Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '08

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
4653
 

Bilginin kaynağı

Bilginin kaynağı
 

Bilgiyi temellendirme arayışına girdiğimizde çıkış noktası olarak iki farklı töze dayanmak zorundayız. Birincisi dış gerçeklik; ikincisi zihnimiz. Zihnimiz, dışındaki gerçeklikten farklı bir töz; çünkü insanoğlu dış gerçekliği bir şekilde anlayabilmektedir. Bilgiyi temellendirdiğimiz dışarıdan bize verilmiş tek bir töz olduğunun; yani dış gerçeklikle aynı töze sahip olduğumuzun ise, varsayılması değil, kanıtlanması gerekir.

Zihnimizin anlama ilişkisi mutlak değildir. Çünkü insan dış gerçekliği bir şekilde anlayabiliyor olsa da her anladığını sandığı dış gerçekliğe tekabül (karşılık) etmemektedir.

Dışarıdan verilmiş, dış gerçekliği esas alan bilgi anlayışları; otoriter ve ataerkil olanlardır. Anlayan sezgisel yorumlar yapabilen; bakan insanın kendisinin katkılarıyla, kendi içinden çıkardığı bilgi anlayışları ise; rölativist ve demokrat olanlardır.

Başka bir açıdan “dışarıdan” olanları “yansımacı” yaklaşımlar olarak ele alabiliriz; otoriter ve rölativist yaklaşımlar “dışarıdan bir bilgi kaynağını” referans almaktadırlar. Ancak ikisi arasında da yansıtma anlamında farklılık söz konusudur. Otoriter olan için bilgi dışarıdan gelen kaynağın direk yansıması olarak oluşur. Rölativist için ise dışarıdan bir bilgi kaynağı vardır, ancak insan ona bakarak zihni ile kaynak arasında bir köprü oluşturmaktadır.

Yine “içerden” olanlar “mütekabiliyete” dayanan bilgi kuramlarıdır. Ataerkil ve demokrat yaklaşımlar ise zihni esas almaktadır. Ancak ataerkil “mutlak” olarak tekabüliyeti esas alıyor, demokrat olan “göreceli” tekabüliyeti esas alıyor; bilmiyor, sezgisel olan önemli yer tutuyor.

Başa dönecek olursak tek tözcü yaklaşımlardan, iki töze doğru geçiş dünya tarihinde önemli bir sıçramadır. Olumlu ya da olumsuz yanlarıyla çok değişik bir dünya algılamasına ve bilgi anlayışına yol açarak bilimin üretilmesine olanak vermiştir. Bu iki töze dayalı bilgi anlayışı; “dışımızdaki gerçeklikle, zihnin birbirinden bağımsız olma durumu, hem insanı, hem doğayı özgürleştiren bir anlayıştır. Doğayı özgürleştirmek demek doğayı kutsallığından sıyırmak demektir. Dolayısıyla her özgürleşme daha önce var olan anlam dünyasından kopmak demektir. Bu süreç tek tanrılı dinler açısından bir tehdit olarak görülse de bu noktadan; iki töze dayalı bilgi anlayışından, tek töze de gidilebilir; iki tözde de kalınabilir.

Demokrat paradigma insanoğlunun bilgi üretiminin bu iki tözün (dış gerçeklik ve zihnimizin) birbiriyle etkileşimi ile ortaya çıktığını ileri sürüyor. Bu etkileşim bir tür çarpıtma mekanizması olarak işliyor ve ortaya çıkan bilgi ne tamamen zihnimizin ürünü ne de tamamen kutsal gerçekliğin ürünü.

Tüm bilgi alanı dışsal gerçeklikle, zihnimizin bir tür çakışmasının; etkileşiminin ürünü. Yani bilgi tek bir bilgi edinme usulünün; herhangi bir dışsal gerçekliğin ya da zihnin yansıması olmadığı gibi bunlar arasındaki mutlak mütekabiliyetten de oluşmuyor; bilgi bunlar arasındaki geçişlilikten üretilmiyor.

Bilgiyi liberallerin (Rölativist) ileri sürdüğü gibi duyu organlarımızla birebir yakalayabiliyorsak bunun ispatı gerekir. Ve yine tek bir töz varsayıyorsak tanrısal veya madde bunun da ispatı gerekir.

Birden fazla töz insanı daha özgürleştirici bir durum yaratır. İnsanın zihni var, bu zihinde dışındaki ağaçla aynı ontolojik bağa sahip olduğunu ona söyleyen hiçbir şey yok; ancak bu duruma inanç unsuru ilave edilirse tek tanrılı dinler bunu yapıyor; bilgiyle değil inançla tek töze ulaşılmış oluyor. Bu şekilde İnanca dayalı bilgi unsuru ile yola çıkıldığında ise inanç ile bilgi iç içe geçmiştir.

Oysa “insan kendi dışındaki toplumsal gerçeği ancak çarpıtarak algılayabilmektedir ve bu çarpıtmanın yönünü ve miktarını ise hiçbir zaman bilemez.”

Dolayısıyla “herkesin kendi algılamasının sınırlılığının bilincinde olduğu bir durumun” ön koşul olarak kabul edilmesi, modernizm sonrası yeni bir toplumsal düzeni/sözleşmeyi olanaklı ve anlamlı hale getiriyor.

“Buraya gülmeye mi gelmiştik, ağlamaya mı?

Ölüyor muyuz yoksa doğuyor mu?” (Terra Nostra)

“Ama gelecek o başka bir hikayedir ve bir yerden başlaması gerekir.” (Tutku Oyunları)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba...Bloğunuza yorum yerine bir katkıda bulunmak istiyorum. İnsanların bilgi sayesinde kendilerine ve yaşamlarına egemen olduklarını düşünüyorum. Bizler, ancak bilgi sayesinde varolmanın tadını çıkarabiliriz. Yaşamdan zevk almak ve ahlaklı bir yaşam için bilginin önemi büyüktür. İnsanların farklı şeyleri sevmesinin ya da sevmemesinin nedeninin de bilgilenme ile yakın ilgisinin olduğunu sanıyorum. Yoksa, birinin kırmızıyı,diğerinin maviyi bir başkasının sarıyı sevmesini; ülümden korkmayı ve korkmamayı nasıl açaıklayabiliriz? Bu arada, kalıplaşmış bir düşünce yapısında kalmamak için, tek yönlü değil de çok yönlü bilgilenmenin de gerektiğini vurgulamak isterim. Selamlar.

cdenizkent 
 14.08.2008 12:33
Cevap :
Merhaba...teşekkür ederim .. görüşmek üzere sevgi ve saygılarımla..  14.08.2008 14:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 508
Toplam yorum
: 1123
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 912
Kayıt tarihi
: 13.09.07
 
 

İlgilendiğim alanlarda üretilmiş bilgileri seçip öğrenmeyi, paylaşmayı daha fazla önemsediğim yıl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster