Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '15

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
183
 

Bilim ve tin

Yazan:Uçar Demirkan

Tevratta belirtildiğine göre; Rab, Üri oğlu Betsalel’i çağırdı. Ve hikmette, anlayışta, bilgide, her türden sanatta ve yetenek isteyen işleri düzenlemede;altın, gümüş ve tunç işlemek için, taş yontmak için, ağaç oymacılığında, her türden yetenek isteyen sanatta işlemek için, onu Allah’ın ruhu ile doldurdu. Görüldüğü gibi; bilgi Allah’ın ruhu olmaktadır.

Başka dinlerde de benzer öyküler yer almaktadır. Tanrılar, kişilere madenleri işlemeyi, silah yapmayı, siteler kurmayı öğretmişlerdir. Yani; bu konularda da Allahın ruhu(tini) kişilere verilmiştir. Anlaşıldığına göre bilgi ile tin arasında bir ilişki, bir koşutluk, belki de bir aynilik vardır. Yani, bilgi ve tin ayni şeydir.

Ünlü Türk ruh bilimcisi Bedri Ruhselman;”Ruh ve Madde” adlı yapıtında, ruh-tin- ile maddenin ayrı ayrı şeyler olmadığını belirtmiştir. Onun açıklamalarına göre tin de bir maddedir. Bizim beş duyumuzla-belki de altı duyumuzla-algılayamadığımız, madde yaratma yeteneği de olan bir maddedir. Bedri Ruhselman ‘ın çağında biyoloji bilimindeki DNA ve RNA bulguları henüz gündeme gelmemişti. Oysa; bu kişinin savunduğu tin olan madde yaratma özelliği bulunan madde DNA dan başka bir şey değildir. Çünkü, hücre içindeki DNA, içindeki bilgileri RNA aracılığıyla hücre içine ve hücre zarına iletmekte ve hücreler buna göre davranmaktadır. Kadın yumurtasındaki hücrelerin DNA ları ile erkek sperminin DNA ları döllenmiş yumurtada birleşmekte, DNA dan gelen emirle hücre  milyarlarca kez bölünmektedir. Bölünmeden ortaya çıkan hücre yumakları; yine DNA dan gelen emirlerle organları-mide,yürek-beyin-oluşturmakta ve bu organların birleşmesinden kişioğlu dediğimiz organizma ortaya çıkmaktadır.

Görüldüğü gibi; milyarlarca ve milyarlarca bilgiyi içeren DNA yaşamın temel taşıdır. Yani, tin denilen şeyin ta kendisidir. DNA ise, bir bilgi yumağından başka bir şey değildir. Matrix filmlerinin bütününde bu konu işlenmektedir. Kişilerin bilgisi ile bilgisayarın bilgisi aynileşmekte ve kişiler bilgisayar evrenine dalmaktadır.

Gerçekten de; canlı ve cansız varlıklar ayrımı bu anlamda özelliğini yitirmektedir. Gerçekte, her varlık, tanrının bir parçası olduğundan, onun tininden bir parçayı da taşımaktadır. Yani, her varlığın yapısına göre bir tini, bir bilgi birikimi vardır.

Varlıklardaki bu bilgi birikimi, yüzyıllar, binyıllar geçtikçe gelişmekte ve varlığın yapısı da değişmektedir. Darvin, bu evrimin kendi dönemindeki son aşamalarını gözlemiş ve canlılar için geçerli “seçmeli evrim kuramı”nı oluşturmuştur. Gerçekte, evrim kuramı, tüm varlıklar için geçerlidir.

Big-Bang’den bu yana,tüm oluşan  varlıklar; atom altı parçacıklardan, atomlardan, minerallerden, ilk canlı hücrelerden, ilk basit bitkilerden ve hayvanlardan, kişioğullarından oluşan sistemli bir evrimleşme içindedirler. Canlılar dediğimiz varlıklar da, DNA dan, tek hücrelilerden, basit organizmalardan, gelişmiş organizmalardan, son aşamada kişioğlundan oluşan bir evrim içindedir. Evrimleşmenin son aşaması olan kişioğlu da, günümüzdeki bilgi çağında, bilgisayarlarla bütünleşerek evrimleşmeyi sürdüreceğe benzemektedir.

Bektaşi inanışına göre varlıklar; cemadat, nebatat, hayvanat ve insanlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu dört grup arasında bir evrimleşme söz konusudur. Cansız varlıklar, bitkiler tarafından özümsenerek bitkilere dönüştürülür. Bitkileri; hayvanlar ve kişioğulları yerler. Böylece, bitkiler hayvanlara ve kişioğullarına dönüşürler. Kişioğulları ise; mineralleri, bitkileri, hayvanları yiyerek onları kişioğluna dönüştürürler.Kişioğulları; bunları yediğinde, bu varlıklar,artık kişioğlunun organizmasının bir parçası olur. Kişioğlu olurlar.

Kişioğulları da; durmaksızın bilgilerini arttırmışlar ve gelişmişlerdir. Mağara adamı ile günümüzün gelişmiş toplumlarında yaşayan kişioğulları arasında bilgi bakımından çok büyük, ölçülemez ayrımlar vardır. Hatta, babamla benim aramda bile bilgi bakımından ayrılıklar vardır. Ben daha gelişmiş birisiyimdir. Benim çocuklarım da benden gelişmiş olacaklardır.

 Tinlerle ilgilenenlere göre; kişioğlunun bilgi düzeyi geliştikçe, kişinin tini de yükselir. Bunun sonucunda, günü geldiğinde, tanrının kişioğullarına  verdiği  tin tanrının tinine erişir. Nitekim, Hallac-ı Mansur; bu noktaya ulaşmış ve “Enelhak- tanrıyım” demiştir. Böylece, tanrı ile kul arasındaki ikilik ortadan kalkmış; birlik ve aynilik ortaya çıkmıştır. Öyle anlaşılıyor ki tin denilen şey, varlıklara tanrıca verilmiş olan tanrı ruhudur. Bu tin, en basit maddeden en gelişmiş organizmalara  dek bir evrim geçirmiştir. Bilgilerdeki  gelişimden ortaya çıkan bu evrim,günümüzde de sürmektedir.

Kişioğlu, bütünüyle bir bilgisayar ağıdır. Beyin merkezi server görevini üstlenmiştir. Her organ, bir bilgisayar programıdır. Midemiz, akciğerimiz, böbreklerimiz böyledir.

Bunun bir istisnası, yüreğimizdir. Birçok tıp adamı arasında en önemli tartışma konusu,”ölüm demek beynin durması demek midir? Yoksa yüreğin durması demek midir?” konusudur.

Ceninin ilk önce yüreğini oluşturduğu ve yüreğin ana rahminden ölene dek durmaksızın çalıştığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla ölüm, yüreğin durması olmaktadır. Yürek, beyinden bağımsız çalışmaktadır.

Beyin, hem dış alemden hem iç alemden(kişioğlunun bedeninden)gelen uyarıları almakta, bunları sinir sistemi yoluyla ilgili organlara ulaştırmakta ve organlar bu uyarılara göre işlevlerini yerine getirmektedir. Kişioğlu bedeninde durmadan çalışan bir iletişim ağı(bir internet-bir network)vardır. Organlardan biri, internete çıkamaz ve özellikle ana server(beyin)la iletişim kuramaz duruma gelirse kişioğlu hastalanmaktadır. Eğer, bu durum sürerse, o organ ölmektedir. Diğer yandan, ana server durumunda olan beyin durursa, o zaman kişioğlunun bedenindeki bilgisayar ağı çökmekte ve tüm organlar durmakta ve  ölüm ortaya çıkmaktadır

Bunun tek istisnası yine yürek olmaktadır. Çünkü, beyin ölümü gerçekleştiği halde, yürek çalışmasını sürdürebilmekte ve kişioğlu bitkisel yaşama girmektedir.

O zaman, kişioğlu bedeninde  iki ayrı bilgisayar  server’ı olduğunu, bunların beyin ve yürek olduğunu düşünmek olanaklı olmaktadır. Yüreğin programı da durduğunda, yine ölüm ortaya çıkmaktadır. Çünkü, buna bağlı olarak beyin de durmaktadır.

Sonuç olarak, kişioğlu bedeni, devasa bir internet-bir network sistemi ile haberleşen bağımsız bilgisayarlardan-organlardan-oluşmaktadır. Bilgi çağında; bilgisayarlarda ortaya çıkan ve çıkacak olan gelişmelerle bu evrim daha da hızlanacaktır. Makine kişioğullarına dönüştüğümüzde,organizmamızın tamamı, bilgi depolarından oluşacaktır. Nitekim; günümüzde siborglardan söz edilmektedir. Siborglar, teknolojinin minimize edilip kişioğlu bedeninde kullanılması sonucu ortaya çıkan yarı makine yarı kişioğlu varlıklardır. Bunun sağlanması için çeşitli buluşlardan yararlanılmaktadır. Sharp Corporation adlı firma yapay göz yapmıştır. Seksenli yıllarda yapay yürek ve kan üretilmiş ve bir hastaya uyarlanmıştır. Mikro elektronikle çalışan kol ve bacaklar giderek yaygınlaşmaktadır. Yapay iskelet parçaları, seri olarak üretilebilmektedir. Hydron adlı yapay bir plastiğin kişioğlunun kaslarının yerine kullanılabileceği düşünülmektedir.

Bu gelişmeler sonunda, içinde bulunduğumuz yüzyılda beyin ve merkezi sinir sistemi dışında tüm organların yapayları yapılacaktır. İleriki aşamada, yapay beyinler de yapılabilecektir. Telefon, denizaltı, uçak, lazer ışını, radar, atom bombası gibi buluşları gerçekleştirmiş olan kişioğlu; son aşamada yapay zeka araştırmalarına yönelmiştir. Bunun da başarılacağından kimsenin şüphesi olmasın.

Sonuç olarak; bizi minerallerden ve bitkilerden ve hayvanlardan ayıran şeyin tin olduğu ileri sürülmektedir. Tin denilen şeyin de, birikmiş bilgiler olduğu, gerçekte her varlıkta tinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

O nedenle; iyi bir kul olmak için durmaksızın bilgilerimizi arttırmalıyız. Arttırdığımız bilgileri ve tüm bilgilerimizi, diğer kişioğullarına aktarmalıyız.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 448
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster