Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Kasım '20

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
158
 

Bilimsel Terapi-Yaşam Koçluğu

Bu yazımda bilimsel terapi nezdinde kişisel gelişimciliği mercek altına aldım. Böylece hem her insana, hem de birçok yazı ve söylemlerinde sık sık rastladığım üzere, tıp fakültesi mezunu olup çeşitli terapi dallarında hizmet veren hekimlere, terapistlere, psikiyatristlere ve tıp okumamış olsalar bile psikologlara da naçizane bir hatırlatmam olacak.

 

Lütfen, kişisel gelişimcilerin söylemlerine gereğinden fazla itibar etmeyin.

Çünkü onların söylemleri ancak kısmen doğru, dolayısıyla bir genelleme yapılamaz.

 

Postmodernist ve kapitalist sistemin pompalayarak empoze ettiği, hep olumlu yaklaşımlarla tribünlere oynayıp insanları manipüle etmeye yönelik ve böylelikle kısa yoldan para ve etiket kazanmanın cazibesine kapılanları da kendi bünyesine katarak, yalnızca son yılların modası haline getirilen sun'i bir harekettir bu kişisel gelişimcilik furyası.

 

İstisnaları vardır mutlaka ama, geçmişlerinde bu yönde hiçbir eğitimleri bulunmadığı halde ve kendilerinin gelişime ihtiyacı varken, adına eğitim bile denemeyecek sadece üç-beş aylık bir-iki kurs sonucunda aldıkları sertifika ile başkalarının kişiliklerini geliştirmeye kalkışıp, kendilerini mentor, yaşam koçu, kişisel gelişim uzmanı “zanneden” ve öyle ilan eden bir kitledir bu maalesef. Toplum açısından da patolojik bir kitle.

 

Patolojiktir çünkü, savundukları ve insanların beyinlerine işledikleri çoğu şey yanlıştır, çünkü eksiktir, arızalıdır, yani bozuktur, kusurludur, hastalıklıdır esasen.

 

Örnek vereyim:

Bu kitlenin zaten en temel söylemi, insanların yaşadığı iyi-kötü, acı-tatlı, istisnasız “her şeyin” ve “sadece” insanın kendisinden kaynaklandığıdır. Diğer bütün söylemlerini de buna bağlı olarak söylerler.

 

Oysa her şey, ille de insanın 'kendisine' bağlı değildir!

 

Tamam, evet, pek tabii ki çoğu insanın direkt kendinden kaynaklanan şeyler de vardır ama her zaman değil, her durumda değil, her sorun için ve her insan için böyle değildir.

 

Mesela diyelim ki psikopatın biri ortalık yerde çekti silahı sağa sola ateş edip durdu, sen de yolda kaldırımda yürüyor, işyerine gidiyorsun, kurşunlardan biri de geldi seni vurdu, öldün!... veya ağır yaralandın, yaşamsal bir organın ya da bir uzvun zarar gördü.

Bunda senin dahlin ne olabilir? Sen misin bunun sorumlusu, suçlusu? Senin mi bir hatan, yanlışın ve kendinde değiştirmen gereken kötü, olumsuz veya yanlış bir düşüncen, duygun, davranışın, alışkanlığın, huyun filan mı vardı da bu böyle oldu?

 

Cevap çok açık, tabii ki bu durumun seninle hiçbir ilgisi yoktu... Senin kendinden kaynaklanan herhangi bir şey nedeniyle gelmiş değil bu başına.

Başka pek çok örnek var bunun gibi, bu tezi çürütecek... mesela hırsız girdi evine ya da atılan bir iftira, daha önce hiçbir irtibatın olmamış, henüz hiç tanımadığın birilerinin seni üzmesi, yapılan bir haksızlık vs vs vs, hepsi için geçerlidir bu.

 

Ama kişisel gelişimcilere göre senin yüzünden oldu, öyle olmalı!

Her duruma, her soruna, her insana bakış açıları tam da budur ve böyledir ve bu fixtir. Bir şey olmuşsa, mutlaka senden, yani insanın kendisinden kaynaklanmıştır. Sen mıknatıstın çünkü, etrafındaki her şey de mutlaka demir, sen çektin bunu kendine.

 

Yani daha en başta, bakış açıları zaten patolojik!

 

Ve evet, diğer bütün söylemlerini de bu temel üzerine, bu bakış açısı üzerine inşaa ederler.

Sorun sendedir. Sen çektin bunu kendine ya da sen izin verdin buna. Senin kendini değiştirmen lazım, duygunu - düşünceni, huyunu - davranışını değiştirmen lazım.

Nitekim buna bağlı olarak yine işte, en yaygın ve dillerine pelesenk olmuş sürekli söyledikleri, o meşhuuur “anı yaşa” söylemi. Anda kal, geçmişi de geleceği de bırak, anda yaşa! Sadece şu an var, bugün var, dün veya yarın değil, şimdi var. Geçmişi unut, ya da affet, her ne olmuşsa olmuş, geleceği de çıkar aklından her ne olacaksa da olacak, kurtul bundan, değiştir bu duygu ve düşünceni, geçmiş ve gelecek yok, takma kafana. Şu anın keyfini çıkarmaya bak.

 

Oysa geçmişiyle-bugünüyle-geleceğiyle bir bütün halinde insan “ömrü” diye bir süreç var. Ve bütün gelişimini de bu süreç ile “birlikte” aşama aşama gerçekleştiriyor insan. Dolayısıyla, bir defa zaten var olan buyken bunu tümüyle yok sayan ve reddeden bir söylemdir bu, yani gerçek dışıdır, dolayısıyla olması gereken de, yapılması gereken de bu değildir esaen.

 

Tamam, tabii ki gerektiğinden fazla saplantı derecesinde de takılıp kalmamalıdır geçmişte olanlara, geleceği de gereğinden fazla takmamalıdır kafasına ama, hepten unutursa, olmamış farzederse var olanı... zaten olmuş olanı/var olanı “kendini kandırarak” yok sayarsa, geçmişten/o olanlardan ders almadıkça, yani onları hatırlamadıkça, şu an doğru bile yapsa, veya boş verse lay lay lom takılsa bir sonraki an'larda da:) yani gelecekte, yine aynı hataları gene yapar insan! Yani, bu gerçeği de yok sayar, bunu da hiç hesaba katmamaktadır bu söylem. Ama hâl böyleyken, başka bir söylemlerinde de, sen hep aynı hataları yapıp, hep aynı şeyler başına geldiğinde bu defa da derler ki sen izin veriyorsun işte buna! Oysa onlar demişti geçmişi unut diye! Hem geçmişi unut derler, hem de geçmişi unutup ders almadığın için sen izin vermiş olursun buna! Çelişkiye bak!

 

Kaldı ki, o zaman geçmişin bilimi olan tarihi ne yapacağız, tarih diye, arkeoloji, antropoloji diye bilim dalları da var bunları ne yapacağız, çöpe mi atmalıyız? Hattâ bir de geçmişini bilmeyen, geleceğini bilemez, geleceğe yön veremez diye bir özlü sözümüz de var; öyle ki ayrıca, geçmişini bilmeyen/geçmişi unutan zaten bugünü/içinde bulunduğu anı da anlayamaz. Ve geleceğe dair bir takım amaçları, hedefleri, hayalleri, istekleri, düşünceleri olmazsa insanın ve onu o hedeflere taşıyacak kararları-yolları bugünden düşünüp almazsa ve planlamazsa, bugünün de ve külliyen “yaşamın zaten hiçbir anlamı kalmaz” der gelmiş geçmiş bütün düşünürler, filozoflar, ermişler, bilgeler, atalar... Şimdi bunlar mı geçerlidir, doğrudur asıl, yoksa kişisel gelişimcilerinki mi?

 

Hâsılı, hem geçmiş yok, gelecek yok, şimdi var, anı yaşa, anda kal, geçmişi de unut geleceği de unut gibi, hem de sen bir sorun yaşıyorsan sende var demek ki sorun, kendini değiştirmelisin, hele de sürekli aynı şeyler oluyorsa, hep aynı sorunu yaşıyorsan, mutlaka senin kendinde değiştirmen gereken bir şeyler vardır ya da sen izin veriyorsundur buna!” ana fikirli nice söylem ve hepsi de arızalıdır, kusurludur maalesef. Hepsi de açıklanmaya muhtaçtır ve hepsi de duruma ve insanına göre değişen şeylerdir bunlar. Dediğim gibi, asla genelleme yapılamaz, asla her insana uygun ve ille de her insan için doğru söylemler değildirler. Bu söylemlerin pek azının şimdi sadece bir iki detayına değindim, kimi söylemleri belki daha özel ele alıp sonraki yazılarımda daha geniş irdeleyerek açıklamak daha doğru.

 

Zaten kişisel gelişim/gelişmişlik veya insanın gelişimi ve kendini geliştirmesi direkt bütüne bakabilmekle, bütünü görebilmekle, en azından olabildiğince en geniş açıdan bakabilip gördüğü her şeyle de birlikte aynı zamanda “çok yönlü” de düşünebilmekle alâkalı bir şeydir. Ancak böyle mümkün olabilir. Ancak o zaman zaten bir gelişmişlikten ve kendini geliştirmiş olabilmekten söz edilebilir. Bunun okulu-kursu filan da yoktur, öyle beş on söylemle filan olacak bir şey de değildir.

 

Gerçek kişisel gelişim, tefekkürlerle, tevekküllerle, gözlemlerle, hatırlamalarla, ayrıca başka insanlarla yapılan derin sohbetlerle ve fikir alışverişleri ile de beslenerek, insanın hem etrafındaki olan bitenler, hem öncelikle başka insanların yaşadıkları, hem de kendi yaşanmışlıklarından da feyz alarak ve bir çok pozitif bilim ve soyut ilim dallarından araştırıp-okuyup-öğrenip, bunların ışığında edindiği bilgilerle de harmanlayarak, bütün bu verilerin hepsini birden birleştirip düşünce boyutunda insanın gerçekleştirdiği “doğru” sorgulamalarla ve hem zeka hem iradenin eşliğinde, mantık, muhakeme, kıyas ve tartı da içeren akıl yürütmelerle, aklın yanısıra yürek de devrede olarak zihinsel, bilinçsel, duyusal ve duygusal ve hem içsel hem de dışsal algoritmalarla uzun seneler alan disiplinli bir çalışma sürdürülerek, böylesi bir keşif yolculuğu, böylesi bir keşif süreci ile ve aşama aşama ancak başarılabilen bir şeydir.

 

En önemlisi de, insanın kendi önce bu şekilde kendini geliştirebilmiş, kendisi gelişmiş bilge bir birey olabilmelidir ki, başkalarını da geliştirebilsin!!

 

İşte tam da şu son söylediğim, işin olmazsa olmaz esasıdır zaten. Kendinde bu değişimi-gelişimi başarmamışsa henüz, başkasına isabetli ve doğru bir katkısı nasıl olsun?!

Bu arada her değişim, gelişim değildir, ama her gelişim bir değişimdir mutlaka.

Peki hâl böyleyken kişisel gelişimciler ne yapıyor?

Derler ya yine hep “olumlu düşün, olumlu olsun her şey”....

Onlar da olumlu düşünerek, herhalde başkalarını geliştirecek kadar kendilerini geliştirmiş olduklarını, yeterince gelişmiş olduklarını “farzettikleri” için olsa gerek, bir taraftan hep “kimseyi değiştiremezsin -yani geliştiremezsin-, her insan ancak kendini değiştirebilir” yani kendini de kendin ancak değiştirip geliştirebilirsin dedikleri ve bunu savundukları, insanlara da kezâ hep bunu dikte ettikleri halde, bir taraftan da kendileri yine başka insanları güya geliştirmeye, gelişimlerine güya katkıda bulunmaya, güya yardımcı olmaya, değiştirmeye kalkmıyorlar mı? Hani kimse kimseyi değiştiremezdi, kendisi değişmeliydi, kendisi kendini değitirebilirdi-geliştirebilirdi ancak? Başkalarını geliştirmeye/değiştirmeye çalışmakla kendileri zaten kendi bu söylemleriyle de işte yine çelişmiş ve bu söylemleriyle top yekûn iştigal ettikleri alan bile iflas etmiş olmuyor mu? Demek ki neymiş, bunu dahi düşünemeyecek kadar kendileri ve bakış açıları dar bir alana sıkışık durumda işte maalesef. Demek ki, “hiç de yeterince kendilerini geliştirebilmiş değillermiş” sonucu çıkmaz mı buradan? Bir söylemi bir diğer söylemini yok edecek şekilde bunca çelişkiler içinde olduklarına göre, demek ki doğru bir şekilde akıl yürütemiyor, doğru düşünemiyorlar bile ki kendilerini geliştirebilmiş olabilsinler.

 

Dolayısıyla sonuç olarak, psikiyatristlerle-terapistlerle-psikologlarla yani insan hakkında daha bir uzman hekimlerle hele kıyaslanacak olursa, siz hekimler zaten kişisel gelişimcilerden çok daha ileri ve gelişmiş bir eğitim almış insanlarsınız ve böylece kendi iç dünyanız ve düşünce boyutunuzda da daha gelişmiş ve kendinizi geliştirmiş olduğunuz da varsayılacak olursa, kişisel gelişimcilerin çeşitli söylemlerine itibar etmekle ve kendi mesleki argümanlarınızda onların bu patolojik söylemlerini kullanmakla doğru bir iş yapmış olur musunuz?!

Bence hayır. O yüzden de diliyorum ki sizler de işte bunu bir sorgulayınız lütfen.

 

Duyusal, görsel, duygusal, düşünsel, ruhsal, yani zihnen, kalben ve manen ve elbette bedenen de sağlıkla kalın, bilinçle ve sevgiyle kalın... Çalışmalarınızda başarılar ve şimdiden teşekkürlerimle...

.

.

.

Filiz Alev Tekin

17.11.”20

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Günümüz bizim toplum insanı; teknoloji ve onun getirdiği uçsuz bucaksız doğru/yanlış bilgi bombardımanı ile geleneksel değer yargıları arasında sıkışmış, kimlik bunalımı içinde bocalıyor.Üstüne nefes almasına olanak tanımayan ekonomik sorunlar... Kötü tabirle "kafayı sıyırmaması" bir mucize. E, hal böyle olunca kişisel gelişim uzmanı,yaşam koçu, NLP uzmanı gibi daha önceden bilinmeyen "meslek"ler ortaya çıkması doğal! oluyor... Ha bir de bunun din tüccarları kısmı var ki o; bu bahsi geçen olaya, en azından belli bir mantıkla yaklaşanları mumla aratıyor. Senin içine cin girmiş diyerek türlü şaklabanlıklar ,istismarlarla; yaralı ruhları, hepten onulmaz bir konuma getirenler... Yeni bir sözcük yerleşti dilimize:TREND... İşte Filiz'ciğim senin emek vererek yazdığın bu değerli yazında konu olan "anda kal" da günümüzün trendlerinden :) Biri kullanmış,diğerleri de onu takip etmiş. Doğru mu değil mi diye senin gibi sorgulayan,düşünen,inceleyen maalesef çok az... Sevgiler arkadaşım.

Nur Eşmeli 
 26.01.2021 16:29
Cevap :
Ne güzel demişsin ve doğru şeyler söylemişsin. Senin de belirttiğin gibi, işin bir de "din cephesi" yönünde olan bitenler de var, evet, ve ne yazık o daha da kötü ve zararlı. "TREND" deyince de sen, ister istemez muzip muzip de güldüm, çünkü bu kelimenin kendisi bile zaten yine arak ve trend:) üstelik yine şu içinde bulunduğumuz berbat sistemin pompaladığı şeylerden biri de o zaten :)) Bu gidişle, bunlarla nasıl baş edeceğiz bilmem ama şu kesin, insanın artık, eski zamanlara kıyasla çok daha akıllı ve daha da sorgulayıcı olması şart maalesef. Aynur'cuğum, canım arkadaşım, çok teşekkürler ve sevgiler, selamlar yolladım...  27.01.2021 0:38
 

Yazınız, son zamanlarda çok mağdur olduğumuz bir gerçeğin altını çizmiş. O gerçek de ülkemiz sokaklarında gezintiye çıksak kolumuzun her bir şeyin koçuna, uzmanına çarpacağı gerçeği! Kişisel gelişim ve yaşam koçluğu da bunun başında geliyor. Bu da bize yurt dışından ithal. Oradaki insanın ekmek arama derdi olmadığı için, maddi dünyada refaha erince manevi dünyada bir anlam arayışı var. NLP uzmanlığı vs adı altında felsefi ve dini metinlerden alıntılarla yeni bir kaynak alanı açtılar. Kişisel gelişim iyidir, bu gezegendeki varlık amacımız kişisel ve bütünsel gelişim içindir ama bu öyle jenerik laflara, saçma olumlamalara, itmelere, çekmelere indirgenecek ve kolaylıkla da gelişilebilecek bir mevzu değil. İnsan küçük bir evren ve o evrene eğitimsiz, donanımsız " bodoslama dalmak", " ayar vermek", geliştirmek, değiştirmek mümkün olmadığı gibi çok da riskli. Cahil cesareti denilen de bu olsa gerek. Para kazanmak etikten daha öncelikli hale gelince durum bu ne yazık ki! Kaleminize sağlık.

Çiğdem Timur 
 16.12.2020 13:58
Cevap :
Çok teşekkür ederim, siz de konuyla ilgili fikirlerinizle çok değerli bir katkıda bulundunuz, sizin de kaleminize-emeğinize-bilincinize sağlık. Toplumda bu tür ve benzeri kimi çarpıklıklar ve çoğu insanca doğru zannedilen kimi yanlışların ve yanlış zannedilen kimi doğruların bir kısmı bile değişse/düzelse inanın ileri yönde çok büyük bir gelişme kaydederdik. Onun için zaten fırsat buldukça ve denk geldikçe her tür vesileyle bunların altını hep çiziyor, insanlara hatırlatıyor,dilimiz döndüğünce ve kalemimiz yettiğince düşündürtmeye ve farkettirmeye çalışıyoruz. Her ne kadar çoğunlukça "her şeyi eleştiren",hep "hata bulmaya odaklı",hep münafık,hep olumsuzluk gibi algılansa da, aslında tam aksine her bilinçli insanın sorumluluğunda olduğu/olması gereken bir görev, bir değerli çaba, hattâ kutsal sayılabilecek bir emek ve gönül veriştir,insana inanıştır,insanın bunu başarabileceğini umut ediş,umut bağlayış,insana değer veriş ve onu seviştir bu. Keşke bunu da anlayabilseler. Sağlıkla kalın..  16.12.2020 20:40
 

Kişisel gelişim konusunda ahkâm kesenler hakkında benimde söylenecek çok şeyim var ama beni asıl ilgilendiren konu "neden, son zamanlarda bu kadar çok kişisel gelişim kitapları yazılır ve okunur oldu?" sorusudur. Bu sorunun da tek bir cevabı varsa o da şudur ki toplumlarımızın, kültürlerimizin ve eğitim sistemlerimizin giderek artan bir şekilde "kişilik" sorunları yaşayan ve bunun da farkında olan insanlar üretiyor olmasıdır. Ben maalesef bu tür kitapları okuyan ve onlardan medet uman insanların sayısının her gün artacağını düşünüyor. Selamlar

Matilla 
 30.11.2020 19:01
Cevap :
Teşekkürler  30.11.2020 20:55
 

Ne kadar güzel yazmışsın canım.Şu anı yaşamak konusu,beni çok etkiledi.Evet anı yaşayalım,bu günün tadına varalım ama geçmişi olmayan insan,kökleri olmayan ağaç gibidir.Yaşaması mümkün değildir.Çünkü geçmiş,bu günümüzün alt yapısı,temelidir.Her yönüyle harika bir yazı.Eline sağlık arkadaşım.Yürekten sevgiler...

fisun gökduman kökcü 
 26.11.2020 20:05
Cevap :
Can arkadaşım, çok teşekkürler... Hele ki sen de bir hekim olduğun için, bu yazımı beğenmen ve aynı fikirde olup, dediklerimi onaylayıcı cümleler kurman tabii ki daha bir anlamlı ve daha ayrıcalıklı bir değerde ve önemli. Anı yaşa konusunu bu yazımda kısmen ele aldığım için devamını da az önce yayına verdim, böylece tamamlanmış oldu. Aynen senin de dediğin gibi geçmiş, ağacın kökleri gibidir; bugünün temeli ve alt yapısıdır, kökü olmayan ağaç nasıl yaşasın?.. Hattâ bugünü bile işte nasıl yaşayabilsin, anı yaşayayım dese bile:) Sen de işte böylece tam da nokta atışı gibi bir tespit ve teşbihle çiçekler açtırmışsın, benim de beğeni ve takdirlerim nehirler gibi aktı gitti bu zeki ve içten arkadaşıma doğru. Yürekten sevgilerim ve tekrar teşekkürlerimle canım, şen ve sağlıkla kal...  29.11.2020 13:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 151
Toplam yorum
: 1771
Toplam mesaj
: 185
Ort. okunma sayısı
: 3137
Kayıt tarihi
: 03.03.11
 
 

Ekonomistim, emekliyim. İki evlat annesiyim. Müzikle ilgilenirim, bestelerim vardır. Düşünürüm, a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster