Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '12

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
3483
 

Bilim Dini etkiliyor -2

Bilim Dini etkiliyor -2
 

Sonsuz, sınırsız tanımlanmaz ve kayıtlanamaz ismi Allah olan, kendindeki manaları seyretmeyi dilemiş ve bu manaları çeşitli şekillerde terkiplendirerek sonsuz sayıda varlıkları meydana getirmiştir.


Hologram prensibinin en önemli özelliği, her noktasının bütün cismin görüntüsünü verebilmesidir. Hologramın her noktasına cismin her tarafından ışın dalgaları gelmekte ve orada kaydedilmektedir. Bu nedenle, hologram plakası ne kadar koparılsa, kırılsa bile her parça bütünün bilgisini içinde taşımakta ve gerektiğinde bütünün tam görüntüsünü tek başına vermektedir.

Şimdi, bu verilerle şu sonuçlara ulaşabiliriz: Görüntülenmesi istenen cisimden yansıyarak gelen lazer ışınının hologram plakasına cismin görüntüsünü kaydetmesi gibi, insan beyinleri de, doğum öncesi ve doğum anında, kökeni meleklere dayanan burçlar olarak tabir ettiğimiz sayısız takımyıldızlardan gelen kozmik ışınlarla programlanmış oluyor.

Nasıl benzer frekanstaki ışınları plakaya gönderdiğiniz zaman cisim üç boyutlu olarak ortaya çıkıyorsa, Burçlardan ve Güneş sistemindeki planetlerden gelen ışınlar da, o programlanmış olan insan beyinlerini etkilemekte ve kişilerden programları doğrultusunda çeşitli fiillerin, davranışların ve düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olmaktadırlar.

Aslında plaka üzerinde görülen üç boyutlu cismin gerçekte bir varlığı yoktur, dalga boylarının oluşturduğu bir modeldir (ya da hayaldir) biz onu var gibi görmekteyiz. Bunun gibi, insan beyni de bu noktada tıpkı bir hologram gibi çalışmaktadır ve biz beş duyumuzun kapasitesi gereğince kendimizi bir birim gibi kabul edip çevremizde gördüğümüz her şeyin de var olduğunu sanırız. Gerçekte, o hologram plakasındaki görüntünün bir gerçekliği olmadığı gibi, çevremizde görüp var kabul ettiğimiz birtakım şeylerin de bir varlığı yoktur. Fiil diye algılananlar tamamiyle manalardır. Tasavvuf felsefesi bu anlamda "eşyanın menşeini" düşünmek Tevhid'dir der. Her mana ise, belli frekanstaki bir dalga boyudur. Böylece beyin holografik olarak evreni algılamaktadır.

Buradan hareketle, makro plandaki Evren de tıpkı beyin hücreleri gibi, kökeni kuantsal enerjiden ibaret bir hologramik yapıdır.Mutlak manadaki Evreni bir an için, hologram plakası gibi düşünün. Sonsuz, sınırsız tanımlanmaz ve kayıtlanamaz ismi Allah olan, kendindeki manaları seyretmeyi dilemiş ve bu manaları çeşitli şekillerde terkiplendirerek sonsuz sayıda varlıkları meydana getirmiştir.

Fakat bu varlıklar, o tek varlığın ilmiyle ve ilminde yoktan var ettiği ilmi suretlerdir. Bu yoktan var ettiği bütün birimler, O'nun ilmiyle, O'nun ilminden ve O'nun varlığından meydana gelmiş olması nedeniyle, o varlıklarda kendi varlığının dışında hiçbir şey mevcut değildir. Tasavvufi anlatımla da olsa evren tek bir ruhtan meydana gelmiştir ve evrende mevcut olan her şey hayatiyetini bu ruhtan alır.

Ve bu ruh, aynı zamanda şuurlu bir yapı olması nedeniyle, ilme, iradeye ve kudrete sahiptir. İşte bu evrensel ilim, güç ve irade hologramik bir şekilde Evrenin her katmanındaki her birimin, her noktasında mevcuttur. Öze ermişler bu gerçeğe, "Zerre küllün aynasıdır" şeklinde yaklaşımda bulunmuşsa da, konu tabulara dayalı biçimde değerlendirilmiş ve mutlak bir iradenin yanında bir de irade-i cüz'iye’nin var oluşu şeklinde anlaşılmıştır.

Sizin vücudunuzun her zerresinde o kozmik güç, ilim ve irade aynı orijinal yapısıyla mevcut bulunmaktadır. Ve siz bir şeylerin olmasını istediğiniz zaman, ötelerdeki bir varlıktan talep etmiyorsunuz, kendi varlığınızdakinden, Öz'ünüzden istiyorsunuz.

Yani Öz'ünüzde mevcut olan Allah ilmi, kendi dilemesiyle ve kendi kudretiyle isteğinizi açığa çıkarıyor. Holografik yapının önemli bir diğer özelliği ise, zaman ve mekân kavramları olmaksızın, geçmiş, şimdi ve gelecek diye bildiğimiz her şeyi yani tüm bilgileri bir arada bulundurmasıdır.

Zaman, mekân, geçmiş, gelecek diye algılananların hepsinin algılayanın kapasitesinden kaynaklanan göreceli değerler olduğu, bir kez de hologram prensibi ile destek görmüştür. Tüm'ün bilgisi, her zerrede özü itibariyle mevcuttur ancak, zerrenin de o tüm bilgiyi değerlendirebilmesi, mevcut kapasiteyi kullanabildiği ya da açığa çıkartabildiği orandadır.

Levh-i Mahfuz, "kesreti" yani çokluk kavramlarını meydana getiren Esma Terkiplerinin "kaza ve hüküm", bilgi ve bilinç boyutudur. Allah ilmindeki "hüküm ve takdirin" fiiller âlemine yansımasıdır.

Bu platformda her şey bilgi olarak, tasarım olarak tüm varoluş gerekçesiyle mevcuttur. Burada zaman ve mekân kavramı olmaksızın ezelden ebede kadar her şey bilgi olarak mevcuttur. İşte bu Levh-i Mahfuz âlemlerin aynasıdır ve evrenin geni hükmündedir.

Evrende ve onun boyutsal tüm katmanlarında meydana gelmiş olan tüm varlıklar, Levh-i Mahfuz diye bilinen bir üst boyutun tafsiliyle meydana gelmişlerdir. Burada mevcut olan her birim, galaksiler, burçlar, güneşler, planetler ve dünya üzerindeki her şey varlığını Allah'tan alır. Ve her biri kendi boyutunun algılayıcısına göre vardır. Gerçekte var olan, sadece ve sadece Tek'tir, varlık TEK tir. Evrende mevcut olan bu mana suretlerinin hepsinin de Tek'in tüm özelliklerini içermesi ve müstakil varlıklarının, mevcudiyetlerinin olmaması ve Mutlak yaratıcı her zerrede bütün sıfat ve isimleri ile mevcut olduğu içindir ki evren de holografik özellik göstermektedir. Bunu tespit eden öze ermişler de "Âlemlerin aslı hayaldir" diyerek bu gerçekliğe temas etmişlerdir.

 

Ahmed F. Yüksel

 

Kaynak:
(Bu yazı Araştırmacı yazar Ahmed Hulûsi'nin eserlerinden, Michael Tablot’un Holografik Evren isimli kitabından ve Bilim ve Teknik dergisinde çıkan dokümanlardan faydalanılarak hazırlanmıştır)

 

senol arslan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

1. ve 2. Bolumden olusan bu yazi, cilt cilt kitaplarin Ozu gibi derin icerikli, arastirilmasi, uzerinde dusunulmesi gerekli, degerlendirenlerden olmak nasip ola... Tesekkurler, Emre / Londra

Emre A 
 22.03.2012 1:43
 

Dinle bilim arasında bir ilişki vardır yalnız bu ilişkinin mecrası dinden bilime doğrudur.Bilimden dine değil.Bunun en temel göstergesi dini kitaplarda bahsedilen fenomenlerin günümüzde yavaş yavaş ta olsa açığa çıkıyor olmasıdır.Miraç kandilinde peygamberimizin ulaştığı gök derecelerinin farklı frekansta varoluşları yansıtması, zamanın dünya hayatına özgü illüzyonun bir parçası olması, geçmişte yaşayan pek çok insan kavminin kuran da belirtilmesi ve bunların yeni yeni anlaşılması gibi.Ayrıca şahsen ben bilim dediğimiz şeyin insanlara rüya ya da ilham şeklinde vahyedilen giderek daha çok parçası bilimadamlarına sunulan dev bir puzzle olduğuna inanıyorum.Saygılar.

beyazışık 
 21.03.2012 20:51
 

Dünkü yazınız ve devamı olan bugünkü yazınızı okudum. Tasavvuf ehlinin insanın varoluşuyla birlikte özünden açığa çıkardığı bilgilerin, bugünkü bilimin yeni yeni keşfettiği zamansızlık ve mekansızlığa işaret eden kuantum potansiyelinin verileriyle örtüşmesi oldukça manidar.Bu bağlamda Kuran ayetlerini ve hadisleri tekrar incelemek gerekir diye düşünüyorum. Teşekkür ederim.

Tulay Turkoglu 
 21.03.2012 11:33
 

Yazının başlığı din bilime yol gösterir ya da din bilimi etkiliyor olmalıydı, çünkü din bilim sayesinde değişmez, ama bilim dinin açtığı yolda yürür, gelişir ve keşfeder. Ama olanı, yani Allah tarafından yaratılanı keşfeder. Dışarıda sadece hayal olmasının anlamı beş duyumuzla algıladığımız dünyanın beynimizin içinde oluşmasıdır. Bu konuyu yazılarımda açıklıyorum, benim sayfama da beklerim. Hürmetler.

ErkanArkut 
 21.03.2012 11:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 630
Toplam yorum
: 2042
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10011
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster