Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
815
 

Bilimsel ve dinsel yobazlık

Bilimsel ve dinsel yobazlık
 

bilim ve din


Dini yobazlık, dinler tarihi boyunca alışık olduğumuz bir kavram ve ne olduğunu üç aşağı beş yukarı hepimiz biliyoruz. Ben bugün, bilimsel yobazlığın ne olduğu üzerinde durmak istiyorum özellikle.  


Bilimsel yobazlık bilimsel olmayan verileri değerlendirmeyi red etmektir. Bilim adamları, üniversiteler, yüzyıllarca bu yobazlığın başını çekmişlerdir. Günümüzde de bu yobazlığın etkileri hala olanca gücüyle devam ediyor.  

Bilimsel yobazlığın en güçlü savunması teknolojiye dayanır. Bilimsel çalışmalar, teknolojik buluşlara yol açar ve bu teknolojik buluşlar da yaşamımızı kolaylaştırmakla birlikte yeni “bilimsel” bilgilere ulaşmamızı sağlar. Bu durum bilim adamlarını ve bilim kurumlarını öylesine yüksek bir yere koymuştur ki, bir çok kimse, bilimin sınırlarını, aciz kaldığı alanları sorgulama gereği bile duymamış. Bilimin, varoluşun sınırlı bir alanına ait bilgi edinme yöntemi olduğu unutulmuş. Bilim bir çeşit din haline getirilmiş. Destek de hazır: İşte teknoloji, bilim sayesinde aya gittik! Bilim sayesinde dünya gezegeninin öküzün boynuzları üzerinde durmadığını öğrendik. Bugün bilim sayesinde ben bu yazıyı yazıp size ulaştırabiliyorum vs.  

Din adamları, bilimin varoluşla ilgili araştırma ve geliştirmelerini korkuyla izlemiş, bazı dönemler bilim adamlarını katli vacip görmüşler.  


Bilim adamları da, dini bilgileri küçümsemiş, değerini yok saymış, kendi yöntemlerinin dışına çıkanı, bir çeşit tapınakları haline gelmiş üniversitelerinden kapı dışarı etmişler .  


Fakat insanlar, ister bilim adamları olsun, ister din adamları, bilimsel ve dini bir bilgi ağı içinde yaşadıklarını, bu bilgi disiplinlerince keşfedilmiş, keşfedilmekte olan yasalara tabi olduklarını görecek kadar geniş bir bakış açısı geliştirememişlerdir toplumsal düzeyde.  


Bilim adamları, her gün laboratuarlarından çıkıp yatağa gidip uyumanın ne olduğunu, din adamları da zihnin varoluştaki yeri ve işlevi konusunu atlamış, yok saymış, görmezden gelmişlerdir. İşte yobazlık bu körlüktür. Bilimin gözünü açtığı noktalarda din, dinin gözünü açtığı noktalarda bilim kör kalmıştır.  

Bu yazıda özellikle, kendilerini bilginin peygamberi sanan bilim adamları ve çevrelerinin, özellikle üniversitelerin, varoluş konusunda ne kadar bir arpa boyu yol alabildiklerini ve ne kadar sınırlı bir alanda çalıştıklarına örnekler vererek, “bilimsel” sözcüğünün ne kadar kırılgan ve bilimsellikten uzak kullanıldığını görmenize yardımcı olmak, yani bilimsel yobazlığa dikkatinizi çevirmek istiyorum.
Hepiniz duymuş ya da tanık olmuşsunuzdur. Tıbbın geliştirdiği tedavi yöntemlerine cevap vermeyen bir hasta bir hocaya gidiyor. Hoca da, git şu kuyudan su çek, içine şu dağdan bir ot kat gibi, “ipe sapa gelmez” bir şeyler söylüyor.Ama hasta on yıldır doktor doktor gezip çözemediği hastalığından kurtuluyor. Ne oldu şimdi? Tıp bilimi, yüzyıllardır tanık olduğu bu tür fenomenleri görmezden geliyor. Bunun irrasyonel de olsa, beyinle bir iletişim yolu olabileceğini reddederek yobazlık ediyor!  

Henüz, biliminin üzerine kurulu olduğu fiziksel alanda, maddenin ne olduğunun, elektriğin ne olduğunun, enerjinin ne olduğunun bilinmediğini biliyor musunuz? Bu alandaki dünyaca ünlü bilim adamlarının (S.Hawking gibi) birbirleriyle tartışmaları, bizim meclis üslubundan farklı değil üstelik.  

Siz bilimin kafasının karmakarışık olduğunu biliyor musunuz?  

Yapmaya çalıştığım şey bilimi gözden düşürmek değil, ancak onu gerçek yerine oturtmak. Bilgi konusundaki tekelciliğini kırmak. Bilimsel yobazlık özellikle gölgede kalmış bir kavram olduğu için, bu konuya dikkat çekmek.Eğer konu, yaşam ve insan ise, bu alanda bütün bilgi kaynaklarından yararlanılabilir bir anlayış düzeyine gelinmesine bir katkıda bulunmak.  

Bilim adamları bilimde, din adamları dinde derinleşerek bu yobazlaşmadan kurtulabilir. Halka, bize düşen görev ise her iki kesimden de yararlanmayı akıl etmek. Birini diğeriyle kıyaslamadan, her iki bilgi disiplininin yararlı bulgularını günlük yaşamımıza katmak.  

Çünkü dünya bu yönde dönüyor! Yirmi birinci yüzyıl, bilimsel yobazlıktan kurtulma çağı olmaya doğru gidiyor! Gözlemcinin (bilim adamının) deney üzerindeki etkisi tartışılıyor ve dahası bu tartışmalarda artık din adamlarına da yer veriliyor. Artık “bilimsel nesnellik” kavramı yeniden tanımlanmak zorunda. Ve en önemlisi, siz bu gelişmelerin neresindesiniz?  

Aydınlık bir gün olsun hepimize!
izzetbalci@ziprotek.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kucuk detaylar pesinde kosmak yerine tum bastiligiyle olayi gormeye calismak daha dogru olacaktir. Acikcasi ben hayretler icindeyim, her alanda cok buyuk ilerleme kaydetmis bir medeniyetiz. nasil oluyorda hala buyuk cogunlugumuz at gozlukleriyle dolasiyor ortalikta? bir sure once ben de bir yerde din ogretilerinin bize kazandirdigi seyler oldugunu yazmistim. okuyuculardan biri bunu bana hic yakistiramadi. "madem oyle dusunuyorsun sen oyle dusunmeye devam et, ama ben bunu kabul etmiyorum" diye mesaj atmis bana. oysa ben sadece artik din konusunda eskisi kadar kati degilim demistim. kabul etmemiz gereken sey de iste bu hicbir seye karsi kati bir tutum icinde olmamaliyiz.

zafer kilincoglu 
 13.11.2011 14:01
 

Yazınız başlığın iddiasını dolduramıyor.. Yazının ortalarına kadar nedir şu bilimsel yobazlık diye merakla ama sıkılarak ilerlerken, nihayet bir örnek veriyorsunuz, hoca örneği. Ardından bazı konularda bilimin cevap vermediğini iddia ediyorsunuz, ama bunun bilimsel yobazlık iddiasıyla bağlantısı yok, ayrıca bilim maddenin vs. ne olduğunu bilmiyor demeniz sadece lafta kalan bir şey, yani bir iddia bilgisi verilmemiş.. Ve yazı aşağı yukarı bu şekilde bitiyor. Yani sonuç olarak yazınızda iddianızla ilgili bir şey yok. Hoca meselesi ise zaten bilimin izlediği yoldur. Bilimde o otu bu ota karıştırarak vs. bir ilaç keşfetmeye çalışıyor. Hocanın önerdiği, bilimin yaptığının ancak belki denizdeki suyun bir damlası kadar bir öneme sahiptir. Ama bilimsel yobazlık diye ikna edici bir tez ileri sürülmesi hala mümkündür.

Erdal Aydın 
 09.09.2011 21:15
 

İzzet Bey merhaba, TDK, “yobaz” ı şöyle tanımlıyor: “Dinde bağnazlığı aşırılığa vardıran, başkalarına baskı yapmaya yönelen (kimse) 2. mec. Bir düşünceye, bir inanca aşırı ölçüde bağlı olan (kimse).” Bilimin yobaz olduğunu iddia etmek ve bunu yaparken bilimi dinle kıyaslamak anlamsızdır. Bilim “herhangi bir düşünceye aşırı bağlı” olamaz, bilimde kesin doğru yoktur. “Aklının karışık olması” ise, sizin yorumladığınız gibi olumsuz bir özellik değil, tam tersine bilimin yapısı gereğidir, bilimin motoru “bilmemek”tir. “Bilim dininin peygamberleri- bilim adamları” sıklıkla kullanılan, yine anlamsız bir savdır, zira “bilim dininden” bahsedebilmek için, ya bilimin, ya da dinin ne olduğunu bilmemek gerekir. Selâm ve saygılarımla.

uhudedipuhu 
 22.06.2011 9:51
 

Dikkat çektiğiniz, ya da "tespit" diye bize sunmaya çalıştığınız hususlar, düşündüğünüzden daha farklı. yazınızın sonuç kısmında; "din ve bilim bir arada olsun, ikisinden de gereğince faydalanılsın" düşüncesi hakim kılınmış. Ancak "din" ve "bilim" doğaları; yani hareket noktaları gereği biri birlerinden farklıdırlar. Bu nedenle siz, ben yada başka birileri; herhangi bir nedenle bu iki unsuru birlikte kullanmaya muktedir olamaz. Selamlar...

Mustafa CAN 
 22.06.2011 8:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 13
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1141
Kayıt tarihi
: 06.06.11
 
 

Zihinsel Programlama Teknikleri(NLP, Hipnoz, Meditasyon..vs.) alanında, uzun yıllardır araştırma ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster