Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '20

 
Kategori
İş Yaşamı - Kariyer
 

Bilim Kırık Kalbi Onarır Mı?

Gelişmeler ve araştırmalar gösteriyor ki, bilimdeki gelişmeler teknolojiyle desteklenince sağlığımıza yarayacak bir sürü adım atılıyor. Mesela, insan bedeni için yedek parça basmak şimdiden mümkün ve anlıyorum ki eğer böbreklerimden birinde sorun olursa yirmi yıl içinde, bir 3D yazıcıda düzgün bir şekilde basılmış ve kendi hücrelerimden yapılmış yepyeni bir böbreğe sahip olabilirim. Ancak ilerleyen teknolojik tıp, kırık bir kalbi onarabilecek mi? Geçen gün okuduğum bir makaleden aklıma kazınan “Bilimle ne yaparsak yapalım, içimizde 50.000 yıllık bir işletim sistemiyle hala duygusal varlıklarız.”

Duygularımız bedenimiz, zihnimiz kadar bizi tamamlayan, kimliğimizin altını çizen, bizi biz yapan parçamız. Bu duyguların bir kısmına bayılıyor, bir kısmıyla baş etmeye çalışıyor bazen görmemezlikten geliyor, bazen bırakmak istemiyor, sarılıp koynumuza alıyor ve günlerce sırtımızda taşıyoruz. Zor duygularımızı göstermememiz ve paylaşmamamız gerekir diye düşünenlerden misiniz? Sanki göğsümüzün ortasında bir derin dondurucu var da orada duyguların bazılarını donduruyor ve yıllarca saklamaya çalışıyoruz. Geçmişimizi içimizde tutabiliyoruz ve korku, yalnızlık, utanç gibi duyguları ve özellikle kederimizi bastırmaya çabalıyoruz. Bazı duyguları olumsuz olarak adlandırıp, onları sosyal olarak paylaşmayı reddediyoruz. Mesela topluluk içinde ağlamak çoğu zaman bir zayıflık işareti olarak kabul edilir diye düşünüyoruz ve evet belki de öyle. Oysa kaybettiğin biri, birileri, bir şey seni derinden üzmüş olabilir değil mi? Belki boşanma sürecinden geçiyorsun, belki iflas ettin ve kendini çok kötü hissediyorsun.

Kahkaha atmanın, sesli gülmenin, fazla neşenin bile toplumda rahatsızlık uyandıracağının hatta çok gülmenin ağlamak getireceğinin kulağımıza fısıldanmasıyla büyüdük biz. Yani mümkünse bastır duygularını dediler bize. Hatta şirketlerde yapılan kişilik analizlerinde duygusal olmak gelişim haritalarında aşılması gereken bir engel bir kurulum hatası olarak algılandı yıllarca.

Bundan dolayıdır ki biz duygularımızı bastırdık, hatta kendimizden bile sakladık. Peki bu bastırılan veya dondurucuya atılan duyguların ne olacağını düşünüyoruz? Beden akıllıdır ve hafızası vardır. Bu zorlayan duyguları bir yere kadar bekçilik eder ama bir noktadan sonra paketler ve anksiyete, depresyon gibi isimlerle gözümüzün önüne koyar ki görmemezlikten gelmeyelim. Zaten göstergeleri başlamıştır ve bizi zorlayan durumların artmasıyla gideceğimiz uzman veya doktorlar teşhisi basarlar: endişe kaygı artmış, depresyondasın veya panik atak geçiriyorsun gibi. 

Peki farklı bir soru?

Dijital teknolojideki üstün yükselişin ve sanal bir dünyada yaşamanın artan yalnızlık duygumuz ve anlam kaybımızla bağlantılı olması mümkün mü?

Her şeyden önce, kaygı hakkındaki düşüncelerimize tekrar bakalım.  Anksiyete bozukluğunuz olduğunu söylemek, kolunuz kırıldığında ağrınız olduğunu söylemek gibidir. Ağrı, kolunuzun kırıldığına dair bir belirtidir uyarı işaretidir ve birçok durumda anksiyetenin, depresyon gibi başka bir sorunun belirtisi olduğuna inanabilir miyiz? Bunların ortaya çıkmasından çok önce filiz vermiştir topraklarımızda. Küçük yönetebildiğimizi düşündüğümüz kısa keder dalgaları, panik anları, göğüs sıkışmaları, alerji atakları, yalnızlık duygusu ve benzeri işaretler vardır ama yine biz görmemezlikten geliriz. Düzeni bildiğimiz gibi sürdürmeye devam ederiz. Stres kavramı ortalığı silip süpürüyor, ruhumuza fazla gelen şeyler var. Yeni bir düzene ihtiyacımız var. Çünkü çoğumuz duygusal sıkıntı veya hatta fiziksel sıkıntı içindeyken nasıl yardım isteyeceğimiz konusunda fazla fikrimiz yok. Yardım istemek, duyguları paylaşmak, kalbimizi kırılganlıklarımızı açmak, açmaları için başkalarına alan açmak, davet etmek, onların paylaşımlarıyla iyileşmek.  

Çoğu zaman sevdiğimiz insanlarla nasıl iletişim kuracağımızı da bilmiyoruz. Zor zamanlarda en önemli reçete aslen sevdiklerimiz. Konu çok mu boyu mu ruhumu aşıyor o zaman muhakkak uzmanından yardım destek almak değerli.

Çok teknik var bize yardımcı olacak. Nefes teknikleri mesela, nefesin sakinleştirici gücünden faydalanmak, mindfulness pratikleri yapmak, yazmak, duyguları sanatla müzikle ifade etmek akmasını sağlamak. Yeter ki donmuş duyguları çözmeyi ve akıtmayı gerçekten isteyelim, niyet edelim. Dondurucunun fişini çekelim artık. Temizlik vakti geldi. İçerisi bir havalansın, mis gibi sonbahar havası dolsun. Isıtalım orayı, havası değişsin.  Bakmaktan, atmaktan çekinmeyelim, ürkmeyelim. Biz onlara bakmazsak gün geliyor onlar canavarlaşmış bir şekilde kendilerine dev ekrana yansıtıyor. Ve inanın tüm bu durum insanlığın ortak uğraşı. Yani yok birbirimizden çok farkımız, derdimiz, tasamız benzer, gönül paylaşmak, duyulmak ister.

 

Sibel YÜCESAN

SiZe Bütünsel Yaklaşım Danışmanlık Kurucu Ortağı

Ayfer Gözübüyük, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 31
Kayıt tarihi
: 08.11.19
 
 

Mühendislik eğitimim sonrasında işletme masterı yaptım. 30 senelik iş hayatım var. Bunun 25 senes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster