Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
321
 

Bilesiniz ki, kafaya taktıklarım bunlardan ibaret değildir

Bilesiniz ki, kafaya taktıklarım bunlardan ibaret değildir
 

Kadın askerler


Cesur, gözü kara bir insan değilim.

Hatta oldukça çekingen, biraz da asosyalım.

Şaşıracaksınız ama buna rağmen asabileşebiliyorum.

Açıkça yalan söyleyenleri, gerçeği tersyüz edenleri, desteksiz atanları, hep kendine yontanları, haklı çıkmak için olayları çarpıtanları gördüğümde çıldırıyorum. Eğitim almış insanların, nasıl bu kadar fikri sabit olabildiklerine şaşırıyorum. Bu duruma bir türlü akıl erdiremiyorum.

Bugün buraya kafama taktığım bir kaç hususu kaydediyorum. İsteyen okuyabilir.

a- Ülkemizde PKK, KCK gibi güya demokratik hak isteyen illegal örgütler var. Bu güne kadar bunlara "hayır!" diyen devlet yumuşadı, yanına legal bir kuruluş olan eski DTP'yi de alarak, "buyrun gelin ve haklarınızı alın" diye kucak açtı. Vay, sen misin kucak açan!

Bir de baktık ki, sokaklar savaş alanına döndü. Arabalar yakıldı, dükkanlarda cam çerçeve kalmadı, insanlar öldü. Milyonlarca liralık maddi zarara ve can kaybına yol açan bu kalkışmanın sebebi neymiş biliyor musunuz? Abdullah Bey'in odasının 20 santimetrekare daraltılması!

Demek ki bunlara göre, Abdullah Bey'in 20 santimlik sıkıntısı, tüm kürt vatandaşlarımızın demokratik hukukundan daha önemlidir. Bu durum bize, kendini aşamamış, güdümlü bir zihniyetle "açılım" yapılamayacağını göstermiştir.

b- Yakın zaman önce, Tokat Reşadiye'de yedi askerimizin hayatını kaybettiği bir saldırı oldu. Üç gün süren bir sessizliğin ardından nihayet bir açıklama geldi. PKK'nın Tunceli kolu olduğu söylenen bir grup eylemi üstlendi. Bunu, merkeze danışmadan, kendi insiyatifiyle gerçekleştirdiğini kabul etti.

Yedi askerimizin hayatını kaybettiği bu saldırı, sokak teröristlerininkiyle ortak bir nedene dayanıyordu. Yani, Öcalan'ın yirmi santim küçülen odasına! Yirmi santimetrakare için 7 can! Şimdi, "Bunların hepsi hayvan! Allah, kökünüzün belânızı versin!" desek yanlış mı?

c- Bu haberin verildiği akşam Genelkurmay'dan bir açıklama geldi. Yetkili bir subay, Teröristlerin Reşadiye katliamını nasıl gerçekleştirdiklerini detaylı bir biçimde anlattı.

Her şey olup bittikten 7 asker şahadet şerbetini içtikten sonra, böyle bir bir açıklamaya neden ihtiyaç duyuldu, bilmiyorum. Aynı şekilde, saldırı sonrası telsiz konuşmaları bütünüyle yayınlanırken, neden saldırı öncesine dair tek kelime verilemedi, onu da bilmiyorum.

Herşeye rağmen buradan, istendiğinde teröristlerin telsiz konuşmalarının takip edilebileceğini anlıyoruz. Fakat, tüm haberleşmelerin dinlenip dinlenmediğini, değerlendirilip değerlendirilmediğini anlayamıyoruz. Eğer, terörislere ait her konuşmanın kaydedildiğine dair bir açıklama yapılsaldı eminim bu, kamuoyu için çok daha tatmin edici olurdu.

Bir şey daha! Saldırganlar her nedense, eylem sonrası konuşmalarını, türkçe/ kürtçe karışık yapmışlar. Belki, iletişimin bir kısımında kürtçe kullanmadıkları takdirde, dinleyenleri ikna edemeyeceklerini düşünmüşlerdir. Belki de, araya kürtçeyi de sokarak, (saldırıyı PKK'nın yaptığı konusunda) izleyicinin kafasında en ufak bir şüphe kalmasın istemişlerdir.

d- Sayın Genelkurmay Başkanı bugünkü konuşmasında, TSK'nın asimetrik bir saldırıyla karşı karşıya olduğunu söylüyor. Haklı olabilir. Eğer böyle bir şey varsa, (ki, vardır) acaba bunların tamamı sebepsiz eleştiriler midir?

Hadi, ortalıkta dolaşan darbe plânlarını, fişleme iddialarını, iktidarı bitirme belgelerini bir tarafa bırakalım. Sadece somut olgulara odaklanarak bir değerlendirme yapalım. Bakalım ne çıkacak?

1- Genelkurmay Başkanı, Beykoz'da bulunan silâhların orduya ait olmadığını söylemişti. Fakat MKE, "biz bunları TSK'ya sattık" şeklinde, bir açıklama yapmıştı. Buna da kimse itiraz etmemişti. Başbuğ'un aynı basın toplantısında eline alıp, "boş bir boru" olarak nitelediği roketatarların, sözkonusu arazide doluları da bulunmuştu. Muhtemelen, bu konularda kendisine yanlış bilgi verilmişti.

Eğer gerçekten olanlardan rahatsızlık duyuluyorsa şu yapılmalıdır. Genelkurmay Başkanı öncelikle, kamuoyuna yanlış ve yanıltıcı bilgiler vermesine sebep olan kendi elemanlarını sorgulamalıdır. Zira bu, şahsının ve kurumunun itibarı için birincil önem taşımaktadır.

2- Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu, internette andıç ve gri propaganda siteleri kurduklarını bir basın açıklamasında itiraf etmiştir. Yani insanları yönlendirmeye çalıştıklarını doğrulamıştır. Burada da askerlerin, topluma istikamet vermek gibi bir görevi olup olmadığı araştırılmalıdır.

3- Bu ülkenin insanları, kameraların (yani yetmiş milyonun) önünde, subaylarını selâmlayıp ta cumhurbaşkanını selâmlamadan geçen Genelkurmay Başkanı da görmüştür. Başörtülüleri nizamiye kapısından içeriye sokmayan, onların bulunduğu mekana girmeyen, girdiyse terkeden subaylara tanıklık ta etmiştir.

Doğrusu, ordu millet birlikteliği açısından bu ters orantılı ve tepkisel ilişki masaya yatırılıp iyice irdelenmelidir. Acaba, "Bu toplumun silahlı kuvvetleri, oğullarını askere aldığı başörtülü anaları neden nizamiye kapısından çevirmektedir/ çevirmiştir. Kendi başkomutanına ve korumakla mükellef olduğu vatandaşına niçin şaşı bakmaktadır, " sorularına ikna edici cevaplar bulunmalıdır.

4- Ayrıca, Genelkurmay' ca yayınlanan ve iktidarlara gözdağı veren muhtıraların sebebi de açıklanmalıdır. Bütün bunlar çözümlendikten sonra, eğer halâ asker hedefe konuluyorsa işte o zaman, "Vatandaş! Bizden ne istiyorsun? diye sorulmalıdır.

Göz önünde dolaşan bir dizi yanlışı eleştirenler, "neden orduya karşı asimetrik bir savaş ilân etmiş" olsunlar ki? Herkes her gün hükümeti, yargıyı ve diğer kurumları eleştirip duruyor. Sıra askere gelince bunun adı neden, "asimetrik savaş" oluyor?

Artık bundan böyle kimse, kendisi/kurumu için imtiyaz ve dokunulmazlık beklememelidir. Hatalarının eleştirilmesinden de gocunmamalıdır. Bilinmelidir ki, hiç uyarılmayan insanlar ve kurumlar zamanla doğruyla yanlışı tefrik edemez hale gelirler.

Resim: http://www.salgit.com/resimler/3549351.jpg

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok faydalandım. teşekkür ederim. saygılar sevgiler.

Sibel Gürsoy'un Kaleminden 
 20.12.2009 17:09
Cevap :
Nezaketinizden dolayı asıl ben teşekkür eder, selâmlarımı sunarım.  20.12.2009 22:20
 

Subay adayımız, erkenden aile ocağından alınarak, 8-10 yıl, bir nakış gibi işlenmekte; bedenen ve ruhen asker olmakta, asker gibi görmekte, düşünmekte ve yaşamaktadır. Asker gözüyle görmek nedir? Bir bankada görevli müfettiş, yüksek maaşla kredi satışı bölümüne geçer. İlk yıl kredi satamaz. Çünkü tüm müşterilere bir müfettiş gözüyle, potansiyel hırsız olarak bakmıştır. Ancak ikinci yıl, karşısındakilerin hırsız değil, müşteri olduklarını kavrar. Bir asker, bu manada kendisinin dışındaki herkesi potansiyel “Hain” olarak görmektedir. Siyasetçiler de bundan nasiplerini bol bol almaktadırlar! Ancak; Asker yeni yapılanmasında, kendisini ülke savunmayla ilgili bir meslek sahibi olarak görmeli; siyaset ve ekonomi konularına karışmamalıdır. Fakat mevcut öğrenim yapısı bu anlayışta değildir. Büyük çoğunluğunun vatanseverliğinden hiç bir kuşkumuz yoktur. Ve onlar gözbebeklerimizdir. G.K Başkanımız da meseleye müfettiş gözüyle bakmaktadır ve bu manada kendisine göre haklıdır. Sağlıcakla kalınız

Canmehmet 
 18.12.2009 14:28
Cevap :
Çok Değerli Canmehmet: İfade ettiklerinizin tümü doğrudur. İnsan ne aldıysa onu yansıtır. Başka bir deyişle nasıl bakması öğretilmişse öyle bakar. Ne var ki, bir çok insan bu kalıbı kırmış hayatın, kendilerine gösterildiği gibi olmadığını anlamıştır. Sonradan Budha olan Prens Sidharta bunun en uç örneklerindendir. Tabi ki, herkesin buda gibi olması beklenemez. Bunu geçelim. Meselâ, bana göre, Hasan Cemal veya Oral Çalışlar gibi kabuğunu kırıp kendi dışındaki dünyayı gören yüzbinlerce insan vardır. Bütün mesele, hapsedildiğin fildişi kuledeki pencerenin perdesini aralayıp dışarıya bakabilmektir. Fakat kaprislerinizden, komplekslerinizden, her şeyden ve herkesten üstün olduğunuz hissinizden arınmadan da bunu yapamazsınız. Çünkü "ben" in hakim olduğu bir anlayışta akla yer yoktur. Bu düşüncem ne tarafta olursa olsun, kendini dünyaya kapatan herkes için geçerlidir. Özellikle Cübbeli Hoca için. Zira kendini sosyal hayata kapatmış bir hoca isabetli fetvalar veremez. Selamlarımı sunarım.  18.12.2009 18:35
 

Değerli Hüseyin Bey, karşınızdaki insanın gözü ile meselelere bakmadığınız sürece onu anlamanız, onunla ortak bir zemine gelmeniz mümkün olmamaktadır. Bir insanı hayata hazırlamanın doğru ve verimli yolu, onun meselelerle (birazda acımasızca) yüz yüze getirmektir. Allah, belki de bu nedenle sevdiklerini sıkıntılarla imtihan ederek, yaşama hazırlamaktadır. Burada büyük bir hikmet olmalıdır. (Tok ne bilir, acın halinden!) Yakından tanıdığım dört çocuklu bir aile vardır. Anne-Baba, ilkokul birinci sınıftan itibaren çocuklarının hiçbir giysi-malzeme ve seçimlerine karışmamış, sadece erken yaşlarda görüşlerini, (etkili olmadan) söyleyerek kenara çekilmişler; İleriki yaşlarda da, aldıkları karara destek olmuşlardır. Özetle çocukları, yağmurda ıslanmış, güneşte kurumuş ve aldıkları kararların sonuçlarına katlanmış; bunu bildikleri ve inandıkları için de, alacakları her yeni kararda kılı kırk yarmışlardır. Şimdi konu; Bizde subaylar nasıl yetiştirilmekte ve hayata hazırlanmaktadır? Adayımız,

Canmehmet 
 18.12.2009 11:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 680
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster