Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Nisan '12

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
258
 

Bin yıllık kavga; kuşak çatışması

Bin yıllık kavga; kuşak çatışması
 

Neden yazı yazmayla tanıştığımı anlatmak istiyorum; şuanda 20. Yaşımın içerisindeyim ve inanın bana öyle geliyor ki 30 hatta 50. Yaşımın ortasında dahi olsam, fikirlerimin değişeceğini sanmıyorum. Başlangıçtan beri resim yapmayı hiç sevmedim, buna zorlandığım için mi yoksa yeteneksizliğim sebebiyle mi açıkçası umurumda değil. Şuanda düşünüp kafa yorduğum en büyük problem 'dünyayı değiştirmek!'

Yirmi yıldır içinde bulunduğum dünya beni köşeye sıkıştırmak için çabalarken hep bunun hayalini kurdum tahmin edersiniz ki beni benden başka hiç kimse duymadı ve umursamadı. Ailem için girmem gereken bir kalıp vardı ve o kalıbın beni almadığını hala anlayabilmiş değiller. İsterseniz söze çocukluğumdan başlayayım; şimdi beş katlı bir apartmanın birinci katının balkonunda sokakta oynayan çocukları seyrediyorum, aynı zamanda oradan geçen amcalar ve teyzeleri de...

Caddelerde insanlar koşturuyorlar. Çocukluğumda öğrendiğim en önemli şey insanların hep koşuyor ve konuşuyor olmaları. Hiç durmuyorlar ve susmuyorlar. Annemle haftanın sadece iki babamla ise çoğu zaman bir gününü beraber geçirip oynamaya çalışıyoruz ama onlar hep yorgun oluyor, çünkü koşuyorlar ve konuşuyorlar. Beni konuşturmuyorlar oysa ben yorulmuyorum, uykum da gelmiyor üstelik. Okula başlıyorum arkadaşlarım da benimle başlıyorlar, annem o arkadaşlarımın olmadığını yalan söylediğimi söylerken aslında onu kandırmaya çalıştığımı biliyor ama ona bunu anlatmıyorum. Anlatsam da dinlemezdi zaten. Onların milyarları varken mutlu olmuyorlar ama ben arkadaşlarımla mutlu oluyorum. Onların umutları yok benimse kocaman hayallerim var. Bak baban kendi yağında kavruldu memur oldu diyor annem, onu anlamıyorum, babam hala hayatta nasıl kavrulmuş olsun ki? Senin bizden büyük olman gerek diyorlar, aramızda kocaaamaaann yıllar varken nasıl büyüyeceğim ben anne diyorum, bana gülüyorlar. Dışarıda oynamama izin vermiyorlar, düşüp bacağımı yine kanatırım diye, ben de kuş anneliği yapmaya başladım, adı Portakal, rengi turuncu diye öyle. Annem her hafta sonu tatilinde Portakal yemini kafesten dışarı atıyor diye bana kızıyor. Ben de ona ama ben yaramazlık yapınca babam sana değil bana kızıyor demek istiyorum, olmuyor. Çünkü üzülür. Beni çok seviyorlar, üzülmesinler diye düştüğümde anlatmadım, okulda arkadaşımla kavga edince öğretmenin bana kızmasını da anlatmadım hem onlar da bana kızardı sonra annem bana kızdığı için üzülüp, ağlardı belki... Hep içimde kaldı, ağlayışlarım onlar üzülmesin istedim ben üzüldüm hem de ailecek üzüldüm kendi halime.

Ortaokulda çığrından çıkıyordu dünya, nefret ediyordum kendimden, sokaktaki koşan mutsuz insanlardan, öğretmenlerden, ailemden her şeyden! Okulda herkesle kavga ediyor fakat asla içimdeki kavgayı bitiremiyordum, müziğe sevdalıydım ve bağlamaya sarılmıştım daha küçücükken ama artık istemiyor, tad almıyor ve hatta ölsem de kurtulsam, diyordum. Her gün kavga ediyorduk evde, en ufak bir şeyden çıkan tartışmalar saatler sürüyor sonu intihar fikirlerine kadar varabiliyordu. Okulda başarılıydım, derslerim hep iyiydi ve bu yüzdendi okulda ne yapsam da kızılmıyordu bana öğretmenler tarafından, peki ya evde? Koca bir yangın bütün evi sarıyordu cayır cayır yanıyordu yüreğim.
Onların umutları, hayalleri, idealleri, belki de gerçekten sevgileri yoktu; benimse peşinden koştuğum bir dünyam kendimi bulduğum kâğıtlarım, çılgınlar gibi müzik yaptığım enstrümanlarım vardı zihnimde. Onların büyükçe kafataslarının içinde hapsolmuş küçük fikirleri vardı benimse standartları alt üst eden isteklerim, arabaların uçmasını istiyordum mesela, hesap edememişim o dönemler, teknoloji harikası hayaller kurarken ailemin ve sokakta koşan onca insanın ne kadar mekanikleşeceğini. Oyuncaklarım vardı küçükken, fark ettim ki insanlar daha da oyuncaklaşmışlardı.
Benim bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjim vardı onlarınsa hiç geçmeyen yorgunlukları. Onlar hiç çocuk olmamış gibiydiler oysa ben onları anlamak için her şeyi yapıyordum. Fırtınalar kopuyordu bedenimde, zihnimde ve her bir zerremde. Onlar ölü bir ruhun dinginliğinde savunmasız bırakıyorlardı benliğimi, benimle. Onlar sonuna kadar destek olduklarını söylüyorlardı her seferinde, bense anlatamıyordum paranın değmediğine sevgiye... yetmezmiş gibi onlar, hayallerimi de satın almaya çalıştılar hep, öyle kazanamazsın böyle yap diyerek, barda şarkı söyleyip ellere bizi rezil mi edeceksin diyerek ve ben geleceğimi verdim onların eline..
Ben hep koşan insanları seyrettim pencerelerden, onlarsa hep koşuyorlardı ve konuşuyorlardı neden savaştıklarını bile bilmeden, umutlarımı çalmak istediler, ölmek istedim. Geleceğimi çalmak istediler, öldürmek istedim. Korkutmak istediler çocukluğumdan gençliğime ve hatta hala bile öyle, ben kaçmak istedim hep olanca gücümle...

Şimdi ben binlerce fit uzakta, onlarsa hep köşe başında, döner miyim diye; umut çırpınışında..
Bin yıldır sürüyor bu kavga, kaybetmeden anlamıyor onlar ve hiç durmadan koşup, boşuna yoruluyorlar ve asla dinlemiyorlar kendi bedenlerinde can bulan bir başka bedeni...

Bin yıldır süren kavga bin yıl daha sürmesin diye yazmayla tanıştım küçüklüğümde, onlara bağırmadım ben üzülmesinler diye, kâğıtlara kızdım, kelimelere ağladım günlerce gecelerce ve sonra dost oldum kalemimle, gidip aileme şair olacağım dünyaya nam salacağım dediğimde, yine dalga geçtiler benimle, sadece benimle değil benim gibi binlercesiyle...

....

Sıla Paylar  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba, Hayat böyle bir şey. Umarım sizler değiştirirsiniz. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 02.05.2012 18:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 505
Kayıt tarihi
: 19.04.12
 
 

Psikoloji - Felsefe - Özel Eğitim - Rehberlik  " Tüm çocuklar gülsün diye, gökyüzünü Mavi'ye boya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster