Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Eylül '18

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
9483
 

Bipolar ile Evlilik

Bipolar ile Evlilik
 

the surg


8 yıl karımın manik depresif olduğunu bilmeden yaşamışım.  Bu süre içine  iki karakol, bir mahkeme, 9 ayrılık 8 yeniden birleşme ve bir çocuk sığdırmışız. Bir fincan takımı, üç ayna, birkaç su bardağı, biraz da para telef oldu.

Eşimin rahatsızlığını kabaca depresyon olarak görmem aslında benim psikolojik hastalıklara bakışımın ne kadar sığ olduğunu gösteriyor. Anti-depresan kullanımının  gereksiz yere çok yaygın olduğunu düşündüğüm için ilaç kullanımına biraz mesafeliydim. Genelde 7 yıldır ilaçsız ve fazla yükselmeden atlatabildiğimizi düşünüyordum. Eşimde Bipolar bozukluk olduğunu, her yıl belli dönemlerde tekrarlanabilir, ömür boyu sürecek ve hatta genetik bir hastalık olduğunu yeni öğrendim. Gizlendiğinden değil, farkı bilmediğimden üstüne eğilmedim. Birlikte geçirdiğimiz 8 yıla bu gözle baktığımda olaylar çok daha başka görünüyor.

Ne tesadüftür ki; Yakın gözlüğü aldığım gün hastalığın ne denli önemli olduğunu gördüm. Meğer ben yakını görmüyormuşum. Yakınımdakini de görmüyormuşum. Olan biteni sinir, öfke, delilik deyip geçiştiriyormuşum. Sekiz yıl boyunca neler oldu neler. Hiç ilaç kullanmadık. Hiç dikkat etmedik. Yine de hafif sayılabilecek bir şekilde atlatmışız. Ondaki en önemli etkense gece sarılıp uyumaktı. Lityum eksikliğini gidermek amacıyla alınan (lithuril ve nörofrenle) birlikte gece boyu size sarılıp uyuyan bir kocanız veya sevgiliniz varsa hastalıkla başa çıkmanız çok kolay olur. Lityum ilacı almazsanız ataklarınız hafif geçiyor ama gece yaslanıp uyuduğunuz bir kucağınız yoksa hem ataklarınız çok güçlü vuruyor hem de depresyona daha derin dalıyorsunuz.

Bu yıl ki derin vuruşun birkaç sebebi var. Birincisi en çok sevdiği ananesini kaybetti. Kısa bir zaman sonra babasını kaybetti. Ve ben ona yeterince destek veremedim. Ben de kötü bir yıl geçirdiğim için ona anlayışlı ve şefkatli davranamadım. Biraz umarsız davrandım. Hastalıktan kaynaklandığının bilincinde olmadığımdan dolayı kızgındım bile hatta. Hastalığı tetikleyen nedenleri hiç fark etmedim.

Birden bire gitmeye karar verdi. Bu ani çıkışa anlam veremedim. Elbette “birden olmadı” diyor. Çünkü daha çok kafasının içinde yaşadığı yıldırım hızındaki düşünceleri benim yaşamam ve bilmem olası değil. Çünkü benden çok daha hızlı ve karmaşık düşünüyor. Benim ne manik ataktan ne ani karar değiştirmelerden hiç haberim yok ki…Ben de “beni şey gibi ortada bırakıp gitti” diye kızıyorum.

İki zıt kutupta o kadar hızla yol alıyor ki benim o hıza yetişmem mümkün değil. Hiçbir şey yokken birden bire hayatımızı karartan olaylar yaşamamızı şimdi daha net anlamlandırabiliyorum.

Her şeyi hastalığa bağlama diyor. Ama hastalığın bir üstü daha var;  annesinde de aynı hastalık var. Yani iki bipolarla başa çıkmaya çalışıyorsunuz yıllardır. Kimin ne zaman atağa geçeceğini bilemiyorsunuz. Mayın tarlasında gezmekten beter. Annesinin de hastalığını yeni öğrendim. Genetik olduğunu bilmiyordum. Ama o hastalığı kabul etmediği için ilaç tedavisi de almıyor. Fakat herkesin her hastalığı yaşaması farklı oluyor. Ona karşı da daha anlayışlı olmam için bir sebebim var.

Bu kadar sorunlu bir durumda hemen herkesin çözüm yolu bırak-kurtul oluyor. Kendi hayatını yaşamak mı yoksa karşındaki için feda etmek mi? O kadar zor bir dönem ki? Karar vermek seven bir insan için zor değil. Başkalarına bunu anlatmak zor.

Yıllar önce bir olaya tanık olmuştum. Siyasi faaliyetler içinde bulunduğum zaman belediye başkanlık seçimi için Kulu’nun köylerini geziyorduk. Adayımızla bir eve konuk olduk. Evde holden geçilerek geniş bir salona varılıyordu. Holde bir yatakta yatan bir çocuk gördüm. Kıpırdamadan yatıyordu. Yemekler, çaylar derken konu gördüğüm o çocuğa geldi. Özürlüydü. Yanına gittim. Meğer on yedi yaşındaymış. Bedeni beş yaşından daha büyük değildi. Sadece arada hırıltı çıkarıyor ve uyanık olduğunda tek bir noktaya bakıyordu. Ama görme duyusu da yok. On yedi yıldır öylece yatıyormuş. Çok etkilendim. Ailenin on yedi yıldır her şeylerini satıp çocuk için harcadıklarını, çaresizce çırpınışlarını ve neredeyse hayatlarını ona adadıklarını gördüm. Geride üç çocukları daha vardı. Anne ve baba ömürlerini harcamışlardı. Ve iyi olma olasılığı hiç yoktu. Sadece bitkisel olarak yaşayan, hiçbir tepki vermeyen bir canlıydı. Ağzından zorla dökülen çorbayla ve suyla beslenen bir canlı. Banyosu, tuvaleti eziyetli bir canlı.

Hayatta tutulmaya çalışılan bir hasta vardı bir yanda. Diğer yanda da yaşamayan bir aile. Feda edilmiş diğer üç çocuk, anne ve baba. Hasta ölse en fazla kırk gün acı çekerlerdi. Ama şimdi on yedi yıldır çekilen eziyetin daha kaç yıl süreceği bile belli değildi. Ne düşünürdünüz? Elbette çok zor. Ama bana o zamanki aklımla sanki beş kişinin hayatını kurtarmak için zaten bitkiden farksız bir bedenin yaşamına son vermek daha mantıklı gelmişti. Çok vahşice ama  matematik olarak akılcı. Bu çocuğun fişinin çekilmesi (fişe falan bağlı değildi) yani yaşamının sonlandırılması ve ailenin diğer bireylerinin geri kalan hayatlarının normalleşmesi düşünülebilirdi. Herkesin sadece ölümünü beklediği bir hastaydı çünkü.

Şimdi düşünüyorum da; aslında o aile bu hasta sayesinde belki de daha mutlu bir hayat sürdüler. Başkalarının dert dediği şeyin aslında dert olmadığını gördükleri için sıkıntılara karşı çok daha olumlu yaklaştılar. Birbirlerine daha toleranslı davrandılar. Belki de hasta çocukları sayesinde birbirlerine daha şefkatli yaklaştılar. Bizim için kuru bir hırıltı olan sesi belki bir an,  teşekkür eder gibi çıktı ve annesi için dünyanın en büyük mutluluğu oldu. Kardeşinin parmağını tuttu belki bir sabah. Ne büyük bir an. En umutsuz anda bile mutlaka bir umut bekler insan. Çıkmayan candan umut hiç kesilmez. Büyük felaketler birleştirir. Küçük dertlerin altında ezildiğimize bakmayın, Büyük dertler güçlü kılar insanları. Sevgi varsa her hastalık katlanılabilir.

Bu yüzden eşimin manik depresif olduğunu öğrendiğim ilk an hissettiğim duygu onu daha fazla sahiplenmek oldu. İkinci hissettiğim ise daha bağışlayıcı olmaktı. Şimdiye dek kişiliğiyle ilgili olarak gördüğüm çok fazla hata birden silindi gitti. Çünkü benim karım o hataları bile isteye yapmadı. Hastalığının etkisi vardı. Bu çok önemli bir dönüm noktası oldu.

Geçmiş sekiz yıla bu gözlükle baktım. Eski fotoğrafları izledim, eski yazıları okudum. Geçmişten bu güne farklı bir pencereden bakınca çok şeyin değiştiğini fark ettim.  Tam da ayrılma aşamasındayken. Tam da ayrılık dilekçesini vermişken. Keşke son üç ayı bu şekilde kendi başına geçirmesine izin vermeseydim. Bu kadar derinleşmesine müsaade etmeseydim. Bilemezdim. Ona iyi geldiğini düşündüm. Yaşadıklarını kendisi anlattı. Kahroldum.

O içtiği kahvelerin köpüğünde yaşıyor şu an. Dibe çöken telvelerin farkına varamıyor. Fincan ters dönüp soğuduğunda görecek falın nasıl fallandığını. Ama çok geç kalmış olacağız bu sefer. Korkum bundan.

Şimdi “sorun benim hastalığım mı yani” diyecek. Evet. Ama benim bunu tetiklediğimi ben kabul ediyorum. Farkında olamadım. Ama tetikleyici etkim çok fazla. Her yıl yatıştıran ve atakların etkisini azaltan ilgimi ve şefkatimi bu sene gösteremedim. Ve diğer etkenler. Ama en önemli sebeplerden birisi de annesi ile aramızda çok hırpalandı. Tabi laf taşımasa bu kadar kötü olmazdı. Ama öfkeyle kalkıp zararla oturduğu durumlardan birisi de bu oldu.

“ Çok sağlıklı bir ruhsal yapıya sahip olsanız bile paylaşılmış psikoz yüzünden sizin de düşünceleriniz kaymaya başlar”. Kaldı ki çok sağlıklı bir ruh haline sahip değilim. Özellikle de bu yıl. Yeni ve sevemediğimiz bir yere taşındık, yeni ve bilmediğimiz bir işe başladık ve tutturamadık ve daha başka pek çok sebep. Birbirimizi olumsuz etkiledik.

Sevgilisi veya eşi manik depresif olanların söylediklerinden birkaç cümle alıntıladım. Yaşadıklarını ve deneyimlerini yazdıkları için çok önemsedim.

“böyle bir insanla sevgili olmak. vicdanlı biriyseniz hele, onu bu durumda yüz üstü bırakmaya kıyamıyorsanız

“sevgilinin manik dönemi ayrı bir derttir, depresif dönemi apayrı bir derttir.”

“kısacası böyle bir insanla karşılıklı duygusal ağırlıklı bir ilişki yaşamak hayatınızın ...mesi anlamına gelir. daha uygun bir kelime yok bunu anlatacak.”

 “ruhsal sağlığınızı kaybetmişsiniz. arkadaşlarınızı kaybetmişsiniz. olmayan sorunlara kafa yormaktan olan beyniniz durmuş. elle tutulur bir şey olsa gam yemeyeceksiniz, problemi çözmek için çabalayacaksınız, "feda olsun sevdiceğime" diyeceksiniz. ama o da yok. işin içinden çıkamıyorsunuz.”

doktorlar, ilaçlar fayda etmiyor. anti depresanlar sevdiğiniz hatunun mala bağlamasından başka hiç bir işe yaramıyor. yani sevgiliniz normal şartlar altında yaşayabilen bir insan değil. anti depresan yiyip insanlığının yarısını kaybetmeli ve yarı insan olarak yaşamalı. yarı bitkisel hayat. “

“hiç bir zaman sevdiğiniz size güvenmiyor. güvense zaten manik depresif olmazdı.”

 “pes etmek, işine gelmediği yerde yarı yolda bırakmak pek huyunuz değil. çok direniyorsunuz. 14 ay boyunca tüm zevklerinizi, arkadaşlıklarınızı bir kenara bırakıp ruhsal bir bunalımın içinde izole oluyorsunuz. sonunda sizin de beyniniz duruyor. kaldıramıyorsunuz. böyle bir insanla evlenmenin intihar olacağını biliyorsunuz. düzelmiyor çünkü. tatile götürmeler, doğa gezileri, güzel güzel mektuplar, hastaneler, hediyeler, ilaçlar, doktorlar, internet araştırmaları işe yaramıyor.  bir iki haftada eski halinize dönüyorsunuz. içiniz sızlıyor, acı çekiyorsunuz ama beyninize oksijen gidiyor artık. mutlu değilsiniz ama huzurlusunuz. “

“cok zor bir durumdur. o' nun herseyini takip etmek zorundasiniz. ilacini alip almadigini, parasini nasil harcadigini, sorumluluklarini yerine getirip getirmedigini ister istemez takip edersiniz. ozellikle ailesinden uzaksa daha fazla sorumluluk duser size. yaptigi sacma sapan, anlamsiz seylere kizmamayi ogrenirsiniz bir sure sonra. bazen bas basa kalmaya bile korkarsiniz ama sevdiginiz icin katlanirsiniz. insanin sevdiginden korkmasi nasil bir seymis ogrenirsiniz. o iyiyken iyi, kotuyken ondan daha kotu olursunuz. kendi sorumluluklarinizi unutup onunkilerle ilgilenirsiniz. manik donemde yatistirmaya, depresif donemde canlandirmaya calisirsiniz. bazen bunalip ''eeehh yeter be'' dersiniz. birakip gitmek istersiniz ama olmaz. bilirsiniz ki, onun size ihtiyaci var ve aslinda asla sizi uzmek istemiyor ama hasta iste. her birakmak istediginizde hasta oldugu icin isyan eder dunyaya. birakamazsiniz. bazi zamanlarda o kadar ince dusunur, o kadar tatli, o kadar naif olur ki siz de isyan edersiniz. neden?!!! 
sonunda, maalesef sonunda siz de iyice dengenizi kaybedersiniz. cevrenizden uyarilar gelmeye baslar. artik kendinizle o'nun arasinda bir secim yapmak zorunda kalirsiniz. ya kendinizden vazgecip sadece o'nu mutlu etmek icin yasayacaksiniz ya da kendi hayatinizi sececeksiniz. ayrilik acisi, normal bir ayriliktan kat kat daha fazla coker insanin uzerine. vicdan azabi, pismanliklar...”

“her affektif bozukluktaki gibi beynin on lobunun doğru çalışmaması sonucu 3 temel duygulanım hormonunun bozuk olması bipolar bozuklukta olan şey. affektif bozuklukluğu olan insanlarla aşk yaşamak söyledir ki hayatınıza girdiklerinde ve çıktıklarında onları asla unutamazsınız”.

duygulanım bozukluğu diğer insanlardan fazla aşık olmasına yol açar. daha zor unutur. açıkçası seksomanyak olmadıkça sadakat konusunda beceriksiz bipolar çok görmedim.”

“tutkulu ve fırtınalı bir aşk istiyorum. filmlerdeki romanlardaki gibi olsun diyorsanız. hosgeldiniz. doğru yerdesiniz.”

ama manik dönemde sizi uçuran insan gülse depresyonu dikenidir. hele bir de mixed epizotu varsa bitmeyen bir düşüş gibi.”

“ilk olarak elinizde değil biliyorum ama sakın böyle birisine aşık olmayın. deliliğin de eşiğinde yaşarsınız, aşkın da. zaten çok ince bir çizgi, devamlı gider gelirsiniz o çizgide. bir gün içinde hem dünyada yaşayan en mutlu insan, hem de kafayı sıyırığ ne yapacağını bilemeyen insan olursunuz. çünkü gerçek ilişkide eşler bir birinin ruh halini paylaşır.”

 

Zor bir süreç. Ama benim sevgili eşim ve canım oğlum için ben her şeyi göze alırım. Ankara’da danıştığım doktorun söyledikleri kulağımdan hiç çıkmayacak. Çünkü o kadar heyecanlandım ki ilk anlattığında; bu adam nereden biliyor bizim yaşadıklarımızı dedim.

Onun istediğini sandığı şeyi yapıp onunla boşansam veya ondan ayrılsam onun için çok kötü bir dönemin başlayacağını biliyorum. Ve onu bu şekilde bırakıp gitmek içimi acıtıyor. Bu vicdansızlığı yapmak elimden gelmiyor. Etrafımda bir çok kişi kendimi düşünmemi salık veriyor. Ama ben onu seviyorum. Bu tüm denklemi bozuyor. Ve benim canım oğlumun yaşam kalitesinin de çok kötü etkileneceğini düşünüyorum.

Ama şu an hastalığın tam ortasında. Bana güvenmiyor. Bu zaten tetikleyici unsur olduğu gibi şu anki durumda bunu değiştirmek de kolay görünmüyor. Güvenmek benim değişeceğime ve ona daha iyi davranacağıma ilişkin. Çünkü şu anki durumunu hastalığıyla ilgili bulmuyor. Her sarhoşun ağzından çıkan “ben sarhoş değilim” cümlesi gibi.  bu da benim elimi kolumu bağlıyor. Bir de annesinin olumsuz çabası var. Oysa yanında durumu daha kötü olacak ama bunu fark edemiyor. O sadece sabah akşam alınacak olan iki  hapla iyileşeceğini düşünüyor. Oysa bu hastalık sadece lityum takviyesiyle ve ilaçla çözülebilecek bir hastalık değil. Mutlaka sevgiden ve şefkatten geçiyor. Gece rahat ve huzurlu uykudan geçiyor. Ona yıllardır yaptığım gibi sarılmam gerek. Onun anne karnındaymışçasına huzur bulduğu yatma şeklini geri vermezsek o huzur bulamaz.  Bu olmadan ne yazık ki hastalık derin ve etkili olacak. Karma dönem olduğu için inişlerden çıkışlardan dolayı tam bir belirsizlik var. Yani bir saat yüksek enerji birkaç sonra elini bile kımıldamayacak kadar çökkünlük yaşıyor. Hele ki sonbahar soğukları başladı. Depresif süreç için oldukça olumsuz bir sürece girdik.

Onu bırakmak vicdansızlık olur. Onu bu halde bırakmayı asla düşünmüyorum. O istemese bile. Sarhoş birisinin arabayı kullanmak istemekteki ısrarı gibi. ama elinden anahtarı alamıyorum bir türlü.

Ama bir başka kişi benim yerimi almışsa, alacaksa, ben ancak o zaman vazgeçerim onun elini tutmaktan.

İlişkimizdeki inişli çıkışlı dönemlerin olmaması mümkün mü? Durumun adı iki uçta yaşamak zaten. İlişkimiz de iki uçta yaşandı. Başkalarının olamayacağı kadar mutlu da olduk, başkalarının aklına gelemeyecek kadar öfkeli de. Bipolar yaşadığı ilişkiye rengini veren kişiliktir. Onun yaşadığı her gel git ilişkiye aynen yansıyor.

Sizin onun için endişelendiğiniz bir anda o süslenip gezmeye gider ve siz onun umurunda bile olmazsınız. Siz bir sonraki saatteki durumu düşünürken o şu andaki saatin keyfini sürmektedir. Ve bunu size nazire yaparcasına yapar. Siz elinizi uzatırsınız, yalvarırsınız ama o sizi iplemez bile. Onun frekansına girmek çok zor olur. Aynı dili konuşmadığınız bir yabancıya dönüşür. Kafasında bazı kurgular vardır ve bunu değiştirmek neredeyse imkansız hale gelir.

O kadar acı verici bir yanı var ki bu durumun. Yukarıda tanık olduğumu anlattığım özürlü çocuğun hikayesine dönüyorum. Size tepki vermiyor. Size bir teşekkür edemiyor, istediği bir şeyi anlatamıyor. Kötü bir durum. Ama bipolar çok daha vahim. Siz ona elinizi uzatıyorsunuz ama o elinizi itiyor. Yani ters tepki veriyor. Yakınlaşmak istiyorsunuz kaçıyor. Tepkisizliğe bile razısınız. Hayatınızdan büyük ödün veriyorsunuz ama karşılığında küfür yiyorsunuz.

Manik döneminde size yaşattığı bazen çoşkulu bazen öfkeli tepkileri bir tarafa bırakın ama depresif dönemde asla iyi bir cümle duyamıyorsunuz. Çünkü her olaya kötü ve negatif yanından bakma eğiliminde.

Sadece anlayışlı olmak, her suçu üstlenmek, her kötülüğün faturasını ödemek zorundasınız. Sürekli pişmanlık belgesi imzalamanız gerecek. Özür dilemekten diliniz zımparaya dönecek. Kuzu kuzu gidecek, köpek gibi yalvaracaksınız. O hasta değil siz kötüsünüz. Buna hazır olacaksınız. Gururu bir tarafa bırakacaksınız. Alttan alma uzmanı olacaksınız. Beyniniz sürekli onunla meşgul olacak. Radardan gözünüzü ayırmayacaksınız. Bunlar olumsuz yanları. Ama tüm bunları telafi edecek kadar da kocaman bir yüreği olduğu için siz onu sevmeye devam edeceksiniz. Toplama çıkarma işlemlerinde haneniniz hep artıda kalacak. Zor olacak ama asla unutamayacağınız günler aylar yıllar yaşayacaksınız.

Burada geçirdiğimiz iki yazda yaşanan bir şey daha var. Son iki yaz Manik dönemlerinde Karasuda oldu. Tüm coşkusunu ve heyecanını orada yaşadı. Yani beyindeki enerjiyi orada tüketti. Orada coştu, orada afyonu patladı. Geçen yıl döndüğünde onda hiç heyecan kalmamış ve depresif döneme girmişti. Hatta ben bu konuda alınganlık göstermiş “beni görünce mi kötü oluyor bu kadın” diye düşünmüştüm. Bu yıl ise İstanbul’da giriyor aynı sürece. Orada yaşayacağı çöküntü sorunun Alanya’da olmadığını gösterecek.  Maniklerin bahardan yaza geçişiyle birlikte tavan yapma eğilimi var. O da tesadüfen Karasu’ya gidiş zamanına denk geldi. Sanki orası ona eğlenceli geliyor gibi bir algıda oluşmuş olabilir. Yani baharda her nerede olursa olsun  zaten heyecanlı ve coşkulu olma eğilimi fazla. Bahardan yaza Şam’da girse Şam cennet gelebilirdi. Veya manik ertesi depresif döneme Paris’te geçse muhtemelen Paris de en berbat şehir olarak kalırdı aklında.

Her zamankinden farklı olarak ben artık bu hastalığın farkındayım. Bu durum ilişki için çok önemli. Bilinçli bir hasta yakını hem hastalığın tetiklemesini engellemek hem de hastalık sırasında tepkileri kontrol etmek açısından olmazsa olmazdır. Bir taraftan ilaç tedavisiyle de desteklenince hem daha düşük seviyede inişler ve çıkışlar kontrol altına alınacak hem de verdiği tahribat daha az olacaktır. Bunu ona bir şekilde anlatabilmenin yolunu bulmam gerekiyor. Gerekirse annesiyle de konuşmanın ve aramızdaki buzları eritmenin bir çaresini arıyorum. Çünkü bu durum daha uzun sürmemeli. Bir araya gelmemizin neredeyse tek yolu bu.

Çok zor bir süreç. Ama bir gün oğlumun “bizim için, benim için yeterince savaştın mı? Sorusuna “hem de sonuna kadar” diye cevap verebilmeliyim. “Şunu da yapabilirdin” diyebileceği tek seçenek dahi bırakmamalıyım. Ancak o zaman vicdanım rahat olur. Sadece o zaman gönül rahatlığı yaşarım. Bir sevgi bitmeden, yarım bırakıp telef etmek istemiyorum.

Hangi tepkinin hastalıktan hangisinin kararlılıktan olduğunu çok iyi ayırt edebilmeliyim. Bu dumanlı ve puslu havada seçim yapmak çok zor. Yanlış şeyler yapmasından korkuyorum. Sonunda düzeltemeyeceği, pişman olacağı, utanacağı hareketler yapmasından endişeleniyorum. Çünkü en önemli özellikleri yarını yokmuş gibi davranmak. Sonuçlarını hesap etmeden hareket etme eğilimleri çok fazla. Acele etmemin ve sakince kenarda oturup beklememenin sebebi bu. Sevgisiz kalınca daha da derinleşmesinden ürküyorum.

Yoksa burada onsuzluğa alıştım. Araya soğukluk girdi doğal olarak. Huzurluyum. Kafamı işime odaklıyor ve başarma yolunda ilerliyorum. Son üç buçuk ayı böyle yaşadım. Bana iyi geldi. Ama onun karasuda yaşadıklarından haberim olmamıştı. Daha sonra kendisinin anlatımlarından öğrendim ve çok üzüldüm. Bu durumun farkında değildim zaten. Aynı şeylerin ve hatta daha kötüsünün İstanbul’da olma ihtimali çok yüksek. Bunu istemiyorum. Gittiğimde gördüğüm hali de hiç hoşuma gitmedi. Ama entrika çevrilip doktorda devreye sokulunca geri dönüp geldim. Daha da dibe gitmemesi lazım. Oğlumuzun da ruh hali etkilenecek. Zaten ev ahalisi olarak tüpçü dükkanı gibiler. Kimin ne zaman patlayacağı belli değil. Onu oradan alıp saçlarını okşamam, onu şımartmam lazım.  Ona güven vermem ve bana yaslanmasını sağlamam gerekir. Ama şu an sağlıklı değerlendiremiyor. Zaten ruh durumu bunların tersini içerden yüksek sesle haykırıyor.

İki ayrı gözün aynı maddeyi farklı görmeleri çok zor bir durum. Tarif ettiğiniz şey ile onun tarifleri aynı olmuyor. Ben bu durumu farklı şekilde değerlendiriyorken onun sübjektif yorumu bambaşka. Belki benim de objektif bakamadığım yanları vardır. Belki kendimi kandırıyor, kedidir kedi diyorumdur kim bilir. Belki gerçekten beni istemiyor ve ben kendimi hastalığa sığınarak kandırıyor olabilirim. Vicdanım yanlış görmeme sebep oluyor olabilir. Bunun için biraz sis perdesinin kalkmasını beklemem gerekiyor. Onun daha derine gitmesini engellemek için onu sevgisiz bırakmamak iyi olur. Onun en çok ihtiyacı olan şey bu. Yanımda olamadığından uzaktan ilgi göstermek zor ama denemeye devam ediyorum.

Eşyayı almaya gelmeseydi, ve bu hastalıktan bahsetmeseydi ve karasuda yaşadıklarını anlatmasaydı ben ayrılığa alıştırmıştım kendimi. Hastalıktan bihaber olduğum için bunu bir karar olarak düşünmüştüm. Fakat sonrasında duygularım farklılaştı.

Şimdi tek düşündüğüm onu bu şekilde bırakmamalıyım. Sonuna kadar savaşmalı ve elimden geleni yapmalıyım. Onu şımartacakmışım, bunu daha sonra kullanırmış, iyice pasifleşirmişim, gururum ezilirmiş tüm bu küçük burjuva düşüncelerini bir kenara atıp, oğlum için karımın sağlıklı yaşamı için elimden gelen her özveriyi göstermeliyim. Olgun olmalıyım, alttan alacak sabra sahip olmalıyım. Bu süreci ve daha sonraki süreçleri iyi yönlendirmeliyim. Deniz feneri bu günlerde işe yarar. Işığımı güçlü yakmalıyım. Yön göstermeliyim.

“Geç kaldın” dese de, “artık çok geç” dese de ölüm olmadıkça hiçbir zaman diliminin geç olmadığını göstermeliyim. Facebook atasözleriyle iğnelese de, instegram fotolarıyla tetiklese de sakin kalmalı ve anlayışlı olmalıyım. En dayanamayacağım şey komplo ve entrika. Bununla karşılaştığımda, Tepkilerimi ölçülü vermeli ve tahammül çıtamı yükseltmeliyim. Annesine karşı daha anlayışlı olmalı, geçmişte ona aktarılan cümlelerden dolayı özür dilemeli ve onunla ilişkilerimi rayına sokmalıyım. Seviyeli bir ilişki düzeyine çekmeliyim.

Bunlar Fransız kapitülasyonları gibi görülse de sonunda Lozana giden yolu bulmalıyım.

Yani bu bir geçmiş özeleştirisinden çok gelecek manifestosu sayılır. Şu şunu dedi, bu bunu dediden çok gelecek ile ilgili bir plan. Çünkü yeni bir dönem benim açımdan. Bipolar evlilik. Farkında olarak yaşamak. Bulanık suda el yordamıyla geçtiğimiz sekiz yılı bundan sonra daha berrak bir suda yaşamak. Zorluğunu baştan bildiğim, etkilerini ve sonuçlarını görebildiğim bir evlilik. Bu rahatsızlığı dönemsel bir grip gibi algılamayın. Ya da geçici bir öfke patlaması da değil. Kol gibi bir duygu durum bozukluğu.

Kolay değil. İmkansız hiç değil.

 

Alizarin’den sevgilerle…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazıyı atlamışım...Şimdi okudum ve etkilendim...Benzeri şeyleri yaşıyoruz bazen..Hem 8 falan degil 36 yıl sonra bile.. Yazı 9 ay önce yazılmış...Bu süreçte Sevr bitip Lozan'a ulaştın mi?..Eğer ulaştıysan bile, Lozan zafer mi hezimet mi, merak ettim değerli Alizarin... Şurası kesin ki günümüz hayat tarzı biz erkekleri/babaları çok sabırlı olmaya zorluyor;zorunlu kılıyor, modernistler aksini iddia etse de.. Selamlar ve sağlıklar...

ali açıköz 
 04.07.2019 18:01
 

Geçmiyor. Geçmez. Bununla yaşamayı öğrenmesi lazım. Belki bir gün farkına varır. Ama o gün yakın değil daha. Borderline sevgilisine 6 yıl tahammül eden bir adam tanıyorum ki Sınır Kişilik Bozukluğu yani borderline ile Bipolar bozukluk birbirine benzer. Adam 6 yılın sonunda pes etti. Kadın farkına varmaya başladığı zamanlarda adamı terk etti. Çünkü sevgi bitmişti. Kadın sevilmediğini görmüş ve özgürlüğe uçmak için pozisyon almıştı. Kanatlandı ve uçtu. Adamı o günden beri aramıyor. Adam da onu tabii. Kadın asla evlenemeyeceğinin farkında. Sadece kendini toparlamaya ve yol almaya çalışıyor. Tek başına olmayı başardı sonunda. Belki hasta fakat kişilik olarak olgun biri olmaya çok yakın. Artık ne aşk istiyor, ne de evlilik. Yeniden sevmek korkunç onun için. Zaten sevemiyor başkasını. Dediğiniz doğru. Unutulmuyor gerçekten de. Karınız sizi anlayacaktır. Umarım sizi anladığı vakte kadar ona olan sevginiz bitmemiş olur. Çünkü soğumak bitirir böyle durumlarda ilişkiyi. Tanrı yardımcınız olsun.

Tuğba Büyükkerpic 
 16.06.2019 14:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 105
Toplam yorum
: 302
Toplam mesaj
: 30
Ort. okunma sayısı
: 6645
Kayıt tarihi
: 27.04.07
 
 

Ereğli - Konya Gazi Lisesi (yatılı) - İstanbul Üniversitesi İşletme (İng) Fakültesi - Ressam ve A..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster