Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Nisan '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
256
 

Bildik bir yalan...

Bildik bir yalan...
 

Zor değil mi…

Bensiz yaşamaktan söz ediyorum.

Gittiğimden beri nefesini tutmuş bekliyorsun ya beni. Hani gittiğimden beri zamanla kavgalısın ya sanki o sana aldırış ediyormuş gibi…

Zor biliyorum…

Her akşam geri gidiyor ayakların, bir tabak daha olsun istiyorsun masada. Sonra, tüm günü anlatmak istiyorsun bana. Sanki çok konuşurmuşuz gibi bunları seninle, sanki uzun uzun dertleşirmişiz gibi. Sabah trafik yüzünden işe geç kalmışsın mesela, o çok istediğin projeyi karşı masanda oturan ukala kapmış, gerginmişsin. Eve gelirken yağmur bastırmış, trafik sabahkinden de beter. Anneni aramayı unutmuşsun kızmış gene, sonra yine anahtarını aramışsın kapıda dakikalarca. Biliyorum, en çok o zaman arıyorsun beni, kapı ardına kadar bana açılmayınca özlüyorsun en çok. En çok anahtara ihtiyaç duyduğun zamanlarda fark ediyorsun ardımda kalan boşluğu…

Yokluğumu ötelemek için yaptığın telaş kuleleri çare etmiyor ya bazen, hep bir nefes alma anını kolluyorum yakana yapışmak için.

Zor biliyorum…


Kulağının içinde çınlıyorum sık sık. Oysa sesimi hatırlamıyorsun aslında, kulağında yankılanan tuhaf bir şey… Kulağının içindeki bir fısıltıyım şimdi sadece ve seni ama en çok rahatsız ediyorum. Tam kulağının içindeyim oysa, duyuyorsun beni, ama sesimi çıkaramıyorsun kapandığım dehlizlerden, o kadar uzağım ki sana bağırsam da duyamıyorsun. Tam kulağının içindeyim oysa…


Gözünün önüne geliyorum. Neye benzediğimi hatırlamaya çalışıyorsun, unutmamak için yaptığın bir egzersiz sanki bu. Oysa unutuyorsun zamanla beni. Yine de saçlarımı hatırlıyorsun mesela; yağmurda ıslanmış toprak rengi. Aralardaki bakırdan haleleri görüyorsun, içinde aklımın karışıklığını sakladığım buklelerimi hatırlamak mutlu ediyor seni, dağınıklığımı seviyorsun en çok.


Biliyorum nasıl kaçtığını başka hayatlarından…


Bazen eline bir kalem alıyorsun, sonra öyle bir alt üst oluyor ki yüklemlerin, öyle bir yerle bir oluyor ki tüm cümleler, depremlerinden korkuyorsun, kalemi bırakıyorsun usulca…


Artık daha düzenli bir insan olmaya karar veriyorsun her pazar günü Oysa istesen de beceremeyeceğini biliyoruz ikimiz de. Düzenli olamazsın ki sen, bir türlü planlayamazsın günleri. En çok unutkanlığın üzüyor seni hala, bu yüzden her işi diğerine karıştırıyorsun.Ben olsaydım hatırlatırdım sana, biliyorsun…


Eğer ben olsaydım, hatırlatırdım sana kendini, kendimi hatırlatacağım gibi. Çünkü biliyorum beni de unuttuğunu çoğu zaman, kendi içinde, kendinle beraber.

Sonra, her sabah aynı güne uyandığını da biliyorum. İlk gördüğün yüzün aynadaki yansıman olduğu gerçeğini ve bundan duyduğun acıyı kendine bile fark ettirmemekteki ustalığını da.


Beni beklemediğini de biliyorum.Ya bir gün çıkıp gelirse diye düşünmediğini, bir gün çıkıp bana gelmeyi hiç düşünmediğin gibi. Ama çıkıp gelsem, beklemiş gibi yaparsın bunu da biliyorum, beni değil kendini kandırmak için. Sanki hep o anı beklemişsin gibi gelir sana, seversin böyle hissetmeyi…

Bir gün çıkıp gelsem, sen hep beklemişsin gibi olacak, gelen ben duran sen olduğundan. Zaferden sonra anlamlanan çırpınışlara benzeyecek beklemek senin için, bugünlerini hatırlayacaksın, nasıl hiçbir şey yapmadan acı çektiğine bakıp, seni çok bekledim diyeceksin sonra. Yalnızlığını beklemekle karıştıracaksın, her şey benim gelmem içinmiş gibi gelecek o an, halbuki bunun gerçek olmadığını bileceğiz ikimiz de. Hayatın içinde unutulmayacak tek bir sima bile olmadığını bilmiyormuşuz gibi yapacağız sadece. Başka insanları sevip, başkalarıyla sevişeceğiz belki ama yan yana geldiğimizde hiç kimse olmamış gibi davranacağız.Yalanlarımız bile güzel gelecek araya giren onca yalnızlıktan sonra.


Şimdi çıkıp gelsem, mutlu olacağız. Yalnızlıklarımıza basmadan yaşamaya çalışacağız sonra. Korkuyla bekleyeceğiz bir sonraki gidişimizi, sonunun olduğunu hep bileceğiz. İnadına söz vereceğiz birbirimize, kendimizi inandırıp tekrar sarılacağız o cümleye; seni ne çok bekledim diyeceksin sen ve aslında beklemediğini bilerek inanmak isteyeceğim ben.Öyle de yapacağım bir sonraki sona kadar.

O bir sonraki sondan sonra çok zor geçecek ilk günler. Akşamları hep senin yoluna doğru süreceğim arabayı, aşktan ya da sarhoşluktan değil, alışkanlıktan şaşacak hep aklım.Çünkü ben tekrar alışmış olacağım sana bir sonraki sona kadar.

Senin yalnızlığın büyürken benim sensizliğim büyüyecek. Gözüme değen her düşün içinden geçip gideceksin.Yalnız olduğunu bileceğim hep.Yerime kimseyi koyamazken, çıkıp gelmeye olan umarsızlığına şaşacağım.Sonra anlayacağım, benim sensizliğim büyürken, senin yalnızlığın büyüyen…

Zor gelecek yaşamak, eksiklerinde kaybolacak yapmaya çalıştıkların. Boşluklarda sallanacak amaçların.Kızgınlıkların anlatılmayı beklerken içinde sönüp gidecek.Ama sen çıkıp gelmeyeceksin.Masadaki boşluğa bakıp neyin eksik olduğunu anlamaya çalışırken bulacaksın belki beni.Belki kapıda durup anahtarı aradığında, belki karşı masandaki o ukalanın yine işini kaptığını anlatacak hiç kimsen olmadığında ya da anneni aramayı unuttuğunda.Aklına geleceğim o an; küçük bir kız çocuğu, gülmeyi seven en çok.Sonra geçecek, beni beklemeyeceksin.

Gelmeyeceğini bildiğimden mi, seni hep bekledim yalanına yeniden aşık olmak istediğimden bilemeyeceğim ama aklım karışacak yokluğunun tenimdeki yolculuğu uzadıkça. Unutulmaya olan korkum karşına çıkmak için sakladığım cesareti özenle büyütecek.

Ben yine bir yola çıkacağım, tıpkı şu anda yaptığım gibi.

Halbuki anahtarın hala aynı mı bilmeyeceğim.

Şimdi burada, üzerinden bu kadar zaman geçtikten sonra, yine aklımın şaşırdığı o yola yürütüyorum ayaklarımı.

Korkuyorum, zamanın tozu dolduruyor içimi kendi nefesimde boğuluyorum.’’Neden?’’ lerime türlü bahaneler uyduruyorum, gerçeğin içinden kaçıp bir hayale atlıyorum. Kendini kandırmak, aslında en büyük dürüstlüktür bazen, korkuları aksiyle ispat eder; kendimi kandırıyorum. Bu yolun beni nereye götürdüğünü biliyorum, ardındaki acıyı da. Geldiğim yol, önümdekinden daha aydınlık olsaydı belki ben de dayanabilirdim orada kalmaya.Şimdi sana gelmek için gölgemden kaçıyorum.


Yanıltmıyor beni o küçük kıza olan sadakatin; kapıyı açıyorum.

Kokusunu alıyorum tüm yaşananların, onlara kokularıyla dokunuyorum

İçimdeki telaş, rüzgardaki toz gibi.

Huzur; önüme serilmiş bir deniz,

Geçmiş, silinmiş birkaç sayfa

Ayrılık sonuna geldiğimiz sıkıcı bir oyun.


Sonra arabasından iniyor biri, kapıyı hızla kapatarak.

Bahçe kapısı açılıyor gıcırdayarak,

Bir ıslık, günü güzel geçmiş…

Anahtarını arıyor bir el çantanın içinde.


Kapıya uzanıyor bir kol,

Ve kapı açılıyor adama, ardına kadar.


Bir çanta; düşüyor yere

Bir baş; dünyayla yarışırcasına hızlı dönüyor,

Bir erkek; sımsıkı sarılıyor kadına

Bir kadın; başını yaslıyor adamın göğsüne.


Hayat duruyor, ayrılık siliniyor bir kaç saniye içinde.

Külleri savruluyor havada tüm kötü anıların.


Adamın sesi kulağına değiyor kadının usulca.

Fısıldıyor adam kadının kulağına usulca;

‘’Seni ne çok bekledim…’’

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şiirsel bir öykü, çok güzel yazmışsınız zevkle okudum. Teşekkürler. Yoksa kadınlar bu kadar duygusallaşabilmek için mi dönüyor o dönmek istemedikleri yere, keşfedebileceği fırtınasız koyuklar varken?

ukant 
 09.05.2012 17:08
Cevap :
bizler keşiflerden pek haz etmiyoruz galiba, geçmişe bağlı kalmak en çekilmez olanı; ama daha güvenli geliyor.Çok teşekkür ederim yorumunuz için.  11.05.2012 16:15
 

Çok çok çok beğendim. Ellerinize sağlık. SEVGİLER

FULYA TNR 
 09.05.2012 16:52
Cevap :
çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için.  11.05.2012 16:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 6
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1313
Kayıt tarihi
: 18.01.08
 
 

 Gelecekte olacağı kişinin çizgilerini henüz çizememiş olmakla beraber kendi olmaktan vazgeçmemey..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster