Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
62
 

Bilmek yetmiyor...

Bilmek yetmiyor...
 

Ürettiğinden fazlasını tüketiyorsun… Ve az-biraz sürünsen de tepe taklak olmadan ayakta kalabiliyorsun...

İşte ekonomimizi yöneten büyücülerin büyük başarısı[!] budur…

Sürekli olarak tüketmek üzerine kurulmuştur Türkiye'nin ekonomik düzeni.

Paran yoksa kredi kartı ile tüketeceksiniz.

Geleceğinizi ipotek altına alıp, bugününüzü kurtarıyor[muş] gibi yapacaksınız.

Ve sonra televizyon ekranında ekonominin iyiye doğru gittiği üzerine inciler döktüren büyük adamları alkışlayacak, “elhamdülillah ve şükür,” deyip mabadınızın üzerine oturmaya devam edeceksiniz.

Oysa ürettiğinizden fazlasını tüketirseniz, aradaki farkı para basarak ya da borç alarak karşılayan bir ekonomik sistemin içinde çalkalanır durursunuz…

Bu duruma düşmüş bir ülkede “cari açık” her Allahın günü artıyor.

Yani devletin kasası sürekli açık veriyor!

Ve yırtık [yani cari açık] alınan yeni yeni borçlarla kaba saba yamanıp, şimdilik kaydı ile kapatılıyor.

Peki neden böyledir?..

İşte düğümü çözecek olan şey bu sorunun yanıtında gizlidir.

Devletin resmi kurumu açıklıyor:

-      Yabancı yatırımcıların son beş yılda Türkiye’deki doğrudan ve portföy yatırımlarından elde ettikleri toplam 22 milyar dolarlık karlarını yurt dışına götürdükleri belirlendi.

Bu açıklamanın anlamı kısaca şudur: Yabancı para Türkiye’ye girmiş ama hiçbir yatırıma girişmemiştir… Türkiye’nin imarı, kalkınması, sanayileşmesi gibi yatırımlara hiç yanaşmamıştır… Ve 5 yıl içinde sadece kar olarak, tam 22 MİLYAR DOLAR’ı sırtlayıp götürmüştür.

Nereye yatmıştır para?

Faize…

Devlet’in piyasadan borç olarak para toplamasını sağlayan “tahvil” satın alınmış ve faiz tutarı, kanatlanıp ülke sınırlarını elini kolunu sallayarak çıkıp, gitmiştir.

Oysa Türkiye bu parayı faize ödeyeceğine borcun kendisini kapatsa sorun [bir ölçüde] çözülmüş olacaktır.

Hükümetin güttüğü ekonomik denklem, işte bu yalın gerçeğin arasına sıkıştırılmış durumdadır.

Ürettiğinden fazlasını tüketeceksin… Ancak para basmayacaksın.

Çünkü basarsan enflasyon yükselir.

Peki ya ne yapacaksın?

Aradaki açığı kapatmak için yabancı parayı [sermayeyi değil] Türkiye’ye davet edeceksin.

Koşarak gelmeleri için de Dünyanın en yüksek faizini vereceksin.

Adam gelecek; parasını Devlet Tahvilleri’ne yatıracak… Yani Türkiye Devleti’ne en yüksek faizle borç verecek.

Sonra?..

Sonra da 5 yıl içinde getirdiği para hariç 5 MİLYAR DOLAR’ı kar olarak sırtına yükleyip götürecek!..

Ve ülkede [bu sebeple] enflasyon kağıt üstünde yokmuş gibi gözükecek…

Peki sonra? Birkaç yıl sonra çarşı pazarda neler olacak?..

Ne olacaksa olacak… Bu önemli değildir.

Önemli olan laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarının, değerlerinin, kültürünün ve ekonomisinin tahribi konusunda ulaşılan başarı[!]lardır…

Türkiye; çıkmaz sokakta fütursuzca ilerleyen ekonomisi ile, kemirilen Cumhuriyet değerleri ile, satıp/savılan ham maddeleri, madenleri, tarımı, bankaları, temel kaynakları, iletişim ağı, güvenliği, tüketim piyasası ve anayasal kurumları ile topyekun bir saldırı hamlesi ile karşı karşıyadır.

Bu saldırı, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran temel sözleşme olan Lozan Antlaşması’na kadar dayanmıştır.

Ancak… Bütün bu gerçekleri bilmek yetmemektedir.

Mesele bu gidişi durdurmak ve tersine çevirmenin yolunda birleşmenin becerisini göstermek, yöntemini bilmek, bilinmiyorsa da acilen öğrenmektir.

@farukhaksal42

www.soruyusormak.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 468
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster