Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '07

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
1197
 

Bilgi çağı

Bilgi çağı
 

Dünyadaki organizasyonların bir kısmı öğrenen organizasyon olmanın yollarını ararken, büyük bir kısmı ise öğrenememe konusundaki ısrarlarını sürdürmektedirler. Pek çoğu uzun geçmişlerine rağmen bir türlü geçmişten ders çıkaramamıştır ve 50 yıl önce karşılaşılan problemler bugün de yaşanmaya devam etmektedir. Yeni tekniklerin gerekliliğini bilseler de sonuçları değiştirecek öğrenme yeteneğine sahip değillerdir. Öğrenme yetersizliklerinin ve engellerinin ortaya çıkarılması ve öğrenmenin temel şartını oluşturan bilgi transferinin alt yapısının kurulması gerekmektedir.

Bilgi kavramı latince “Informatio” kökünden gelmekte olup, bilgi verme eylemi, biçimlendirme ve bilgi-haber eylemi olarak tanımlanır. Bilgi toplumuna ulaşma yolunda karşımıza çıkan bireysel faktörlerden bir kısmı bilinçli bir şekilde bilgi toplumuna ulaşma sürecini engeller ya da yavaşlatırken; büyük bir kısmı ise bilinçsizce yapılan ve bilgi toplumu felsefesine uymayacak tutum ve davranışları ifade etmektedir. (Bayraktaroğlu, Serkan, Bilgi Toplumu ve Düşmanları. Bilgi Dergisi. Sayı: 5, ss.35-41, 2002.)

İnsanlık tarihinin 1650'lerde başlayan ikinci dönemi, sosyal gelişmenin birinci evresi olarak adlandırılan "tarım toplumu" yapısından sonra ulaşılan "sanayi toplumu"dur. Bu dönemin özelliği emek-yoğun üretimin yerine ağırlıklı olarak makine gücünün kullanılması idi. Üçüncü gelişme devresi olarak ortaya çıkan ve "sanayi-ötesi toplum" yahut "bilgi toplumu" şeklinde adlandırılan dönemin temel özelliği ise, beyin gücünün işlevlerinden bir kısmının elektronik makinelerce yapılmasıdır.

Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş hızı, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş hızından çok daha yüksek olmaktadır. Bunun sebebi, toplumun yenilikler konusunda daha bilinçli olması ve olanaklarının daha geniş olmasıdır. Bilgi toplumunda, sanayi toplumunda ön planda olan maddi ürünlerin yerini bilgi almıştır.

Entelektüel sermaye olarak ifade edilen bu bilginin temel özellikleri; ‘geleceğe yönelik ve işlenmiş olması, sürekli üretilebilmesi, iletişim ağları ile taşınabilir ve paylaşılabilir olması ile emek, sermaye ve toprağı ikame edebilmesi’ şeklinde özetlenebilir (Erkan, Hüsnü, Bilgi Toplumu ve Ekonomik Gelişme. 4. baskı. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 1998. sy 62-69).

Bilgi toplumuna geçiş sürecinin yaşandığı günümüzde, organizasyonların bilgiyi en değerli faktör olarak benimsemeleri gerektiği ve bilginin elde edilmesi kadar bilgi yönetim ve paylaşımının da önemli olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Yeni toplumda bilgi stratejik bir kaynak haline gelmiştir (Bozkurt, Veysel, Enformasyon Toplumu ve Türkiye. Sistem Yayıncılık, İstanbul, 2000.).

Bu yeni bilgi toplumunun özellikleri şunlardır (Bayraktaroğlu, Serkan, Bilgi Toplumu ve Düşmanları. Bilgi Dergisi. Sayı: 5, ss.35-41, 2002.):

• Bilgi toplumunun ilk dönemlerinde nitelikli iş gücü ön plana çıkacaktır, ancak insan emeğinin bilişim teknolojisi ile artan oranda ikamesinin daralması sonucu üretilmiş bilgi, iş gücünün yerini alacaktır.

• Sanayi toplumunda yeni üretim teknolojisi, hammadde ihtiyacını ve yeni pazar arayışını da beraberinde getirmişti. Bilgi toplumunda ise küreselleşmenin de etkisiyle; Pazar olanakları, müşteri yapısı, kültürel, sosyal, teknolojik vb. farklılıklar, gelecekte karşılaşılacak en büyük sorunlar olacaktır.

• Sanayi toplumunda, fabrikaların çektiği büyük nüfus yığılmalarıyla büyük şehirler oluşmuştur. Böylece sağlıksız yapılaşma, çevre kirliliği, eğitim, sağlık vb. sorunlarla karşı karşıya kalınmıştır. Bilgi toplumunda, şehirler farklı bir kimliğe bürünerek yeni bilişim teknolojilerinin üretim merkezi haline gelecektir.

• Bilgi toplumu ile maddi üretim ve sermaye toplumunun yerini bilgi üretimi alacaktır. Büyüme ve kalkınmayı fiziki sermaye yatırımı değil, yenilikler yolu ile üretilen beşeri bilgi sağlayacaktır.

• Sanayi toplumunda işletmeler sosyo-ekonomik sürecin en önemli öznesi iken, bilgi toplumunda gönüllü topluluklar sosyo-ekonomik sürecin öznesi durumuna gelmektedir.

• Sanayi toplumunda özel mülkiyet, rekabet ve kar maksimizasyonu ön plana çıkarken, bilgi toplumunda ise müşterek katılım ve sosyal yarar belirleyici olmaktadır.

Bilgi Toplumu ve Türkiye

Bilgi toplumu ile ilgili literatüre bakıldığında, genel olarak, daha çok gelişmiş ülkelere uygun bir portre çizildiği görülmektedir. Buna karşılık gelişmekte olan ülkelerde sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş sürecinin tartışılmasının ne kadar yerinde bir tutum olduğu tartışılabilir. Burada özellikle bölgeler arası gelişme farklılıklarının bir ülkede eş zamanlı olarak farklı toplum aşamalarını olası kıldığını hatırlatmalıyız. Bilgiye ulaşma ve paylaşma ve bu süreçlerin sistematik hale getirilmesi gelişmekte olan ülkelerde daha yavaş olacaktır. Küresel düzeyde de dünyanın bazı bölgelerinde bilgi toplumundan söz edilebilirken, bazı ülkelerde sanayi toplumu ya da geleneksel tarım toplumunun hakimiyeti mümkün olabilecektir.

Bugüne kadar Türkiye’de ağırlıklı olarak, ithal edilen teknoloji kullanılmış ve bir çok alanda teknoloji üretimi arka planda kalmıştır. Yenilik ve yaratıcılık gibi konularda yoğunlaşma yerine, ithal edilen ya da ulaşılan teknolojik birikimlerin kullanılması ya da taklit edilmesi daha yaygın bir uygulamadır.

Teknolojik gelişmenin ilk aşaması sayılabilecek montaj ve taklit etme aşamasının ilerisine geçebilmek ise her şeyden önce bir alt yapı hazırlanmasına, özellikle de yetişmiş insan gücüne ihtiyaç duyulmaktadır.

Bu arada, bireysel düzeyde düşünüldüğünde bilgi toplumu anlayışına uygun bireylerin yetiştirilmesi için gerekli ortamın hazırlanması ve bireylerin gelişiminin ve öğrenme süreçlerinin önündeki engellerden kurtulması için gerekli tedbirlerin alınması hayati önem taşımaktadır. Ancak öğrenme etkinliğinde, uygun ortam oluşturulması kadar bireylerin de öğrenmeyi bilinçli bir şekilde istemeleri gerekmektedir.

Bilimin ve bilgi toplumu kavramlarının yerleşmesinde gerekli olan en temel faktör kültürel değişim süreci ve değer sistemi ya da kısaca ortamın hazırlanması çok önemlidir.

Gelişmiş ülkeler, sanayi devrimi ile başlayan teknolojik birikim sürecinde kazandıkları stratejik üstünlüklerini devam ettirmektedirler. Burada, özellikle -bilim ve teknolojinin yanı sıra moral değerlerin bilgi toplumuna ulaşmada gerekli ortamı hazırlama misyonu akıldan çıkarılmamalıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlginç ve yerinde bir tanımlama. Dünyada bu tanımlamayı doğuracak gelişmeler yaşanırken sanırım biz "tarih tekerrürden ibarettir" tanımlamasına sıkı sıkı sarılıp yerimizde saymayı tercih ediyoruz. Yoksa bu kadar genç cumhuriyetimizde, Anayasamız ile korunmuş olmasına ve "devrim"lerimize rağmen, türban tartışılabilir miydi?

derinmavi.. 
 27.02.2008 21:28
Cevap :
laiklik diye bize cematçiliği dayatmasalardı başörtüsü yasaklanmasa idi. yani laiklik hakem olarak kurumsallaşmış olsaydı, böyle bir sorun olmayacaktı.. bu çağda bu kadar çeşitlilikteki genç bir toplumu tek tip hızaya getirmek mümkün değil yapılabilcek tek şey çoğulcu demokratik bir düzen elbette laik.. böylesi bir çağda karanlıktan korkmak olsa olsa bşak niyetleri kamufle etmek için bence..  27.02.2008 22:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 443
Toplam yorum
: 1131
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1224
Kayıt tarihi
: 13.09.07
 
 

MB zengin kültürel bir eksen; düşüncelerimizin buluştuğu, tartıştığımız, birbirimizi etkilediğimi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster