Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '13

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
81
 

Biliyorum... Ama neyi?

Cicero başta olmak üzere birçok stoacı, Roma’ da Yunan kültürü ve felsefesinin yayılmasına katkıda bulundular. “ Hümanizm” yani değer ölçüsü olarak” insanı” koyma kavramının kurucusu da Cicero’ dur. Stoacı Seneca’ da bundan birkaç yıl sonra “ insan, insan için kutsaldır “ demiştir. Bu deyiş, o günden bu yana Hümanizm ’in sloganı olagelmiştir.

İşte son yıllarda bu sloganı içime sindirmeye çalışıyorum. Yani yaşama, olaylara, insanlara bir kadın gözüyle değil de “ insan” olarak bakmaya ve o bağlamda değerlendirmeye. Daha doğrusu kendimi tanımaya, ne istediğimi bulmaya çabalıyorum. Bazılarına göre kırk yaşında bir kadın için oldukça geç sayılabilir. Fakat altını çiziyorum- üstelik kırmızı kalemle- ben bir kadınım. Doğduğum andan itibaren babamın kızı, daha sonra aileye katılan iki kardeşin ablaları, yıllarca kocamın karısı derken hala da bir oğul anası olmanın yanı sıra “ kendim” olmaya çalışmak boş bir çaba olmasa gerek. Zararın neresinden dönülürse kardır.

Bence kendini tanımadan, ne istediğini bilmeden ciddi ilişkilere girmek, bir insanın hem kendine hem de karşısındakilere yapabileceği en büyük haksızlıktır. Çünkü ne istemediğini bilmek kolay, fakat ne istediğini bilmek güçtür.

Ben ne istediğimi biliyorum. Ne mi istiyorum? Sevmek, sevilmek… Hem de doyasıya. Sevgiyi paylaşmak… Hem de katıksızca. Nerede, nasıl olursa olsun… Hiç önemli değil; yer, mekân, zaman. Yeter ki bir yerlerde keşişsin sevgiler. Annemin saçımı okşayan nasırlı eli, oğlumun yanağına konan sıcacık bir öpüş, yârin omzuna yaslanan yorgun baş, öğrencilerimin gözlerinde asılı kalan umut dolu bakış, dostane sohbetlerde dudaklardan süzülen tatlı bir gülüş… İsterse keşişsin bana pek sıcak gelmese de matematiksel olarak keşisen iki doğrudan oluşan bir açıda. O da bir penceredir yaşama açılan.

Kadın, erkek, çocuk demeden hep birlikte yaşanası bu dünyayı paylaşmak ne güzel olurdu. Geleneksel kültürümüzden kaynaklanan rollerimizi yadsırcasına çıkarıp atmak bedenine bakılmaksızın üstümüze zorla giydirilen gömlekleri. Kolay iş değil istediğim, biliyorum.

Biliyorum “ evinin kadını “ dendiğinde; evinin işini yapan, evini temiz tutan, yemeklerini düzenli pişiren, çocuklarına gereği gibi bakan, evinden başka bir şeyi gözü görmeyen kadın anlamına geldiğini, kadına övgü (!) olduğunu.

Biliyorum “ evinin erkeği “ denildiğinde; evine düzenli gelen; içki içmek için, kumar oynamak için, arkadaşlarıyla gezmek için ev dışında hayatı olmayan erkeği anlatmak istediğini; erkeğe beğeniyle (!) karışık hımbıllık suçlaması olduğunu.

Ve biliyorum en acısı çocuklara, çocuklarımıza yöneltilen “ sokak çocuğu “ deyiminin, gezmeyi seven, haşarı çocuklara yöneltilmiş sevimli (!) bir eleştiri olduğunu.

Biliyorum sevgiyi, dünyayı paylaşmanın zor olduğunu. Fakat yine de vazgeçmeyeceğim “ bir bardak su “ dercesine sevgiyi dilemeyi. Çünkü ben, yolu sevgiden geçenlerin bir gün bir yerlerde mutlaka buluşacağını da biliyorum. Biliyorum; “ Bilge kişinin, tırtılın dünyanın sonu dediği yere kelebek dediğini. “

Yukarıdaki yazım;“Sıcak Zincir “ adlı, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Dergisi’ nde yayınlanan bir yazım. Üstelik “ 8 Mart Dünya Kadınlar Günü “ ile denk gelen bir sayısı derginin. Benim için önemli bir ayrıntı. Çünkü benim ilk defa bir yerde yayınlanan bir yazım yukarıdaki yazı. Öyle olunca önceliklerimden biriyle olsun çakışması hoş bir ayrıntı.

Hoş olmayan bir ayrıntı ise şu; bu yazı dergide yayınlandıktan sonra, yazıyı utana sıkıla okulun duvar gazetesine de astım. Benim utancım bir edebiyat öğretmeni olarak kendime koyduğum beklentilerdi. Fakat çok farklı sesler de çıktı. Örneğin; benim âşık olduğuma dair söylentiler bunlardan biriydi. Hâlbuki boşanalı çok olabilirdi, ama o dönem tamamen oğluma adanmış bir dönemdi. Üstelik oğlumun bununla ilgili yani hayatıma bir erkek girmesiyle ilgili korkuları yoğundu. Benim de bu konuda çekincelerim vardı açıkçası. Adımın bu tür dedikodulara karışarak, çıkabilecek cazip (!) eş adaylarını kaçırabilirdim. Bütün bunlar ne kadar etkiliydi, bugün için temas edemiyorum. Yalnız ben Fethiye’ ye gelinceye kadar bir daha asla yazmadım veya çok seyrek olsa da yazdıklarımı kimseyle paylaşmadım.

Nerden nereye… Daha fazlasını istiyorum. İnsanın kendini kendisinden özgürleştirmesi gerçekten sonu olmayan bir yolculuk. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 423
Toplam yorum
: 72
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 155
Kayıt tarihi
: 10.10.11
 
 

İkbal Özlen DİNÇERLER. 14.02.1960 doğumlu. izmir Kız Lisesi Edebiyat Bölümünü okudu. Buca Eğitim ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster