Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mart '09

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1329
 

Bilim ile ilim çatışmalı mı? Evrim teorisi üzerine..

Bilim ile ilim çatışmalı mı? Evrim teorisi üzerine..
 

Varoluşcu felsefenin yaratılış ekolünün islami ekolinden gelenler , varlığın yoktan var edildiğini , canlılığın ise var olandan var edildiğini ileri sürmektedirler. Bu oluşum sürecinde yaradıcı iradesini kullanarak canlılığı isterse bir saniyede , yine isterse milyonlarca yılda evrimleştirerek (tekamül) canlılığı oluşturabileceğini ileri sürmektedirler . Tek tanrılı dinler açısından bu konuda farklılklar olsada, islami bakış açısına göre tam anlamıyla din dışı görüş olarak algılanmamaktadır. Hiristiyanlık evrim teorisini dini anlayışına ters düştüğü için tamamen red etmektedir.

Ateist görüşe göre varlık başlankıçta vardı . Var olan varlıkta milyonlarca yılda evrimleşme yoluyla canlılığı tanrının değl , doğanın kendi kanunları içinde tasadüfler sonucu oluşturduğunu ileri sürmektedirler. Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalarla elde edilen jeolojik bulgular ile bitki ve hayvan fosillerini evrim teorisini ispatlama vesilesi yapmaktadır.

Evrim teorisini bilimsel yönü tartışılmakla birlikte, teori olması itibariyle evreni anlama açısından yol gösterici olabileceği tanrıyı dışta tutmamak kaydıyla bazı islami düşünürlerce kabul görmektedirler. Genel olarak ise islamın yaradılış düşüncesiyle çeliştiği düşüncesi daha yaygındır. Darvin'den önce islam dünyasında Darvin'in öncülleri diyebileceğimiz hayvanların bitkiden değişerek oluştuğunu , hurma bitkisinin ise hayvanla bitki arasında geçişi temsil ettiğini ileri sürmüşlerdir. Batıdaki var oluş düşüncesinden farklı olarak , tanrının bunu iradesiyle değiştirerek ve geliştirerek (tekamül) oluşturduğu söylenirken , bu oluşumun bedensel olduğu kadar ruhsal olarakta gelişmeyi ve olgunlaşmayı gerektirdiği insanın bu yolculukta kamil insana doğru evrimleşerek tanrıya yaklaştığı , tersi durumda ise hayvanla insan arasında farkın azaldığını ileri sürmüşlerdir.

Var oluş, ister milyonlarca yılda yavaş yavaş evrimleşerek olmuş olsun , ya da belli dönemlerde havadaki gazların oranına , dünyanın ısısına, atmosfer yapısı ve basıncına , ani iklimin değişmesine, büyük felaketlere bağlı olarak türlerin uyum sağlamak ya da yok olmakla karşı karşıya kalmaları sonucu , hızlı mitasyon geçirmelerine yol açmasıyla, belli aralıklı sıçramalarla değişim (evrimin ) gerçekleşmiş olsun , isterse tanrı bir anda yaratmış olsun , evrenin ve doğanın oluşumunda tanrının iradesinin varlığının kabul edilmesi halinde islami açıdan din dışılık yoktur.

İslam dünyasında bilimle uğraşan insanlar , aynı zamanda din alanında da ilim sahibi olmaları , ilim -bilim barışının sağlanmasını kolaylaştırmıştır. Batıda oluşan bilim , kilisenin ilmi öğretisi ile kavgası nedeniyle, dini öğretiyle ilişkisini mümkün oldüğunca minimize etme gereği duymuştur. Bu nedenle batıda hiristiyan öğretisiyle çatışan bilim , din dışı bir oluşum olarak ortaya çıkmak zorunda kalmıştır.

Batıda , bilim ile hiristiyanlığın ilmi öğretisi sürekli çatışırken, islam dünyasında tanrının evreni nasıl var ettğinin anlaşılması, tanrıyı süreçten dışlamamak kaydıyla hoşgorüyle karşlanmıştır. Bu açıdan blim ile ilim arasında çelişki ve kavga daha az görülmektedir. Hatta bilim , ilimin anlaşılmasında ve yeniden yorumlanmasında yol gösterici olabilecektir. Bu anlamda islam alimleri ayetleri , herkesin anlayabileceği ayetler (apaçık olan ayetler), bilim geliştikçe daha çok anlaşılacak ve yorumlanabilecek(mücizevi içeriği olan ayetler) ayetler olarak ikiye ayırmaktadır.

Sonuç olarak, bilim ile ilim barışı , batıda kilise ile laik cephenin tarihsel kavgası nedeniyle sağlanamazken, islam dünyasında hiristiyanlık dünyasına göre geçmişte var olan hoşgörü ile büyük ölçüde sağlanabilmiştir. Özellikle islam dünyası MS.800-1100 'li yıllar arasında var olan felsefi düşünme özgürlüğü horasan Türkleri başta olmak üzere Arap ve Fars bilim adamlarının bilimsel tespitlerinde çağdaşı hiristiyan dünyasına göre çok ileride olduğu görülmektedir. Bu bilimsel duruş felsefenin yasaklanması ve dın dışı ve zararlı görülmesiyle birlikte analatik düşünme terk edilerek yerini sokalistik düşünmeye bırakmıştır. İslam dünyasındaki bu yeni anlayış, bilim - ilim barışını bozarak islam dünyasının bilimsel başarılarıdan kopmasına yol açmıştır. İslam dünyasının bilim-ilim arasındaki barış ile sağlanmış olan bilimsel başarıları, MS. 1400 yıllarından itibaren batı dünyasının yenileşme hareketlerine öncülük ederek , batıda reform (dinde yenleşme hareketi protestanlık) ve rönesans hareketlerinin doğmasına yol açmıştır.

Günümüzde batı dünyası ilim alnından ayrı oluşturduğu bilimsel öğreti ile gelişmesini sürdürürken , islam dünyası dini alanın dışında da kendine ilimden bağımsız alan oluşturamayınca , bilimsel alandaki gelişmelerden yoksun kalmıştır. İslam dünyası eskiden olduğu gibi, bilmsel alandaki başarıları benimseyip ilim -bilim barışını tekrar kurarsa, bilimsel alanda yeni başarılara imza atabileceklerdir. Kısaca bilim yanlışlanabilendir. Yanlışlanmasına müsaade edilmiyorsa yeni dogma (dini inanç) oluşturulmuş olur. Buda , bilim adına yapılmış en büyük yanlış olabilecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Gerçekten önemli bir yazı okudum;birbirimizden haberimiz yok.

Kerim Korkut 
 01.04.2014 19:40
Cevap :
Bu tür yazılaraı az çok felesefe ile ilgilenenler okuyor... İlginiz için teşekkür ederim ..  02.04.2014 18:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 68
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 38
Ort. okunma sayısı
: 2728
Kayıt tarihi
: 31.01.09
 
 

Emekli uzman öğretmenim. Ege Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü ve A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster