Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Kasım '12

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
147
 

Bilim adamının hastasıyım!

Bilim adamının hastasıyım!
 

 

Otobüste yanıma oturan yaşlı adam şizofren ve efendiydi. Boşluğa bakıp sürekli birileriyle konuşuyordu. Konuşmaları normalim diye geçinen çoğu insandan daha normaldi. Boşluğa bakıp bir takım hayallerle konuşması, onu biz normallerden ayırıyordu!
 
Yağmur yağıyordu ve duyabildiğim kadarıyla bunca yıllık hayatında hiç şemsiye kullanmadığını söylerken, bir yandan da yüzüne bulaşmış yağmur sularının bir nimet, rahmet olduğunu bilircesine sıvazladı.
 
Birilerinden bahsetti sürekli. Bu onun kurgulamadığı ama, belki de o anda bilinçaltının hayallerinin kurgusunu izliyordu. Tesadüfe bakın ki, ben de İzmir Kısa Film Festivaline, Fransız Kültüre gidiyordum.
 
Yani, ben de başkasının hayalleri sayesinde oluşmuş filmleri izlemeye gidiyordum. Ne ki onun zihninin sineması, bir tek ona izlemesine müsaade ediyordu.
Fransız Kültür'ün oraya geldiğimde izin istedim ve indim.
 
Kimbilir daha ne filmler izliyor diye düşündüm. Beyninin kimyasalları mı, yoksa yaşadıkları mı onu bu hale getirmiş hiç bir fikrim yok gerçekten de.
 
Kısa film festivalinin başladığını netten öğrendiğimde çok sevindim. İlk girdiğim seans öğlen 2 seansıydı. Saat 6 ya kadar durmaksızın izledik. Sürelerse 10 dakika ile maksimum 20 dakika arasında olan filmler. Filmlerin süresi kısa olmasına rağmen, konular acayip güzel ve derin işlenmiş. Sırf bu yüzden kafam kazan gibi oldu çıktığımda.
 
İlk gün izlediğim filmler arasında en etkilendiğim, bilim adamları tarafından kapalı, kapalı olduğu kadar camı, penceresi olmayan rutubet ve pislik içinde tutulan gorilin bilim adamlarına ve insanlık için masalına kurban edilmesiydi.
 
Nasıl üzüldüm anlatamam. Koskoca gorili dört duvar, hiç hareket edemeyeceği bir yere kapatmışlar. Goril o kadar mutsuz ki, bunu mimiklerinden ve hareketlerinden anlayabiliyorsunuz. Sanırım gorilin benzerini yapmışlar ve o şekilde bize aktarıyorlar. Eğer o gorili anlatım için gerçekten kullandılarsa, burdan onlara saydırıyorum...
Dişsiz, pis pis sırıtıp duran, adi kılıklı bir bakıcısı var. Bilim adamı denen pislik de sürekli deneyler yapıyor. Gorili çiftleşme yapmadan, aşılama yöntemiyle hamile bırakıyorlar. O kötü şartlarda doğuran goril, yavrusuna sahip çıkıyor. Bilim adamı ve bakıcısı geldiğinde yavrusunu kucağına alıp onlardan korumaya çalışıyor. Fakat bakıyor ki, koruyamayacak, bu bilim adamı denen yaratıklardan kurtaramayacak, kendisi gibi yaşam sürmesini istemediği için, yavrusunu öldürüyor.
 
Bu film hakikaten beni etkiledi.
 
Sonra dedim ki kendime, bu bilim adamları ne işe yarıyor, ha? Hangi hastalığa çare oldular? Kanserin, aidsin çaresini mi buldular? Ya da başka ölümcül hastalıkların.
Beni şimdi çağdışı ilan edenleriniz olabilir. Burdan çok acayip umurumda olduğunu bildireyim. Bilim ancak hastalıkları teşhis ediyor. Eee sonra? Bu hastalıkla yaşayacaksın koçum. Al bak ilacı da bu, ancak hastalığını bastırabilirsin!
Kanseri ve onun gibi ölümcül hastalıkları tedavi edemedin, otobüsteki yaşlı adam gibi olanları da tedavi edemiyorsun. O da şizofren bir şekilde ömrünü tamamlayacak.
Ee sonra, sonra ne oluyor? Hastalıkları teşhis ediyorsunuz. Aman ne önemli. Ben ya da sen, şimdi bilmem ne hastalığından öleceğini biliyorsun. Vayyy süper!
 
İnsanları öyle bir hale getiriyorsunuz ki, yaşadıkları hayat sayesinde sürekli hasta oluyorlar.
 
Plaza insanı denen farklı bir insan türü ortaya çıkardınız. Cam kaplı kafeslere kapatıp, cilalayıp pekala sanallaştırdınız. Kendi aralarında başka dil konuşup, ipotekli ipotekli hayatlarını geçiriyorlar.
 
Peki milyonlarca aç insan var, onları bile bile açlığa mahkum ediyorsunuz.
Haaa bakın şimdi bilim insanının hakkını yiyemem. Kısırlığa bal gibi çözüm ürettiler. Kısırlık diye bir şey kalmadı sayelerinde. Olmadı mı? Daya aşılamayı, olsun sana ikiz, üçüz bebek.
 
Hayır belki kısırlık da doğal seleksiyon. Belki bu insanların yaşaması gereken bi durum bu. İlla bebek mi istiyorsun? Git o zaman çocuk yuvalarındaki sahipsiz bebekleri sahiplen, ana baba ol. İlla kendi kanından mı olcak? Kendi kanından olunca n'oluyor? Çok mu hayırlı oluyor anlamıyorum ki?
 
Bi dışarıya çıkıyorum özellikle de semt pazarında, bi yığın bastonlu yaşlı ihtiyar insanlar zorlukla, titreye titreye bir iki poşet taşıyorlar. Kendilerinin doğurduğu hayırlı evlatlar sayesinde! Çoğu ana babasının kapısını bile çalmıyor.
 
Ama bebek evlat edinmek istiyorum deyip de, Seren Gerengil gibi Hollywood çakmalığı yapanlar da çıkan sapsalak insanlar da var. Güney Afrika'dan siyahi bebek evlat edinecek!
 
Boyası zehirli, insanı daraltan, kişiliksizleştiren çakma marka ürünler gibi aynen.
Ne diyeyim, bilim insanına da, çakmasına da...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Duygusal... İnsani... Ancak, bilimin hastalıklara çare olmaktan ileri amaç ve hizmeti yokmuş gibi izlenim bırakması eksik yanı. Bir de tekno şehirlerde izole edilmiş insan hayatlarını bilimin suçu gibi göstermek bence yanlış. Tabi bu arada bilimsel araştırmalarla tedavisi mümkün edilen hastalıklar olduğu da bir gerçek. Aslında ben anlayabildim: Yazı bence, insana, hayvana ve hatta bitkiye işkence olan araştırmaları bilim adına masum göstermeyi kınamak istiyor. Bunu yaparken bilimi küçümseme hatasına düşmüş.

Muharrem Soyek 
 24.11.2012 12:29
Cevap :
Peki, siz küçümsemeyin...  24.11.2012 20:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 1381
Toplam mesaj
: 276
Ort. okunma sayısı
: 979
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

Hepsi kurgu... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster