Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '06

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
1879
 

Bilgi edinme ve algılama yeteneği

Bilgi edinme ve algılama yeteneği
 

Belleğimize gelen verileri iki şekilde algılarız. 1. Görsel veriler, 2. sözel veriler denir. Her iki halde de veriler algılanırken, otomatik olarak belleğimiz uyarılarak bilgiyi kabule hazırlanır. Gelen verileri sürekli kayıt eden belleğimiz, algıladığı bilgileri ihtiyaçlarımıza göre bir düzen içinde hafızamıza aktarır. Böylece gündelik ihtiyaç duyduğumuz bilgiler hafızada taze ve canlı kalır. İhtiyaç fazlası veriler hafızaya kayıt edilerek, bellek deposuna aktarılır. Bizim istemeden yada farkında olmadığımız o kadar çok veri akışı vardır ki, eğer hafızamız verileri filitre etmeden depolamış olsa idi, bir gün veya birkaç saat içinde bellek gereksiz bilgilerle dolar, günlük yaşantımız çekilmez olurdu.

* * * *

Görsel veri olarak gözümüze yansıyan, fakat bizim algılayamadığımız pek çok veri, X ışınları, toz bulutları, gazlar, enrji akımı, ısı yoğunluğu, radyo dalgaları, frekans titreşimleri v.s gibi bir çok veriyi görme yeteneğimiz olmadığı için, hiç bir işleme tabi olamadan geri çevirilir. Bu kadar önemli bir vazifeyi gözlerimizde istem dışı oluşan saniyelik göz kırpıntılarımızın organize ettiğini biliyormuyduk. Gözümüzü kırpmadan bir kaç dakika duramayacağımız gibi, birkaç dakika sürekli bir noktaya bakmamızda mümkün olamaz. Dikkatimizi bir noktaya odakladıgımız da görüntü kirlenir ve netlik gider.

* * * *

Bu arada görme bozukluğu olan kişilerin durumları sorulabilir. Görme engellilerin sözel bilgi edinme yetenekleri daha gelişkindir. Onlar nesneyi, şekil, ağırlık, hacim, renk v.s açısından kendi alğılama yeteneklerine göre tasavvur ederler. Karanlık bir ortamda her insan nesneleri dokunarak algılayabilir. Dokunarak algıladığımız verilerde yanılma payımız çok düşüktür. Yeri gelmişken bu konuyla ilgili bir hikayeyi anlatmak isterim. Körler okulundan bir öğretmen, öğrencilerine hayvanlar hakkında ders verirken fili anlatmış ve hiç bir ögrenci fili algılayamamış. Duruma üzülen öğretmen, ögrenciler arasından birkaç ögrenciyi seçerek, hayvanat bahçesine götürmüş. Öğrencilerden biri filin hortumuna, biri kulağına, diğerileri filin bacaklarına dokunup, dönüp gelmişler. Filin kulağına dokunan cocuk, fili yumuşak ve büyük bir halıya benzeterek anlatmış arkadaşlarına. Hortumuna dokunan çocuk çok geniş ve büyük bir su borusu olarak tarif etmiş. Baçaklarına temas eden çocuklar ise onu sert pazulu, beton direkler üzerinde duran dev bir canavar olarak tarif etmişler. Parçalar birleştirilince, bütünü oluşturan gerçek bilgi ortaya çıkmadı ama, filin bilenen hayvanlardan farklı olduğu alğılanmış oldu. Nasıl ki bizim atom ve elemenetleri deneye tabi tutan fizikçinin, atom hakkında bildiği gerçek ve doğru bilgiyi bilemediğimiz gibi. Bu durumda biz, fizikçinin bildiği bilgileri bilmediğimiz için, körmü oluruyoruz, tabi ki hayır, sadece formüle edilmiş informel bilgi sahibi olmuş oluyoruz.

* * * *

Sözel verilere gelince, kısaca duygumlarımız diye biliriz. Bizim beş duyu diye tarif ettiğimiz iştimek, hissetmek, koku ve tat almak gibi duyarlı olduğumuz duyu organlarımız aracılığı ile alğıladığımız bilgilerdir bunlar. Bize anlatılan veya işittiğimiz bazı verileri gözlerimizle görüp onaylama şansına da sahibiz. İşitme organımız dışında, ise diğer duyu organlarımızla da bilgi ediniriz. Bunların haricinde metafizik denen yada meditasyon alanına giren özel eğitim ve calışmayla edinğimiz batıni bilgiler vardır ki, bu bilgilere ruhun ve bedenin sabırlı bir eğitimiyle ulaşılır. Her insan gerekli sabrı gösteremediği için, bu verilere ulaşması kolay olmaz.

* * * *

Sözel veriler de görsel veriler gibi filitre edilip hafızaya transfer edilir. İhtiyaçlar için gerekli olan bilgiler, belleğimiz de canlı tutularak fazlası hafızada depolanır. Kulaklarımıza gelen o kadar çok sesli veriler işitiriz ki, bunların hepsi belleğimiz de canlı olarak tutulmuş olsa idi hafızamız sadece ses harmonisiyle dolar başka bilgiye yerkalmazdı. Bilgilerin hafızaya kayıt edilme işlemi esnasında önceden kaydı bulunan verilerin herhangi bir şekilde bellegimize uyarısı geldigi zaman yeni bir bilgi gibi işlem görmez. Uyarı sistemi zihni tarayarak önceden kaydı bulunan veriyi bulur ve zihni yormadan daha çabuk ve daha pratik yoldan işlem yapmış olur. Düşünün ki köyden kente taşınan ve hayatında hiç siren sesi duymayan birisi, şehirde bulunan fabrikanın siren sesiyle karşılaşınca, belki korkar, belki enteresan bulur, belkide hoşuna gider bilinmez. Ama yapacağı ilk iş, bu ses hakında bilgi edinmek olur. Bir süre sonra işittiği siren sesine bağışıklık kazanır ve sesi umursamaz olur. Başka bir örnek vrecek olursak, deniz de gemi trafiğinin yoğun olduğu sahilde evi bulunan bir kişi, gemi sirenine alışkın olduğu halde, istem dışı da olsa geminin ne tür bir gemi ve hangi ülkenin gemisi olduğu gibi merakından kaynaklanan dürtüyle geçen gemilere bakmak ister. Bu iki örnekte de siren sesinin önceden kayıt edilmiş bilgi olmasına ragmen, gemiden gelen ses hareket halinde olduğu için merak söz konusudur. Fabrika durağan ve sabittir. Yani gemi sireninden gelen verilerin önceden hareketli kaydı olduğu için, bellek uyarılır ve yeni bilgi gibi işleme tabi tutulur. Belleğimize gelen tüm veriler otomatik olarak kontrol edilir ve sınırlandırılır.

* * * *

Koku ve tat alma konusunda da durum farkılı değildir. Odamıza konan bir lavanta çiçeği kokusuna zamanla bağışıklık kazanarak, bir süre sonra çiçeğin ve kokunun farkında bile olmayız, taki yeni bir koku uyarısı gelinceye kadar. Çünkü koku sözel sabitlik ifade eder, tıpkı fabrika örneğinde olduğu gibi.

* * * *

Tat alma da ise fiziksel hareket zorunluğu vardır. Tadına baktığımız şeyi ağızımıza aldığımız andan itibaren hareketlilik sözkonusudur. Hareket olduğu için, belleğimiz her defasında, istem dışı da olsa yeni bilgi gibi uyarılır, bilincimiz sıradanlaşır. Agzımızın ve dilimizin yani tat alma organımızın her hareketi belleğimizin yeni veri gibi sürekli uyarılmasını sağlar. Sıradan bilinç biçimini analitik, ardışık ve duyu organlarımızın özellikleriyle sınırlandırılmış bir şekil olarak tanımlayabiliriz.

* * * *

Rafine edilerek bellegimize aktarılan tüm veriler normal biligi olarak kabul görürler. Normal bilincimizin birincil amacı, biyolojik yaşamı sürdürmek olan mükemmel bir biçimde gelişmiş seçici, kişisel inşamızı geliştirmektir. Aslında fizyolojik varlığın sürdürülmesi için, aktif var olma biçiminin özü ayıklama ve sınırlamadır. Eğer bir gün içinde bize ulaşan bilgi ve enerjinin her kuantumunun farkında olsaydık, büyük olasılıkla o gün içinde ölmüş olurduk. Dolayısıyla otomatik olarak algılarımızı sınırlarız. Bireysel biyolojik var oluşa göre bu işlemler iyi bir biçimde otomatikleşmiştir, ancak bilincin daha ileri bağlantılarına ulaşmak istenirse otomatikleşmeden çıkarılması gerekmektedir. Sıradan bilincin otomasyonu yaşamı sürdürmek adına, yaşantının zenginliklerini kaybettiğimiz bir değiş-tokuştur aslında. Çevrenin sürekliliklerini kimi zaman algı dışında bırakır, gizli yada yavaş değişen olguyu görmezden gelebiliriz. Eğer kişinin bilinci otomatikleşmenin dışına çekilirse, her zaman var olan ve görmezden geldiği faktörlere dikkat edebilir ancak. Pisikolojide kabul edildiği gibi, bilinç bireyseldir, bilinç kozmiktir, dil yoluyla dolaylı olarak inanırız, sezgi yoluyla doğrudan algılarız gibi olgularla günlük yaşantımızı sürdürürüz. Kısaca özetlemek gerekirse: Sinir sitemimizin yapısı mevcut uyaranlar arasından sınırlı bir seçme yapmamıza izin verir. Gözlerimiz, kulaklarımız, beynimiz hepsi seçer ve bu sınırlandırılmış girdiden kalıcı, kişisel bir bilinç inşa eder.

* * * *

Gündelik yaşantılarımız şimdi-merkezlidir, “her şeyin kalıplaşmış bir bütün” içinde var olduğu söylenen bir biçim. Tıpkı “Zaman içinde An-ı“ yaşadığımızın farkında olamayışımız gibi. Modern bilim öncelikle gündüz ile tanımlanan sözel ve mantıksal biçim üzerinde yoğunlaşmıştır. Batıni geleneklerse, gizli, alıcı, bütüncül ve gece ile tanımlanan büyük ölçüde mantıklı düşünceyle ulaşılamayan biçim üzerinde uzmanlaşmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 2947
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji bölümü  terk. Hollanda'da ikamet etmekte. Hollanda'da ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster