Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ağustos '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1198
 

Bilgi kirliliği

Bilgi kirliliği
 

BİLGİ KİRLİLİĞİ


“Bilgi nedir?” sorusuna, “Bilgi bir bilgidir!” demek ne kadar anlamlı geliyor size? Oysa bilgi konusunda verilebilecek bütün yanıtlar sonuçta bir bilgi olduğu için, her yanıt aynı kapıya çıkacak. Bilgi yine bir bilgiyle açıklanmış olacak. Bu nedenle felsefe tarihindeki bütün bilgi tanımları, temelde böyle bir çelişkiye sahip. Bilginin ne olduğunu görmek için bilginin ötesine geçmek gerek; ancak bilginin ötesinde de “Bilgi nedir?” gibi bir soru olmayacak! 

Bilgi nesneden özneye akan bir “veri”dir genel olarak. Her veri (data) bir bilgidir bir başka deyişle. Ama bu tanımlama da bizi tatmin etmez. Çünkü eksik kalan tanımlamalar var. Nesne nedir? Özne nedir? Ve bu ikisi arasında akan verinin kendisi (bilgi) madde midir, enerji midir? Soyut mudur? Somut mudur? Nedir? 

Bilgi çağında yaşıyoruz ve bilginin ne olduğunu bilmiyoruz! Bu daha bir çok alanda da böyle. Örneğin günlük yaşamımızın üzerine kurulu olduğu elektriği düşünün. Elektrik nedir? Boşuna araştırmaya kalkışmayın çünkü henüz bilinmiyor. Dahası da var, “madde nedir?” bu da bilinmiyor. Maddenin temel yapı taşları olarak bilinen üç parçacık var. Uquark, dquark ve elektronlar. Evrendeki bütün maddelerin bu üç temel parçacıklardan oluştuğu söyleniyor. Ancak maddeyi oluşturan bu temel parçacıkların birer parçacık mı yoksa bir dalga mı veya her iki özelliği de gösteren garip varlıklar mı, bilinmiyor. Bilinmeyecek mi? Kuşkusuz bilinecek günün birinde. Bilim bunun için var. Bu nedenle önemli. Ancak asla bilinmeyecek olan şey nedir sorusunun yanıtı oldukça basit: Bilgi! Bilgi bilinemez. Bu bir temel çelişkidir. 

Peki, felsefe ve bilimsel tartışmaları bir tarafa bırakıp, günlük yaşamımızda “Bilgi nedir?” sorusu üzerinde duralım. Mevcut duruma baktığımızda, “bilgili olmak”, okullarda test akrobasisine dönüşmüş durumda, iş yerlerinde de, orta düzeydekilerde “başüstüne efendim” diyebilme, büyük işletmelerde dolandırıcılık kapasitesine dönüşmüş durumdadır. Hadi ben abartıyorum, tümden yanlış diyeniniz var mı? 

Peki günlük yaşamımızda bilgi nedir? Başınıza bir felaket geldiğinde oturup ağlamaktan başka yapabileceğinizi düşündüğünüz ne tür bilgilere sahipsiniz? Normal bir günlük yaşam akışında, mutlu ve doyumlu olmanızı sağlayacak bilgileriniz var mı? Kullanıyor musunuz? Bunlardan size öğrenim yaşamınız boyunca, ilk, orta ve yüksek öğrenimde hiç söz edildi mi? 

Günümüzde tam anlamıyla bir küresel bilgi kirliliği var. Hem de insan yaşamını mahvedecek düzeyde. İşte bu bilgi kirliliği yüzünden biz ne çocuklarımızı ne de kendimizi doğru dürüst kabullenip sevemiyoruz bile. SBS, ÖSS, ÖYS, KPSS…gibi sınavlardan aldığımız puanlar kadar bilgili kabul ediliyoruz. Bilmeyeni de kim sever, kim saygı gösterip kabul eder?
Bu bilgi kirliliğin ana kaynağı bütün dünyada (batılı anlamda) eğitim kurumlarıdır. Çünkü bütün bu eğitim kurumlarında, bilgi, bireysel bir deneyim olarak değer görmez. Ancak ifade edilebilen bilgiye değer biçilir ve bu nedenle eğer bir kişi bir şeyi ifade edemiyorsa, o şeyi bilmiyor kabul edilir ve sınıfta bırakılır. Aslında bu eğitim kurumları, bilgiyi “ifade edilebilenle” sınırladığı için, burada yanlış olan bir şey yok. Ama yanlış olan, bilginin bu şekilde sınırlandırılmasıdır. Örneğin hiçbir okul, bu öğrenci bu okula, dört yıl, beş yıl ya da on yıl devam etmiştir, bu süre içinde AA derecesinde aktif olduğu gözlemlenmiştir, aşk deneyimini yaşamış, yaşamdan zevk alma ve mutlu olma konularında hissedilir gelişmeler göstermiştir, insani ilişkilerde şefkat ve anlayış konusunda yüksek duyarlılığa sahiptir…. diyerek diploma vermez. Neden? Neden böyle bir diploma sosyal yönden değersiz kabul edilir? Çünkü böyle bir insan, fabrikalarda aranan nitelikler bakımından bir makine parçası olma özelliklerine sahip değildir. 

Ne yazık ki insanoğlu henüz toplumsal yönden, bireyle kıyaslandığında daha cahildir ve daha az zekidir. Bu nedenle böyle bir diplomayı sosyal düzeyde değerlendirebilecek bir bilinç düzeyine henüz erişmemiştir. Tabii ki bu esas olarak batı (sanayi) toplumları için geçerlidir daha çok. Ancak bu toplumların da bilinçlerinde beşeri kıvılcımlar çakmaya başlamıştır. Hippiler( kelebek çocuklar) bu kıvılcımın ilk örnekleri olarak gösterilebilir. Ayrıca günümüzde Stefano Elio D’Anna’nın öncülüğünde kurulan ve İtalya’da sekiz kampüsle birlikte, Londra, New York ve Paris’te de faaliyet gösteren “European School of Economics”(Yayılmış Üniversite), bu yerleşik eğitim sisteminin bir alternatifi olma yönünde bir gelişme olarak görülebilir. Bu okul, insanın fabrikalardaki işlevinin bir makine parçası, bir bilgisayar programı olmadığının idrakine varmış görünmekle birlikte, bu gelişmelerin henüz bir bebek adımları olduğunu da kabul etmek gerek. 

Kendini ve yaşamı bilmeyle ilgili bilgilerin değer kazandığı eğitim sistemlerine doğru bir sosyal evrimleşme dileğiyle.., gününüz gönlünüzce geçsin! 

İzzetbalci@ziprotek.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 611
Kayıt tarihi
: 06.06.11
 
 

Zihinsel Programlama Teknikleri(NLP, Hipnoz, Meditasyon..vs.) alanında, uzun yıllardır araştırma ve ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster