Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Kasım '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
357
 

Bile isteye lades

Bile isteye lades
 

“Uzun süreli ilişkiler evlilikle sonlanmaz” demişti yıllar önce tanıdığım birisi. Ona da annesi söylemiş, demiş ki: “Bir ilişki iki yıldan fazla süredir devam ediyor ve hala evlilik kararı verilemiyorsa hayır gelmez ondan.” Anne bu noktada sevgili evladının dört yıllık ilişkisine kinaye de bulunuyormuş ki bu öngörüsü üç vakte kadar verilen ayrılık kararıyla gerçekleşmişti.

Ben o zamanlar pek gençtim doğrusu, henüz reşit bile değildim. Yıllar önce duyduğum ve kulak ardı ettiğim bu cümlenin yedi yıl aradan sonra bacaklarıma dolanıp beni tökezleteceğini kim tahmin edebilirdi? Hiç tanımadığım, görmediğim, bilmediğim bir annenin sözünün benim hayatım üzerinde bir geçerliliği olabileceği aklıma gelecek en son ihtimaldi şüphesiz. Şimdi bunca zaman sonra o günleri yad ederken şöyle diyorum içimden (bazen de dışımdan yüksek sesle): “Uzun süreli ilişkiler evlilikle bitmiyor, evet!”

Günler, aylar, mevsimler, pek tabi bu durumda yıllar geçerken, alışılagelmiş düzeninizde, hep rayında olan hayatınızda usul usul ilerlerken, aklınıza gelmiyor hiç: Her yolculuğun sonunda bir durak olması gerek! Tamam, haydi vazgeçtiniz duraktan, “Nereye kadar böyle?” diyen annenizi, babanızı, arkadaşlarınızı vs. susturdunuz diyelim. Kendi içsel sesinizi nasıl bastıracaksınız? Zira o şöyle bağırıyor olacak yüksek ihtimal: “Benim de gideceğim rotayı bilmeye hakkım var!”

Bu serzenişi duyduktan sonra artık farkındalık evresine girmiş oldunuz. İkinci safhada kendini sorgulama, ne istediğini anlama aşaması sizi bekliyor olacak. Tabi bu durumda karşıdakinin beklentileri önemli ki bu sizi bir yol ayrımına götürecek: “Var mısın, yok musun?” diyecek birileri size. “Varım” derseniz amennah; teklif, beklediğiniz kıvamda, gökten düşen üç elma tadında olacak. “Yokum” mu diyorsunuz? Eh o zaman geriye kendi kutunuzun meşakatli yolu kalıyor: Onca emek verip üst üste dizdiğiniz taşların altından elinizi çekeceksiniz ve ardınızda kalan enkaz birilerini incitenecek. Biraz sağır olmanız gerekebilir bu durumda. Unutmayın ki hiçbir yıkım, sessiz sedasız sona ermez. Gürültü çıkarır, toz kaldırır, bazen şarapnelden beter parçalar savurur etrafa. Ah evet, canınız yanacak, birinin canını yakacaksınız ki bu kendi çektiğiniz acıdan daha beter bir yük olacak omuzlarınızda. O enkaza bakıp bakıp ağlayacaksınız, üzüntüden kahrolacaksınız, bir başkasını da kahrettiğinizi bilerek bir miktar da söveceksiniz belki kendinize, ona, hayata, aşka…

Haklıydı o anne. Artık nereden çıkarmıştı bu hayat dersini: Duyduklarından, gördüklerinden, cebindeki anılarından? Bilinmez… Peki bu isimsiz annenin nasihati kulağınıza küpeyken yeniden gelseniz şu hayata? Yine aynı kişiyi seçer; yine aynı yola girer; yine sevilir, sever; bile bile de lades olurdunuz değil mi? Bile bile lades olur mu insan? Oyun arkadaşını seviyorsa, neden olmasın ki?..

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1111
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

Doğma büyüme Ankaralı, tiyatro, sinema, spor, olmadan yaşayamayan, tasarıma meraklı, fanatik bir Fen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster