Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '13

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Bile isteye polis devleti haline getiriliyoruz; hadi bir soralım bakalım: niye?

Saatlerdir elim yazmaya gidiyor, yüreğim geri çekiyor; düşününce anladım ki beynim engel oluyor!

En anlaşılır örneği nasıl versem; mesela, üç yıl önce miydi, emniyet teşkilatına ağır silahların alınması ve bu silahların ithal edilme koşulları konusunda değişikliğe gidilmişti; ağır silahlar artık Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bilgi dahi verilmeden iç işleri ve sanayi bakanlığıydı, sanırım, bilgisinde, satın alınıp emniyet teşkilatına teslim edilecekti.

Kaç yazı yazdım bu durumun sağlıklı olmadığı konusunda; ağır silahlar alınacak ülkeye, neler olduğunu dahi TSK bilmeyecek ve polislere teslim edilecek!

Niye Türk Silahlı Kuvvetleri bilmeyecek ve neden polislere ağır silahlar verilecek diye çok sormuştum!...

Sormam merakımdan değildi, elbet, birileri de düşünsün babındaydı, “retorik soru” denilen cinsten. (Retorik soru; yazanın ve okurun cevabını bildiği sorudur, bazı farklı okur kitlesini de düşündürür),  pat diye “Polis Devleti” oluyoruz demek yerine…

Hissettiğim ve düşündüğüm aynen buydu: Polis Devleti olma yolunda atılan adımlar!

Gel zaman git zaman Ergenekon ve Balyoz sonuçları isyan ettirse de hayal kırıklığına uğratmadı; türbanın kamuya girişi gibi…

TSK’nın sınırları daraltıldı, polislerin yetkileri çoğaltıldı; şimdilik son adım: İstediğin yerde istediğini yap! Böyle değil tabi ki yazım şekli ama okunması aynen böyle!

Halk gücüne karşı polis gücü, yersen!

Ordu dediğin zaten artık savaşacak; misal: Hükümet, yenilenen duruma göre, bir tezkere verecek “Türk Ordusu bilmem nereye girecek!”, hayda… Yürü Bismillah!

Niye, neden gibi soru sorma lüksü yok!

Halkın karşısında ise polis, sığınmaya bile korkacaksın sonunda!

Üç kişi bir araya gelsen parkta, canı istedi mi alır götürür; potansiyel suçluydular amirim!

“Tecavüz ettim” desen “bluzunun önü açıktı” falan dedin mi daha kolay yırtarsın!

Ama ağaç falan tehlikeli; eğitim kelimesi keza…

Neyse…

İşte elimin yazmaya gidip de yüreğimin geri çekmesi bu yüzden:  Görüyorsun, biliyorsun ve yazıyorsun. Sonuç: Sıfır!

Sıfır ya, sıfır! Bu memleketin insanısın, vergini ödersin, vatanını seversin, doğru insan olmayı hedef seçmişsindir ama cürmün sıfırdır!

******

Bile isteye polis devleti haline getiriliyoruz; hadi bir soralım bakalım: niye?

(İstekli/isteksiz yanıtlarınızı küfür ve aşağılayıcı ifade olmadığı sürece yayınlayacağım).

******

Demem o ki; yazan kişi olarak bir şeylere parmak basıyorsun, o parmak yanlış yere de basabilir ama zaman zaten gösteriyor…

Kendince bir misyon ediniyorsun, öyle olmasa zaten ne diye bunca emek?

Profesyonel olmamamın en büyük eksiği bu misyon bölümü belki; belki de doğrusu budur, profesyonel olmadığım için bilemiyorum!

Başlangıçta dedim ya elim yazmaya gidiyor, yazamıyorum, işte profesyonellik orada; yazıyorlar takır-takır, hayran oluyorum!

Oysa, umutsuzluğa kapılıyorum bazen, küsüyorum; “Hakkın yok” diye cebelleşiyorum kendimle…

En çok da aynı şeyleri yazmak utandırıyor beni!

Anılarımla olan tekrarlar fazla utandırmaz, en fazla: Farkında olmadan yeniden yazmışım, özür!” derim, onlar da gülümser geçer!

Sosyal ve siyasi alanda yazılan yazılar, maalesef, birbirinin tekrarı oluyorlar!

Ne kadar yazarsam yazayım hep yeniden yazılacak bir konu: Kadın/kız katliamı!...

Ne kadar yazarsam yazayım; değişmiyor: vatandaşın bireysel haklarının devlet eli ile kendilerinden alınması!

Bir kadın devlet onay vermezse kürtaj olamıyor, sezaryen alternatifi ile doğuramıyor ve maalesef tüm bu kanunlara karşı gelenler arasında “Türbanlı hanımlar” var olmuyor!

(Biz karşı çıkmasak acaba onlar karşı çıkma gereksinimi duyarlar mı diye de merak etmiyor değilim)

Yaz, yaz; aynı şeyler!

Okuyan kesim belli; öyle bir saflaşmış ki insanlar, istenilen de zaten buydu, farklı düşünceye tahammül etme! Bilmem ne kanalını aç, bilmem ne gazetesini oku… Bilmem ne partisine oy ver…

Yapmaktan sıkılmayan, utanmayan, birileri varken yazmaktan utanmak ben gibi profesyonellikten uzak olanların derdi demek istemiştim, umarım derdimi anlatabildim!

Beynimin devreye girdiği an şöyle: Ne yazarsan yaz, sazı elinde tutanlar istediğini çalacaklar!

Yok nota yanlıştı, yok detone olunmuştu, efendime söyleyeyim, güfte yanlış okunmuştu… Ne dersen de kadın, bildiği gibi okuyor okuyan!

Affedersiniz, bilmem nereni de yırtsan!

 

http//twitter.com/Gulgunkaraoglu

gulgun_2006@hotmail.com

SAHAFÇA bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu Demokrasinin sıkılığından; dahada sıkılıyor; daha da sıkılacak...Sım sıkı bir Demokrasi olacak... bizim millet de hintliler gibi gülüp duruyor... birbirlerine Dolmuş'ta gibi.. Git öteye deyip duruyorlar... Oysa bu memlekette gidilecek yer kalmadı. Herkes birbirini itip kakıyor da, bunun neden olduğunu bilmiyor. Sıkıştık yahu... sık Demokrasiden ötürü... Daha da sıkı bir Demokrasinin tanımı nedir biliyor musunuz: Faşizm! İşte o kadar. Saygılar Hocam.

Erdal Ceyhan 
 22.10.2013 15:55
 

Ne yazık ki öyle!!! Yüreğimin tercümanı idi yazı Kaleminiz,elleriniz dert görmesin Sevgiyle Gülgün hanım

SAHAFÇA 
 22.10.2013 13:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1307
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster