Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ocak '08

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1410
 

Bilgi, ilim ve irfan

Bilgi, ilim ve irfan
 

Allah, kainat ve içindeki dünya denilen bu alemi akıl, bilgi ve irade üzere yaratıp var ettiğinden olacak ki, yarattığı tüm varlıklarla birlikte iç içe yaşayacak olan insanı bu alemde yaşatırken öğrendikleri ile deneyip sınamak. Deneyip sınarken de zaman içinde erginleştirip olgunlaştırarak tekamüle ermesini sağlamak için onu dünya denilen bu gelip geçici alemdeki mekanda yaratıp var etmiştir.

Demek ki; Allah, yaratır. Yarattıklarını yaşatır. Yaşattıklarına bilmediklerini öğretir. Öğrenenlerin zaman ve mekan içinde farkındalık duygularını oluşturup geliştirir. Oluşup gelişen farkındalık duygularına bağlı olarak da her bir varlığı kendi tekamül evresi içinde erginleştirip olgunlaştırarak kendine döndürür.


İnsan, yabancısı olduğu bir mekanda doğru dürüst yaşayabilmesi için bilmediklerini öğrenmesi gerekir. Çünkü bilgi ve ilim sahibi olunmadan, insanın farkındalık duygusu oluşmaz. Oluşmayan duygularla da bu dünya hayatı doğru dürüst yaşanmaz. Yaşanmayınca da mutlu olunmaz.

Demek ki, bilgi ve ilim insan içindir. Çünkü bilgi, insanın insan olabilmesi için farkındalık duygusunu oluşturur, geliştirir, artırır. Yaşadığımız hayatı anlamlaştırarak kolaylaştırır. İnsanın daha doğru bir hayat yaşamasını sağlar.

Güneşin meyveleri erginleştirilip olgunlaştırmasında olduğu gibi bilgide insanı erginleştirip olgunlaştırır. Huzur bulup sağlık içinde mutlu yaşamasını sağlar.

Onun için dünyanın güneşsiz, insanın da bilgisiz olması düşünülemez

O halde bilgi; Varlık hakkında bilinmeyenlerin (Bu dünyaya ait fiziksel varlıkların, dar çerçevede) bilinmesi. Şeklinde tanımlayıp tarif edebiliriz.

Onun için bilgi, fiziksel varlıkların sadece dış yapıları ile ilgilenir. Bu yüzden de içeriği, genelden ziyade yüzeyseldir. Yani içselden ziyade dışsaldır.

Halbuki, İlim ; Varlıklar hakkında marifete dayalı geniş bilgi sahibi olma halidir. Onun için genel anlamda da bilinmeyenlerin bilinmesidir.

Dolayısıyla İlim; tüm varlıkların hem dış, hem de iç özelliklerini araştırıp inceler. Onun için daha geniş ve daha kapsamlı bilgi sahibi olmamızı sağlar. Bu yüzden fizik ötesi gaibe ait varlıklar hakkında da akıl marifetine dayalı bilgileri de içerip kapsadığından ilim, bilgiden daha teferruatlı, daha geniş, daha kapsamlı anlam ve içerikleri de içinde barındırıp taşır. Yani varlıkların bilinebilecek içsel ve dışsal tüm bilgilerini kapsar.

Bir insanın gerçek anlam ve manada insan olabilmesi için her şeyden önce her gecen gün farkındalık duygusunu geliştirip artırması gerekir. İnsanın bilip öğrenmesi, ilim irfan sahibi olması bu duygunun geliştirilip arttırılmasına bağlıdır. Onun için insanın bilip öğrenmesi, ilim irfan sahibi olması, işte bu yüzden hava alıp, su içip, yemek yemesi kadar önemlidir.

Bundan dolayı da Allah kullarına okuyup yazmalarını emretmiştir.

Çünkü insan hayatını kolaylaştıran, büyüyüp gelişmesini, sağlık içinde mutlu yaşarken olgunlaşıp kemal bulmasını sağlayacak olan bilgi, ilim ve irfandır.

İrfan; Akıl, bilgi ışığında güçlendirilmiş ruhun uyanıklığı, inceliği, farkındalığıdır. İnsana yol gösterici benliktir.

O halde insan boğazdan gıda yoluyla bedenini, akıldan bilgi yoluyla ruhunu besleyip doyurur. Doymayan ne beden, ne de ruh huzur bulup, mutlu olur. Sağlıklı yaşar.

İnsanın huzur bulup, mutluluk içinde sağlıklı yaşayabilmesi için Allah, insan ruhuna bağlı benlikte oluşabilecek tüm duyguları esirgemeyip insan benliğine kendi uzamı olarak vermiştir. Ancak verilen bu tüm duygulara ait uzamların geliştirilip olgunlaştırılmasını da insan aklına bırakmıştır. Onun için de insana akıl verip okumasını emretmiştir. Çünkü Ruh aklı, akıl da bilgi yoluyla ruhu besler.

Beslenen ruh benliği, benlikte içimizdeki duyguları oluşturulan uzam yoluyla uyarıp harekete geçirir. Uyanıp harekete geçen duygularımız farkındalığımızı oluşturur. Oluşup gelişen farkındalık duygularımız zaman içinde benliğimize ait ihtiyaçlarımızı belirler. Duygularımızın benliğimize ait belirlediği ihtiyaçları karşılayıp gideren benlik, dünyada huzur bulur. Huzur bulan benlik (genelde) sağlıklı olur. Mutlu yaşar.

Demek ki, insanın bu dünyada huzur bulup sağlık içinde mutlu yaşayabilmesi aklını kullanmasına, okuyup aklını geliştirip, büyütüp, olgunlaştırmasına bağlıdır. Onun için insan olan her şeyden önce okumalı. Bilgi edinip, ilim ve irfan sahibi olup yaşamalı ki, insan olsun...

Çünkü bilgi insanın merak edip farkındalığını, farkındalık insanın erişimini artırır. Erişim insanın daha fazla bilgi edinip, bilgi sahibi olmasını, ilme, irfana ulaşmasını sağlar. İlim irfana ulaşmış olan bir kişi her halükarda haddini bilir. Haddini bilen de elbette kendini tanır. Kendini tanıyıp haddini bilen, (için artık bilimde bilinmezlik kalmaz. O, artık) Tanrı’ya ulaşır.

Çünkü akıl, bilgi, ilim ve irfan insan içindir. İnsan için olan her şey Allah’ın bir uzam, bir sıfatıdır. Onun için İnsan Allah’ın aynasıdır. Yeryüzündeki yansımasıdır. Onun için akıl, bilgi ve ilim bize sadece yaşadığımız bu dünya hayatı için verilmiştir. Onun için gereklidir. Çünkü bizler için gerekli olan bilginin bilinmezlik başlangıcını doğumumuz, sonunu ölümümüz oluşturur. Yani başlangıçtaki başa geri dönüşümüzle (ölümümüzle) de son bulur.

Başka bir deyişle insanlar yaşadıkları hayatı kolaylaştırmak, gelişip olgunlaşmak, sonunda da Allah’a ulaşmak için bilgi öğrenip ilim irfan sahibi olurlar.

Çünkü her şeyin başı sonu Allah’tır. Bunu bilen insan olur. İnsan olan Hak yanında hak olanı kazanır. Kazandığı hakla da Hak’a uzanır.

./...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bir yazı. İnanın çok hoşuma gitti. İnsan olmanın en önemli göstergesi madde olarak, insana şeklen benzemek değil; Manevi değerlere sahip olmak, onları bilmek, öğrenmek, yaşamına geçirebilmeyi başarmak olmalıdır. Fakat işler burada çatallaşıyor gibi geliyor bana. Bahsettiğiniz gibi bir yaşamı seçmek için, O toplumun sağlam bir kültürel yapısı, bireylerini bu şekilde yönelmelerini sağlayacak, çok küçük yaşlardan, 2 - 3 yaşlarından itibaren gereken eğitim sisteminin var olması anlamına gelir. Günümüzde ise yazınızda bahsettiğiniz Ruhsal değerlerle ilgili bilgilere Çağdaş, Bilimsel, bilgi olarak algılanmıyor. Bu şekilde uygulandığı için de bireyler sadece biyolojik olarak gelişmiş, fakat manevi değerler; "Kişiye göre" bir konuma gelmiştir. Tabii böyle olunca da ortak payda değerleri, inançsal değerler işlevini yitiriyor. Günümüzdeki, sıkıntının bu olduğunu düşünüyorum. Yeni yılınızı candan kutlar, sağlık sıhhat afiyetler dilerim. Selam ve saygılar.

akar 
 02.01.2008 12:42
Cevap :
Sayın Akar, yeni yılınızı kutlar, sağlık, mutluluk ve baaşrılar dilerim. Yazmı okuyup beğendiğinize çok teşekkür ederim. Biliyorsunuz, marifet iltifata tabidir. Aralığın son haftasında "SÖZÜN ÖZÜ" adlı kitap çıkardığım için meşguldum. Birde üzerinize afiyet biraz rahatsızlandım. Onun için bu ara pek fazla yazı yazamadım. Beni anlayacağınızı umarım. Sevgi ve saygılarımla. Cahit KARAÇ  03.01.2008 20:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 910
Kayıt tarihi
: 14.09.07
 
 

1953 Elbistan doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Ankara'da tamamladım. Kamuda çalışıyorum. Çok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster