabrımın son demine kadar bekleyecektim, can fısıltısıyla ruhumu ve tenimi yakacak bu kavilleri... Ben ki 5 yaşında başlamışım iç fısıltılarımı duymaya ve bu  fısıltıları kendimden büyük ablalara yazdırmakla başlamışım işe. Sonra kendim yazmayı öğrenmekle ele almışım kalemimi. O gün bu gündür yazıyorum ve ben 5 yaşından beri beklemişim, beni kül edip, küllerimden yeni bir ben yaratacak kalemi... Uzun uzun yıllar beklemişim hem de! Nihayet!
Bir gün gönlümün kapısı tıklandı; "Kim o?" dedim.
"Ses" vermedi kapıdaki; ve o an "Ses" "Söz"e düşünce anladım; gelen gönlümün sultanı Mevlana’ydı. Mevlana tüm sözleri ve tüm aşkıyla yürek ülkeme gelmişti. Hoş zati yürek ülkemin gizli padişahıydı da, ne var ki o ülkemde dipsiz bir kuyuda Şems'inin peşine düşüvermişti…
Ondandı bu gizli arayış, ondandı bu kor yanış!
Okudum yürek ülkemin Mevlana’sını; buldum aradığım kitabı.
Ölmeden önce öldüm, yandım da küllerimle toprağa düştüm.
Toprak gizledi beni, sardı sarmaladı da, ben yeniden cana düştüm.
Uyandım kendimi buldum da, nicedir yollara düştüm...
Bu yollarda, her arayış biraz azalttı beni ve çokça çoğalttı; bir yandan attım nar tanelerimi, bir yandan bütüne parça aradım.
Öyle ya;
Ah be beyhude geçen zaman, sen mi tehiydin, yoksa yazgının meramına mı düşmemiştin daha?  Bilmem gayrı!
Zaten ruhani bir duruşum var benim, iyice mecnuni bir hala büründüm.
Ne etten kemiktim, ne kemikten et.
Ne candım, ne ten, ne vardım ne yok; bir balon köpüğüydüm ki, avuçlarımın arasında bir taraftan puf olup yok oluyorken, diğer yandan bir başka baloncuklar oluşturuveren...
Ne gözlerim gördüklerini yüreğime indiriyor, ne yüreğim duyduklarını gözlerimde resmediyordu.
Ne ben kendimdeydim, nede bir başkasında, bir ruhani gezgindim candan bezgin. Ruhum avare avare dolandı o sokaklarda...
Yollarda arardım, sokaklarda, kaldırım taşlarının sadece izinde değil, dilinde aradım, lisanında...
Ruhum bir garip firar da;
“Gel” dedim ruhuma; “Gel gayrı, gel de giyin şu bedenimi!
Gel ki tamım ol, parçada bırakma beni!”
“Gel” dedim; “Gel, gel benim nazlım edalım,
Gel ki tut elimi, gel ki yarımda bırakma beni.
Gel gel, benim kuhlarımın zümrüdü ankası, gel gayrı!”
Ben kime söylüyorum ki?
Ten bendeyse de, can çoktan gitmiş tenden, duymaz ki bu beni!
Kim bilir o hangi meyin sesinde saklı şimdi?
“Gel ey ruhum, gel ki semaya gidelim, gel ki sen can ol, ben canan!”
Zar zor ruhum geldi cana, bedenimi giyindi de, geldim döndüm ben bana.
Ey nazlı can;
O ki, bu aşk sana da düşmüş, o vakit sende nazlı canımsın...
O ki, deryada damla cana düşmüş, o vakit sende varımsın, tam narımsın...
O derya ki, bu topraklar da, ondandı ki damlası her taneye düşmüş...
Herkeste bir damla nuru can, feryadı “Sus”lara düşmüş...
O “Sus”lar ki her dilde, çığlığı ise alemi berzaha düşmüş...
Bu yollarda, her arayış biraz azalttı beni ve çokça çoğalttı;
Bir yandan attım nar tanelerimi, bir yandan bütüne parça aradım.
Öyle ya;
Sen sanır mısın ki dünya tektir, birdir; o halde dön de bir nara bak;
Dıştan birdir de, içten bindir...
Dünyada öyledir, dıştan bir görünse de, içindekilerle her biri, bir bindir.
Sen yeter ki damlada okyanusu gör; zerrede ki kapıyı arala ve gir içeri;
Gör ki her insan bir okyanus, bir dünyadır...
Dünyadır, dünyadır da;
Nasıl ki yediğin, narın kabuğu değil de, içindeki tanedir;
Dünyada öyledir, yenilen kabuğu değil de, içindeki tanedir.
O halde, sen tamı da gör, taneyi de
0 vakit ben haldelerin yollarına düştüm;
Nerde bir tane gördüysem tamı aradım...
Nerde bir tam gördüysem dönüp taneyi aradım...
Aradım da, ondandır ki seyyah olup yolara düştüm; sancıdım kanadım...
Yollara düştüm de, her bulduğumun içinde evvela kendimi aradım...
Ben beni uzaktan ararken kendi içimde buldum da narıma harmanlandım.
Ey yol, benim yolum kendi içimdeydi;
Ben aradığımı da kendimi de bende buldum, kendimde aradım...
Ey can; sende aradığını kendinde ara;
Bil ki, yolda senin içinde yolcuda, bil ki yolda sen, yolcuda...
Bil ki, sen de senin içinde, o hep uzaklarda aradığında...
Haftaya "Konya'dayım" yazımla buluşmak üzre hoşça kalın dostça kalın ama asla ve asla sevgisiz ve bensiz kalmayın...

Sevgilerimle Dilek EJDER

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 593
Kayıt tarihi
: 22.04.08
 
 

Araştırmacı yazar, şair, aforizmacı, ressam, besteci... Kardelenler diyarı Sarıkamış’ta doğdu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster