Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '19

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
788
 

Bilincin Arınışı

Resulullah kavramını, Allah ismiyle işaret edilen manadan ayrı düşünürsek bu takdirde Tek'in seyrini anlayamayız. Çünkü gerek ‘yaratılmış’, gerekse ‘ceale’ ile meydana gelmiş olan; hep Tek'in kendi dilemesiyle oluşturduğu esma kompozisyonlarından başka bir şey değildir.

Ancak Allah ismiyle işaret edileni anlamayıp Tanrı’ya yönelenler hayalperest olup hiçbir sorunu çözemezler. Onları hayalleri besler. Varlığın tekliği ile ilgili konulara pek yaklaşmadıkları gibi bu konulardan uzak durmak için ellerinden geleni yaparlar. Bu davranışları eski bir korkunun modası geçmiş kalkanıdır belki, bilemiyorum.

Konuyla ilgili ayrıntılara girecek olursak nefs çalışmaları içinde olan tasavvuf ehli; nefs-i emmareyi, bir nefs mertebesi olarak dahi kabul etmiyor. Çünkü nefs-i emmare; vahşi insansıya değil tamamen hayvana ait olan bir tabiattan söz eder; yani yabani, aç kaldığı zaman hiçbir şeyi gözü görmeden sağa sola saldıran, ona ait olup olmadığını düşünmeyen, sahiplenme duygusuyla hareket eden içgüdüsel bir potansiyeldir.

Diğer yandan daha geniş açılımları olan Raziye boyutundaki nefs ise tam aksine, Mardiye bilincine sahip olup hakikat yaşamını deneyimler ve anlatılan açılımları yapar.

Nitekim Kur’an bu konuya şöyle değinmiştir: 

"Ey Nefs-i Mutmainne (Hakikati yaşamakta tatmine ulaşmış bilinç)! Radiye olarak, Mardiye olarak (Seyir ve tasarruf kemâlâtını yaşayan olarak) Rabbine (Esmâ hakikatine) dön (şuur olarak)!” (Fecr:27-28). 

Bilincin tamamen örtülü ve açık olan halini mukayese eden iki yönünü size açmaya çalıştım.

Raziye boyutu her şeyden razı olması nedeniyle kalıtsal olarak kendisine yaklaştırılan gizli şirkten bile razı olması anlamına gelir. Gizli şirk farkında olmadan nötr hale gelir. Bir insan bir şeyden razı olduğu anda onda gizli şirk kalmaz. Dolayısıyla Mardiye bilinci ve Raziye bilinci bir bütündür diyebiliriz.

Bu bilince sahip olanların fikren ve usulen Bühl cennetine gidecekleri düşüncesi saflıktan öteye gidemez. Ve bu şekilde düşünmek bu aşamada belli bir kıvama gelinmediğine işaret eder. Akla ölmeden evvel ölme hali nerede gerçekleşir diye bir soru gelirse buna da cevap olarak bu tür soruların bilgi birikimlerini tetikleyerek yaşamdan alıkoyması, açığa çıkacaklara mâni olması şeklinde düşünülmesi gerekir ki bunun yeri Mülhime bilincidir.

Raziye boyutuna dair düşüncem sabra dayanmadığı, sırf razı olma yani kabullenme haliyle yaşandığıdır. Razı olmakla sabırlı olmak aynı şey değildir. Halinden razı ve sabreden bir razı oluş yoktur. Esasen öyle bir bilinç söz konusu da değildir. Sırf, katıksız bir razı oluş vardır. Şöyle düşünelim: Mardiye bilincinde ne olacak? Bu aşamada bir bilincin başına bir olay gelse isyan mı edecek yoksa olduğu gibi kabullenip tepkisiz bir şekilde yorumsuz olarak seyredecek mi? Belki Mardiye bilincinde yoğunluk daha fazla, diğerinde buna nispetle daha az yoğunluklu olarak açığa çıkar. Mardiye bilincinde olan artık Halife olarak isim alır. Hilafet varlığın kalbinin attığı yerdir.

İnsanlar rüyayı zaman ve mekân algısından bağımsız bir şekilde yaşar. Bir hadiste, “Cennette her insan 33 yaşında olacak” denmiştir. Rüyada kaç yaşındasınız bu hissedilmez. Neden? Rüyadaki beden dalga yapısıdır. Cennette de yaş yok, herkes aynı yaşta deniyor. 33 yaş temsili olarak kullanılıyor çünkü herkesin aynı yaşta oluşu bir şey ifade etmez. Cennet yaşamında, iki yaşında ölmüş çocuk dahi o yaşta olacak, demek ki bu fiziki suret için söylenmiş bir tanım değil.

Oysa bilinç varlıkta insanın yaşı yoktur. Rüyada da böyle bir algı yok. Cennet boyutu rüyanın netlik kazandığı bir boyuttur. Bu yüzden hiçbir rüyada zamanı ve mekânı algılayamayız.

Örneğin, bir rüya görürüz ve uzun yıllar yaşadığımızı düşünürüz ancak gece döngüler halinde görülen bu rüyaların en azı bir dakika en fazlası 45 dakika sürer. Bundan dolayı rüyada, cennette zaman diye bir şey yoktur. Bunlar mecaz olarak söylenmiş şeylerdir. Bu anlamda ciddi bir boşluk olduğunu ve başka araştırmalara kapı açtığını vurgulamak isterim.

Ahmed F. Yüksel

Bodrum-Milas  18.11.2019

 facebook.com/ahmedfevzi.yuksel
instagram.com/sufafy
twitter.com/sufafy

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bilincin açık ve örtülü oluşlarindaki halleri, ölmeden önce ölmenin mülhime bilincinde gerçeklesebileceği ve gizli şirkin anca hakikat yaşamının deneyimlendiği; Raziye ve Mardiyede rıza halinde kalkabileceği gibi ince mesajlar ve muhteşem hatirlatmalarla bizi tefekküre yönelten bu güzel yaziniz için teşekkür ederiz. Beyninize ve gönlünüze sağlık...

Zeynep Z. Bodur 
 21.11.2019 20:55
 

Bilinci arındırmaktan önce ne olduğunu anlamak lazım sanırım. Kolay değil. İnsan anlamadığı şeye de uyum sağlayamaz haliyle. Bilinç konusunda eni konu düşünmek lazım gibi geliyor. Nasip... Teşekkürler.

Volkan Tolga 
 19.11.2019 9:36
 

Öncelikle düşündürücü çok anlamlı bir yazı olmuş, kaleminize sağlık. Yazının bizlere vermek istediği en önemli mesaj bence şu; kendini zaman ve mekan şartlarına hapseden insanlarda cehennem algısının oluştuğu... Bu çok doğru bir tespit çünkü insan sürekli nerden geldiğini, kimin ailesi olduğunu veyahut ilerde ve yapacağını anlatır. Yani zaman algısı sanal o insanda bir benlik yaratıyor ve o benlikle beraber yanmalar oluşuyor. İşte buna "cehennem" adı veriliyor. Zamanı ve mekanı yani o şartlanmışlığını aşan prangalarından kurtulmuştur. Şuursal arınma ve algılama dileyen herkesin nasibi olsun. Sonsuz sevgi ve saygılarımı yolluyorum. ??

Fatoş Nabikoğlu 
 19.11.2019 9:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 590
Toplam yorum
: 1868
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10541
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Akşam Gazetesi, Radikal Gazetesi, Piyasalar Dergisi, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Yeni Dünya, Popü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster