Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '07

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
1460
 

Bilinmezliğin değişimi

Bilinmezliğin değişimi
 

" Değişmeyen tek şey değişimdir ". (Herakleitios)

Değişen biz miyiz? Yoksa içinde yaşadığımız evren mi? İnsanlar asırlar boyunca bu sorunun yanıtını bulamamışlar. Ya da teknolojinin gelişimi mi insanları değiştiriyor? Yaşı milyarları bulan dünyamız da bizler gibi hızla değişen teknolojiye ayak uydurabiliyor mu?

İnsanın tüm gelişimi ilk soruya bağlı diye düşünüyorum. Sorulara yanıt bulundukça, yeni sorular değişimi ve gelişimi zaman içinde evrimleştiriyor?

"Kozmos (evren), nereden gelip nasıl oluşmuştur?" sorusu yanında, üzerinde durulup düşünülen ikinci ana soru "İnsanın bu dünyadaki yeri ve ödevi nedir? Doğru olan yaşayış hangisidir?" sorusudur.

Hesiodos Theogonia adlı yapıtının başında “Önce kaos vardı” diye başlıyor. Kaos, türevi bakımından, "esneyen boşluk" demektir. Bu da bize, hiçliği, boş uzayı, zamanı, sonra kendisinden bütün var olanların oluşacağı o düzensiz, karmakarışık yığını düşündürüyor. Çünkü daha öncesinde ne olduğunu bilmiyoruz.

Bilmediğim şey her neyse yaşamımıza yön vermektedir. Bilinmezin içinden, bilinmeze doğru yol alan bir evrende yaşıyoruz.

Teknolojinin de gelişerek cebimize dek girmesi de yaşamımızı yönlendiriyor. Çağ mı bize ayak uyduracak, biz mi çağa ayak uyduracağız karar veremiyoruz. Annem sürekli; “Sen çağa uyacaksın, çağ sana uymaz” derdi. Doğru derdi de şimdilerde değişen teknolojinin hızı biz çağa uyum yaptırmakta zorluyor.

On yıl önce bir seminere katılmıştım. Konuşmacılarda biri ülkemizin tanınmış öğretim üyelerinden birisiydi. Yazılarını yazarken daktilosundan vazgeçemediğini, odasında bulunan bilgisayarı kullanmakta zorluk çektiğini anlatmıştı. Şimdi yazılarını yazarken hala daktilosunu kullandığını sanmıyorum.

Teknoloji öylesine hızla değişiyor ki, bakıyorsunuz hep gerisinde kalmışsınız. Oysa insanlık yazı bulunmadan önce uzunca bir süre Taş Devrini ve Maden Devrini yaşamış. Yazı bulunduktan sonra M.Ö. 3200 yılından M.S. 375 yılına dek İlk Çağı, 375–1453 tarihleri arasında Orta Çağı, 1453–1789 tarihleri arasında Yeni Çağı yaşamıştır. 1789- Bugün ise Yakın Çağ olarak adlandırılmakta ise de bu çağın içinde hızla değişen teknolojinin çağları birbirine karıştırdığını yaşayarak öğrenmekteyiz.

Şimdi tüm dünyadaki bilgilere nerede olursan ol parmağının ucuyla ve beyaz bir cam aracılığıyla ulaşabiliyorsun. Cebine sığan minicik bir telefonla dünyanın her yeriyle konuşabiliyorsun. Yemek pişirmek, çamaşır, bulaşık yıkamak için artık zaman harcamıyorsun. Teknoloji insanların hizmetinde ve onların yaşamını kolaylaştırmak için çözümler üretiyor.

İnsanlar kitle halinde salgın hastalıklardan ölmüyor. Doğal afetlere karşı alınabilecek önlemleri sıradan insanlar tartışıyor.

İlk çağ düşünürleri evrenin toprak, hava, su ve ateş dört elementten olduğunu söylüyorlardı. Gelişen teknoloji evrenin daha farklı bir yapıya sahip olduğunu keşfetti. Hala da keşfetmeye devam ediyor.

"Bir tek şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğim." diyen Sokrates insanın doğası, ihtiyaçları, amaçları ve değerleri doğrultusunda evreni değiştirebileceğini araştırmıştır.

Herakleitos ise evreni karşıtların zıtlığı ve birlikteliği ile açıklar. Tanrı da ihtiyarlık ile gençlik, gece ile gündüz gibi zıtlıkların arkasında olan bir akıldır. Ona göre evrende değişmeyen tek şey değişimdir. Bu nedenle de " Aynı ırmakta iki kez yıkanamayız. Çünkü hem ırmak değişmiştir; hem de biz."

İlk çağlardan beri insanlar hep o ilk soruya yanıt aramışlar ve dünyayı değiştirmeye çalışmışlardır.

Teknoloji dünyayı mı değiştiriyor yoksa bizi mi? Yanıtını bulmak zor.

Bilinen bir yaşam öyküsüdür. Sinoplu Diogen; sıradan insanlardan nefret eder ve hepsini o derece küçük görürdü ki, bir öğle vakti elinde fener "bir adam arıyorum" diye bağırarak Atina sokaklarında dolaşmış, böylece Atina'da adam görmediğini anlatmak istemiş. Her şeye rağmen Atina'da sayılan bir insandı, krallar bile onun ilmine, zekâsına ve kişiliğine hürmet ederlerdi. Corinth'e gelen Büyük İskender, Diogen'i ziyaret etti ve bir dileği olup olmadığını sordu. O ise bu soruya "evet var, gölge etme başka ihsan istemem" yanıtını verdi.

Dünya üzerinde insan var olmaya başladığından beri gereksinmeleri için arayışa aşlamış ve “yaşamımı nasıl kolaylaştırırım?” sorusuna yanıt aramaya başlamıştır. İşte bu arayışlardan teknoloji doğmuştur. Arayışlar sürdükçe kullandığımız araçlar küçülmeye başlamıştır.

Bir yerden bir yere gitmek yaya olarak yıllar sürerken, ulaşım araçları da evrimleşme geçirerek uzaklar yakınlaşmıştır. İnsan, teknolojinin kölesi olmaktansa onu kendi gereksinmeleri için kullanmaya başlamıştır.

Yine de bu gelişimi dünyayı mahvetmemek için kullanmak zorundayız, kendimizi ve yaşadığımız evreni tüketmemek için…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ufak bir ayrıntı dışında fikirlerinize aynen katılıyorum. Teknolojinin kölesi olmak deyimini pek tutmadım ama yine de elinize sağlık. Yazılarınızı takip edeceğim.

Matilla 
 20.01.2007 17:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 222
Toplam yorum
: 475
Toplam mesaj
: 117
Ort. okunma sayısı
: 1304
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

Matematik öğretmeniyim. Liselerde okutulan MEB Talim Terbiye Kurulundan onaylı matematik ders kit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster