Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '10

     
    Kategori
    Felsefe
    Okunma Sayısı
    1214
     

    Bilgi üzerine...

    Bilgi üzerine...
     

    F.Nietzsche


    Bilgi, nesne ile özne arasındaki ilişkidir. Bu ilişki duyu organlarımız ile gerçekleşir çünkü duyu organlarımız olmadan nesneleri fark edebilmemizin imkanı yoktur. Yani, öznenin bilgiyi edinme aşamasında nesneyi fark etmesi lazımdır.Herhangi bir nesneyi farkettiğimizde duyu organlarımız onu sinirlerimiz aracılığıyla beyine iletir. Beynimiz fark edileni hemen kaydetmez.Beyin, fark edileni daha önce elde edilen bilgilerle karşılaştırır ve yorumlar. Kişinin deneyimlerinin ve bakış açısının etkilediği yorumlama ve karşılaştırma aşamasından sonra bilgi tasnif edilerek beyinde gerekli yere depolanır.

    John Locke bilinci döşenmemiş bir odaya benzetir.Oda boştur ama sonra izlenimlerimiz girer devreye.Etrafımızdaki dünyayı görürüz , koku ve tat alırız , dokunuruz ve duyarız.Böylece temel duyumlar oluşur.Daha sonra bilgi edinme aşamasında da bu temel duyumlardan yararlanırız.

    Nesne ile ilişki kurmamızı sağlayan duyu organlarımız, nesnel bir araç olmadığına göre bilgi kişiden kişiye göre farklı şekillerde yorumlanacaktır. Çünkü, yorumlanma aşamasında elde edinilen deneyimlerden ve deneyimler ile oluşturulan bakış açılarından yararlanılacaktır. Her insan farklı deneyimler elde ettiğine göre insanların bakış açıları da farklı olacaktır. Yani bilgi, her insanda aynı etkiyi uyandırmayacaktır. O zaman genel bir bilgiden bahsetmek anlamsız olacaktır. F.Nietzsche'nin dediği gibi“Bu dahil bütün genellemeler yanlıştır.”

    Platon, değişen birşey hakkında hiçbir zaman kesin ve emin bir bilgiye sahip olamayacağımızı düşünmüştür.Duyular dünyasına ait -tutup dokunabildiğimiz- şeyler hakkında ancak bir takım görüşlerimiz olabilirdi.Platon nesnel bilginin akıl ile elde edilebileceğini savunmuştur.Tutup dokunabildiğimiz şeyler her insanın duyumsama yetisine kalmış iken, evrensel yasalara sahip akıl, yetilerini duyumsal özelliklerden almamıştır.Yani “soğuk hava” izafi birşey dir fakat “2+2” değildir.

    Nesnel bilgiler oluşturulurken, insanların duyu organları ile gözlemlediği olgu belirli bir evrensel sisteme dayandırılmalıdır. Örneğin ; “Bu masa dünya üzerinde her yerde karedir.” tezi için evrensel bir sistem olan “kare” teriminden yararlanılır. Bunun yerine “Bu masa dünya üzerinde her yerde benim gördüğüm gibidir.” denilir ise bu nesnellik taşımayacaktır. Çünkü, söz konusu kişinin masayı olduğundan daha farklı görme ihtimali göz önüne alınırsa, onun masayı nasıl gördüğü bilinmelidir. Ve bilinmesi için söz konusu kişinin masayı nasıl gördüğünü betimlemesi gerekir. Masayı betimlerken başvuracağı yöntem duyu organları olacağı için bu tez nesnellikten uzaklaşacaktır .Çünkü, söz konusu kişi masayı gördüğü şekli ile betimleyemeyebilir. Bu söz konusu kişinin betimleme yetisine kalmış birşeydir. Nesnel bilgi, kabul edilmiş evrensel sistemlere dayandırılır. Kişilerin yetilerine değil.

    Nesnel bilgi, gerçeğin kendisi olmak zorunda değildir. Tüm insanlık kabul edip deney ve gözlemler ile ispatlamışsa da bu gerçeği yansıtmayabilir .Çünkü, söz konusu deney ve gözlemleri yapanlar insanlar olduğu için hata payı olacaktır. Örneğin, Bazı canlılar çevresini kırmızı görmektedir ve kırmızı gördüğü için gördüğü nesnelerin gerçekte kırmızı olduğunu sanmaktadır. Aslında gördüğü nesneler kırmızı değildir. Yani bizimde dünyayı algılayışımız gerçeği yansıtmayabilir.Gördüğümüz görüntüleri, şu an sahip olduğumuz görüş biçimi ile gördüğümüz için gerçek sanıyoruz..Eğer sahip olduğumuz görüş biçimi gerçeği yansıtmıyor ise yani insan gözü nesneleri algılamada yanılıyor ise nesnelere yükleyeceğimiz anlamlarda gerçeği yansıtmayacaktır ve o zaman nesnel dediğimiz bilgiler gerçeğin kendisi olmayacaktır.

    Biz nesnel bilgiden yararlanırken, insanlık tarafından doğru olarak kabul edildiği için yararlanıyoruz. İstanbul'un Fethinin 1453 olarak kabul edişimizin nedeni ulaşabildiğimiz en sağlam kaynakların bu yönde olduğudur. Yani o kaynakların gerçeği yansıtmama ihtimali de söz konusudur. Belki başvurduğumuz kaynaklar tarih içerisinde belirli bir zümre tarafından değiştirilmiş kaynaktır. Bu bilemeyeceğimiz bir olgudur. Bilebileceğimiz kısım, ulaşabileceğimiz en sağlam kaynaklarla elde ettiğimiz sonuçlardır.Yani nesnel bilgiden yararlanırken bilgiyi elde edebileceğimiz en sağlam kaynaklarla elde etmeli ve sonrasında kullanmalıyız.

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 1214
    Kayıt tarihi
    : 13.11.09
     
     

    Felsefe ile ilgileniyorum. J.R.R Tolkien gibi yazarların çok büyük takipçisiyim. Anti-Faşist eylemle..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster