Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
391
 

Bilinç’in “t” ve “b” hali…

Bilinç’in “t” ve “b” hali…
 

Bilincin tanımı çok çeşitli ve boyutlu olsa da, beni en çok düşündüren tarifi “insanın duygularına, algılarına, bilgilerine ve kavrayışlarına bağlı olarak kendini anlama, tanıma ya da bilme yetisidir.

Kabaca “toplumsal bilinç” ve “bireysel bilinç” olarak ikiye ayırabiliriz. Her ne kadar toplumsal ve bşireysel bilinç iç içe geçmişse de, insanın ve toplumun refahında hangi bilinç sisteminin ön planda olduğu belirleyicidir.

Küresel çetenin yönetim biçimi olan emperyalizme uygun olanı ise bireysel bilinçdir. Küresel çete, toplumlara dayattığı liberal yönetim sistemi ile bireyciliğin ön planda olmasını, bu yolla insanların içlerine dönük, kişisel çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan, sosyal yönü kısıtlı insanlar yaratmaya çalışır.

Ülkemisde 1950 den sonra büyük bir hız kazanan liberalizm akımı, Özal döneminde zirveye ulaşmış, bu gün ise olgunluk dönemini yaşamaktadır. Tabii ki küresel çetenin isteği kadar ve doğrultuda. İnsanların zamanlarının çok büyük bir bölümünü televizyon ve bilgisayar başında geçirdiği gerçeği ne kadar bireysel bilincin esiri olduğumuzun bir göstergesidir.

Oysa Türk milleti olarak gerek kültürümüzde, gerek dinimizde “toplumsal bilinç” sahibi olmamız ve o istikamette hareket etmemiz gerekliliğini bildiren bir çok söz vardır.

    Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir. Aldığın nefeste bile tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır. Anne – babanı sırtında kabeye götürsen hakkını ödeyemezsin.

Bunlar gibi bir çok örnek vardır ve bu örnekler gerek kültürümüzün gerek dinimizin olmazsa olmaz önerileridir.

Ülkemizdeki gelir dağılımına, insanların yaşam şekillerine baktıkça ne kadar kendimize ihanet ettiğimizi acı içinde görüyorum.

“Bu gidişin sonu Irak” başlıklı yazıma http://blog.milliyet.com.tr/Bu_gidisin_sonu_Irak/Blog/?BlogNo=219286 çok saygıdeğer bir okurumun yazdığı bir yorum beni derinden düşündürdü. Aşağıda aynen bu yorumu paylaşacağım. Ancak sakın yanlış anlaşılmasın. Benim değerli okurumu ve onun düşüncelerini eleştirdiğim falan yok. Sadece bir çok insanımızın hangi düşünce içersinde olduğunu, bu düşünce modelinin bizim bu günkü duruma gelmemizdeki etkisinin ne olduğunu siz okurlarla tartışmak istedim. İşte yorum.

Arabamla cep telefonumu yenileyemeyecekmiyim....??
Kim mani olacak ona....??? Cehape'mi... Hangi hakla.... Ben çalışıp didineceğim..... Ülke dahili ve ülke harici gidip bir sürü endüstriyel kuruluşa danışmanlık yapacağım.... Gerekirse uyumayacağım.... Kafa patlatacağım.... Dirsek çürütüp, kan çanağı gibi gözlerle sabahlara kadar soğukta kir pas yağın içinde bir konsept oluşturacağım olmaz denilenleri olur yapacağım karşılığında teşekkür yerine para alacağım ve zatın biri gelip bana cep telefonu ve arabamı yenileyemiyeceğimi söyleyecek.... Hemde bu asırda 1940'ların zihniyetini çekeceğim.... Hemde ben..... Yok beyim siz TÜRK MİLLETİ'ni çok aciz bellemişsiniz.... Bu gün öyle insanlar vardırki bu ülkede GOLDEN MASTER diye anılır azdır ama vardır. Bu arada belirteyim bunun üniversite eğitimi şunla bunla alakası da yoktur. Ancak 1940'ların kafasıyla bu günleri idame ettirmeye çalışmak hemde ben yaşarken hemde bana karşı hemde benim ülkemde...... Yok beyim yok.... Valla cıngar çıkar. Ben ülkemi 1940'ların zihniyetine ezdirmem....

Oysa ben yazımda “araba ve cep telefunu”nu sadece çarpıcı oldukları için örnek olarak vermiştim. Ülkem insanının din, örf, adet ve gelenekleri doğrultusunda birikimlerini en azından toplumumuzun yaşam seviyesi sürdürülebilir bir seviyeye gelene kadar çok da elzem olmayan kişisel ihtiyaçlar adına yabancı ülkelere vermesi yerine, ülke kalkınmasını destekliyecek yatırımlara dönüştürmesinin daha uygun olacağı düşüncemi belirtmiştim.

Şu bir gerçektir ki bu gün ülkemiz insanının % 1 i dünya standartlarının çok çok üzerinde, % 14 ü dünya standartlarında gelir ve yaşam düzeyine sahiptir. Geri kalan %84 ün çok büyük bir bölümü maalesef açtır. Tv. haberlerini veya gazete baş sayfalarını açtığımızda karşılaştığımız iç karartıcı olayların tamamına yakınının temelinde yatan sorun da budur.

Tabii ki insanlar hürdür. Tabiidir ki birikimini kendi istediği gibi değerlendirebilir. Buna hiçkimsenin bir diyeceği olamaz. Ancak bu ülkenin dini, gelenekleri, örf ve adetleri ile yoğrulmuş, tabiri caizse “tüyü bitmemiş yetimin hakkını sırtında taşıyan” insanlarımızın harcanımlarını yaparken öncelikle onları yetiştirip bu güne getirmiş topluma borçları olduğunu bilmeleri, bireysel bilinçten kurtulup toplumsal bilince yönelmeleri gerekmez mi?

14:30 2009-12-17

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Asla değiliz.... Biz acziyeti kabul edecek bir millet de değiliz. Ancak acziyete mahkum edilmiş bir milletiz.... Çok basit ve manasız bir takım daireler içerisinde biz birbirimizle çatışırken dünya hızlı adımlarla yoluna devam ediyor nasıl olsa. Durdurabilirmisiniz....??? Peki bu dünyadan başka bir dünyada yaşıyabilirmisiniz....???? Bu dünyada yaşıyorsanız eğer bir hırka bir lokma anlayışını çocuklarınıza enpoze edebilirmisiniz...??? Hadi ettiniz diyelim uzay savaşlarına karşı çocuklarınıza çelik çekirdekli barut patlamalı silahlarla mı düşmanlarına karşı koyabileceklerini öngöreceksiniz..... Yorumcunun biri babamı sormuş.. Benim babam belli. Dedelerimde onlar ve ben kimseye minnet borcu ile borçlu değiliz..... Zira onlar bu vatan için şehit oldular ve ben onlarla iftihar ederim.. Hiç merak ve telaşlarıda olmasın o kardeşimin benim ecdadım başında lider dahi olmasa ne vatanını ne namusunu ezdirmezdi ve ezdirmedide zira bedelinin damarlarında akan asil kanda mevcut olduğunu bilirlerdi.

Atila SARUHAN 
 19.12.2009 11:28
Cevap :
Meerhaba, Size katılıyorum. Asla aciz değiliz. Devamlı aciz bırakılıyoruz. Ülkenin ve dolayısı ile insanının kalkınması üretimle olur. Başka bir çözüm yoktur. Eğer siz üretmiyor, üreten değerlerinizi de yok bahasına elden çıkarıyorsanız, ancak üreten ülkelerin çıkarına hizmet eden beyinler yetiştirebilirsiniz. Aksine efendileriniz izin vermez....  21.12.2009 17:42
 

Peki bu çocukların bu ülkenin beyni olduğunu ve bir bünyeden beyni aldığınızda geriye kalan kısmının da DEVLET DAİRESİNDE BİR İŞ BULABİLİRMİYİM arayışları içerisinde çırpınması sizce normalmidir....???? Üniversiteli kardeşim KAPAĞI DEVLET DAİRESİ'ne atmayı kurtuluş olarak görmesi sizce hangi karakterin veya çaresizliğin ürünü olabilir....???? Onlara dünya üzerinde biz de varız dedirtecek beyin takımından eksik bir bünyenin hangi hedefleri kendine belirleyeceğini ve hangi hedefleri tutturabileceğini öngörüyorsunuz.....???? Hülasa fazla uzatmadan bu bahside nihayetlendirmek istiyorum..... Aslında asgari müştereğimiz belli... Ama BEYİNSİZİZ..... Kızmayın sakın üstünüze de alınmayın.... (Ben BEYİNSİZİM....) Benim beynim şu an AMERİKA'da ve AMERİKAN ÇIKARLARI için çalışıyor..... WHITE HOUSE'un emrinde. ANKARA'nın değil.... Acaba biz bu çocuklarımıza AMERİKA'nın onlara teklif ettiği bir hayatı sağlamaktan acizmiyiz.... Sorun kendinize acizmisiniz..... Devamı SiViL olamıyorsak eğer. (4)'de...

Atila SARUHAN 
 19.12.2009 11:09
 

Peki siz kimsiniz....???? Sizi bu kadar değersiz yapan şey nedir...???? Neden bir AMERİKA'lının hukuku ile bir TÜRK'ün hukuku bir olamaz....???? Neden ülkemin üniversitelerinde okuyan ve başarılı ilk on beyin ANKARA yerine WASHINGTON'a rapor edilir. Kim eder....???? Neden eder...??? Bu ilk ona giren çocuklarımıza AMERİKA'dan davetiye gönderen kurum bizzat WHITE HOUSE'un kendisi değilmidir....???? WHITE HOUSE'un bizim çocuklarımızla işi ne....???? Peki bizim çocuklarımız eni 40 cm ve boyu 60 cm olan sarı zarfların içinden çıkan o katolog ve broşürlerin içeriğini sizce merak edip bakmıyorlarmıdır....???? O kataloglarda eğer AMERİKA'da yaşarlarsa araçlarının resimleri, villa yavrusu yapının resimleri, havuzu, otoparkı, çalışma mekanı, alacağı ücret veya eğer o ücreti beğenmiyorsa kendi talep edeceği ücretinde not edilmesini isteyen bir başka zarfla birlikte AMERİKAN KONSOLOSLUĞU'na uğraması veya sadece bir telefon açması...... Devamı SiViL olamıyorsak eğer. (3)'de...

Atila SARUHAN 
 19.12.2009 10:56
Cevap :
Merhaba, Bu geleceğin büyük yeteneklerine sahip ben mi çıkacağım yoksa hükümetimiz mi? Ben isem o kadar zengin değilim. Hükümet ise buna mecbur. Yapmıyorsa kendi suçu. Yandaşlara aktardığı paraların bir küçük kısmı bu işe yeter sanırım....  21.12.2009 17:31
 

İddialı olacaksınız... Hemde çok iddialı.... Ben yapamam, bu benim işim değil, bu adamlar çalışıyorlar ve yapıyorlar, biz kimizki yapacağız, adamlarda teknoloji var, yapmış gavur be... Bilin bakalım bu sözler hangi topluma ait... Peki neden sizce..?? Adam aya, biz yaya... Peki neden sizce...??? Bu kadar lüks neden peki... Neden dünyanın en büyük arabaları, en hızlı arabaları, müstakil çift katlı yüzme havuzlu bahçeli parklı yapıları düzenli şehirleri ve o şehirlerde yaşayıp ben AMERİKAN VATANDAŞI'yım diyen insanları ne ifade ediyor size... Peki bizim ordunuz bir tek vatandaşı için IRAK SAVAŞI'nda yüksek öneme haiz USS NEVIGATOR gibi bir gemiyi FAS'a yönlendirirmi...?? Orada yüzlerce asker'in ölümüne neden olacak bu kararı bir tek sivil vatandaşının kurtulması için bir ülke neden yapar....??? O sivil vatandaşın hayatının oradaki yüzlerce askerin hayatından daha önemli olmasının nedeni nedir....?? Sivil neyi ifade eder. Asker ne demektir. Devamı SiViL olamıyorsak eğer.(2)'de....

Atila SARUHAN 
 19.12.2009 10:23
Cevap :
Merhaba, Bir ülke için bence sivilde askerde birdir. Her ülke vatandaşı o ülke için en değerli varlık olmalı. Bizim hükümetimiz neden orduyu kandile yollayıp bu teöristleri yok etmeyi düşünmüyor? Saygı ve selamlar...  19.12.2009 20:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1508
Toplam yorum
: 5843
Toplam mesaj
: 265
Ort. okunma sayısı
: 1675
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster